Millî-Manevi Meselelere İlk Uyanışımız

-A A +A

İsmail Aydın

                Milli (!) Eğitim (!) pozitivist esaslara dayalı ve uzman kisveli yabancı ajanların kontrolünde olduğundan manevî anlamda bize hiçbir şey vermiyordu. 960’lı yılların ilk yarısında dünyadan bîhaber ortaokula gidip gelirken,  1966-1967 eğitim öğretim yılında, kendilerini risale-i nur talebesi olarak niteleyen birileriyle karşılaştık. Seçimle iktidara gelen Menderes’e karşı darbe yapılmış, milletin sevdiği Başbakan ile iki Bakanı haksız yere idam edilmişti. (Başbakan Adnan Menderes, -Kırım’dan gelip Eskişehir’e yerleşmiş bir ailenin evladı- Maliye Bakanı Hasan Polatkan, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu.) Halk arasında bu idamlar tartışılıyordu.

                Mayıs ayında darbe yapılmasa önümüzdeki sonbaharda seçim vardı. Menderes iyi mi idare ediyor, kötü bir yönetim mi sergiliyor millet sandıkta kararını verecekti. Ama askerler seçimi beklememişler ve birilerinin talimatıyla ve birileriyle işbirliği yaparak hükümeti devirmişler, üstelik sevilen üç ismi de idam etmişlerdi.

                Olayların perde arkasını araladıkça öğreniyoruz ki, mesele memleketin iyi ya da kötü idaresi meselesi değildi. Menderes zaman zaman Amerika’ya yan çiziyor, Rusya ile ilişkiler geliştiriyor ve giderek millî lider haline geliyordu. Amerika için asıl problem Menderes’in millî lider haline gelmesiydi. (*) Darbe sonunda İsmet Paşa Başbakanlığa getirilmiş, o da güvenoyu ile düşürülerek yerine Suat Hayri Ürgüplü Başbakan olmuştu. Ürgüplü ailesi maaile masondur.

                Risale-i nur talebesi olarak tanımlanan arkadaşlar 1965 seçimlerini kastederek bir yandan “Elhamdülillah Başbakanımızı seçtik, bir de Cumhurbaşkanımızı seçersek siyasetin açmış olduğu yaralar sarılacak” gibi ifadelerle Süleyman Demirel’in Başbakanlığından duydukları memnuniyeti ifade ediyor; diğer yandan hastalanmış Cemal Gürsel’den sonra Cumhurbaşkanlığına hazırlanan Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay’ın Cumhurbaşkanlığına seçilmesini ümitle bekliyorlardı. Bu ve benzeri sözler, darbecilerden nefret ettiklerini gösteriyordu. Beklendiği gibi Cevdet Sunay 5. Cumhurbaşkanı olarak 1966’da Cumhurbaşkanlığına seçilmiştir.

                                               EĞİTİM KALİTESİZ OLUNCA

                Bizim nesil, üzerinde ısrarla durduğumuz hedefsiz, gayesiz ve hatta manasız eğitim politikaları sebebiyle olayları o tarihlerde  -bugün durum daha da vahim- enine boyuna tahlil edecek durumda değildi. Türkiye’mizin meseleleri hakkında fikirler üç aşağı beş yukarı, yukarıda bir cümleyle özetlemeğe çalıştığımız düzeydeydi. Derken altı gün süren 1967 Arap İsrail Harbi çıktı. Ve İsrail’in zaferiyle sonuçlandı.

                1967’de lise birinci sınıftaydık. Rahmetli Muhittin Bacanlı, kasap Hacı’nın oğlu İsmail Bozkurt ve ben, bir şekilde Türkiye’ye askerî uçakla iltica etmiş bir Bulgar’dan fizik, kimya ve almanca dersleri alıyorduk. Albay dediğimiz Bulgar bizi sever, Bulgar tarihinden ve Osmanlı tarihinden bazı olayları anlatırdı. Bir keresinde demişti ki:

                -Bizim başkanlar sizin başkana (Abdülhamid) gitmişler, bağımsızlık anlamında özerklik isteyecekler. Sizin başkan bizimkileri huzura almış, güzelce konuşmuş sonra yola vurmuş. Bizim başkanlar dönünce bizim vatandaşlar sormuşlar.

                -Sultanla konuştunuz mu?

                -Konuştuk.

                -Size kızdı mı, bağırıp çağırdı mı?

                -Hayır, öyle bir şey yapmadı, kızmadı, çok iyi davrandı.

                -Peki, ne yaptı, ne dedi?

                -Çok şey söyledi.

                -Ne anladınız?

                -Hiçbir şey anlamadık!

                Bulgar bunları anlatır bizden daha çok kendisi gülerdi. Bir bakıma Abdülhamid’in siyasi yeteneğini ifade ederdi. Neyse! (Gelecek hafta, Arapların Yenilgisi ve Çin’in Türkistan’a Zulmü.)

                ------------------:

                (*) Kissinger, Dışişleri Bakanı olduğu dönemde Amerikan dış politikasına “iktidara da muhalefete de yakın olmak” anlayışıyla bir esneklik getirecek, Amerika girdiği yerlerde istediği gibi at oynatacaktı. Bu anlayışa göre Amerika, müttefiki olan devletin teröristiyle de ilişki içinde olabilecekti.

                Bkz. İsmail Aydın, Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor, Amerikan Dış Politikasında Kissinger Faktörü başlıklı yaz, Sayfa:12

               (Resim Niyazi Akcan'nın arşivinden temin edilmiştir.)

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 02.01.2018 - 08:55 -3,357-
Bu sayfayı paylaşın :