Mucize

-A A +A

Doğrudan girelim lafa bu defa. İnancımıza göre hiç kimse, Kur'an'a göre hayatını düzenlemeden dünyada huzur bulamaz, ahirette kurtuluşa eremez. Adam öldürme, hırsızlık yapma, yalana şahitlik, ana babaya isyan, dolandırıcılık, içki, kumar gibi toplumu yıkıp dağıtan felaketlerden -özellikle yüz kızartıcı kötülüklerin başı olan- zinadan ve fuhuştan uzak kalmanın yolu, Kur'an ve sünneti iyi tanımaktan geçer elbette, bir de hayatın zevk ve sefasından başka şeye değer vermeyen cahillerden uzak kalmaktan.   

Bilgisi, gücü ve akli melekeleri sınırlı olan insanoğlunun, hakikate hidayet edecek bir yol göstericiye muhtaç olduğu akıl ve insaf sahibi kimsenin inkâr edemeyeceği bir gerçekliktir. İnsanın kaynağı, yaratılış amacı, Allah’ın vasıfları, ölüm ötesi hayat gibi, insanın idrak ve tecrübe sınırlarını aşan konularda isabetli hükümler verebilmek için, elbette ilahi kaynaklı bir bilgiye ihtiyaç var. İşte bu ihtiyaçtandır ki, Allah (cc) insanlık tarihinin belli dönemlerinde kitaplar ve peygamberler göndererek insana dünyada ve ahirette mutluluğun yolunu göstermiştir; hem de tekrar tekrar. Bu konuya döneceğim.

Kendisi ve eşi açığa alınan bir dostumuzla karşılaştık yolda. Bu hadiseden sonra yaşadıklarını ve çektikleri sıkıntıları dile getirdiler ayaküstü. İçinde bulundukları durumun vahameti ve çektikleri sıkıntı yüzlerinden okumaktaydı. Bir insan ne kadar üzgün olabilirse o kadar üzgün görünüyorlardı.

Aslında sözün bittiği yerdeydik, ancak benden birkaç laf etmemi bekliyorlardı. Geçmişi anmak, havanda su dövmekti böyle zamanlarda. Zor bir durumdu, toparladım kendimi hassas gönülleri daha fazla tahrip etmeyecek birkaç söz sıraladım arka arkaya.

Hak yerini er ya da geç bulacaktır diye başladım ve şöyle devam ettim. Hayat tekdüze değildir, onun sert inişleri vardır, dik yokuşları da. Şahsen bu yaşa kadar hepimiz de insan psikolojisini alt üst eden ne katmerli kahırlar çektik ya da bizleri mesut ve bahtiyar kılan ne olaylar yaşadık güle oynaya.

Ayrı bir konudur. Bizi mest eden olaylarda sevincimiz sınırsız ve ölçüsüz değildi. Böyle bir durumda bolca şükreden olmaya çalışır, bir de ‘Acaba bunun ardından hangi ıstıraplar, dertler bizi sarıp sarmalayacak?’ diye ayaklarımızın yerden kesilmesine izin vermezdik.

 Kahır çekerken de meyus olmazdık asla. Ağıtla, figanla, keder ve yeis ile kendimize ve başkalarına hayatı zehir etmekten çekinir kan kustuğumuz halde kızılcık şerbeti içtik deyip geleceğe dair umutlarımızı, hayallerimizi kaybetmez, sabrın zirvelerine tutunurduk sıkı sıkıya. Günde birkaç saatlik uykuyla geçerdi aylarımız, ancak kara gün de kararıp kalmazdı.

Hüzün zamanları demiştik. Uykusuz gecelerde yatakta fırdöndü yapıp hafakanların basmasına fırsat vermemek için gecenin zifiri karanlığını geleceğin aydınlığına çevirecek bir yol tutmaktan daha hayırlı, daha eftal ne olabilir? Kalkıp tertemiz bir abdest alarak Kur’an-ı Kerim’in hem Arapçasını, hem de meal tefsirini gözden geçirmek Rabb’imizin bize şah damarımızdan daha yakın olduğunu hissetmektir aslında. Çekilen sıkıntılar, yaşanan bungunluklar hafifler, siz gerçek benliğinize dönersiniz. Derdiniz derman bulur, dosdoğru istikametler ile taptaze ufuklar açılır önünüze.

O okumaların kazandırdığı akıl, insaf, iz'an, idrak yenilenmesi ile kazandırdığı maddi manevi direnci tarif etmek mümkün değildir kelimelerle. Herkesin derin uykuda olduğu, kim bilir belki de uyanık olduğu o vakitlerde, bir kul için en büyük şereftir Yüce Yaratıcı’nın hitabına muhatap olmak. Gözlerinizle görecek, ellerinizle tutacak bir biçimde, değişecek hayatınız.

Her ikisinin de gözü doldu. Dualar ve temenniler ile vedalaştık.

Meselenin ‘talkın salkım’ işine dönüşmesinden endişe ederim hep. Bu karşılaşmadan bir hafta sonra ‘Kur’an Okumaları’ bizi Kamer suresine getirdi. Ayetleri didik didik ettim, hem de beş altı defa.

Sure, önceki ümmetlerin kendi peygamberlerinden mucize göstermesini bekledikleri gibi, Mekkelilerin de Hz. Peygamber’den mucize beklentisi içine girdikleri bir zamanda, Mekke döneminin ikinci yarısında inzal buyrulmuş 55 ayet.

Rabb'imiz, kendi yarattığı kullarına, yani bizlere -hâşâ, bir yetmezmiş gibi- aynı surenin dört değişik ayetinde tekrarlar. İnsanı sarsan, titreten müthiş uyarılarla doludur. Mucize isteyenler için Kur'an-ı Kerim’in kendisinin muhteşem bir mucize olduğunun büyük bir kanıtı.

Ayet 17: “Andolsun biz Kur'an'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. (Ondan) öğüt alan yok mu?”

Ayet 22: “Andolsun biz Kur'an'ı düşünüp öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu?”

Ayet 32: “Andolsun biz Kur'an'ı, anlaşılıp öğüt alınması için kolaylaştırdık. O halde düşünüp öğüt alan yok mu?”

Ayet 40: “Andolsun biz Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. O halde düşünüp ibret alan yok mu?”

Ayetler oldukça sarih, ama yine de müfessirler şöyle tefsir etmişler:

“Yok mu, her akıllı insanın kolayca anlayabileceği hikmetli öğütlerle, ibret verici kıssalarla cennetin yolunu gösteren bu kitabı okumak, anlamak, pratik hayata uygulamak; böylece dünyada ve ahirette kurtuluşa ulaşmak isteyen?”

İnsanlara hakikati anlatmanın bir vasıtası Kur’an’ın insanlara doğru yolu gösteren delil, vaaz ve telkinleridir. Öyleyse onunla her dem hemhal olmanın yolu mutlaka bulunmalıdır. Aksi ise büyük bir yıkım, kıyım ve kayıptır.

 

İdris DOĞAN  
idris-dogan@hotmail.com             
15 Ağustos 2016

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 15.08.2016 - 22:06 -232-
Bu sayfayı paylaşın :