NATO Ne İşe Yarar

-A A +A

İkinci Dünya savaşı sonrasında 1945 Yalta’da toplanan üç büyükler İNGİLTERE, ABD ve SOVYETLER yer küreyi, kendi nüfuz alanlarını çizerek iki kutuplu bir eksen temelinde adeta üçe bölmüş idiler.

4 NİSAN 1949 yılında kurulan NATO ile sözde Sovyetler Birliği Varşova paktına karşılık olarak, ABD ve İNGİLTERE liderliğinde bir NATO güvenlik ittifakı oluşturuluyordu.

 Böylesi bir ittifak  oluşumu ile iki kutuplu bir dünya kurgulanıp danışıklı bir döğüş senaryosu gereğince üçüncü dünyanın mazlum ülkeleri üzerinde yeni bir sömürge yapısı inşa ediliyordu. Tıpkı Cemiyeti Akvam’ın 24 Ekim 1945’te Birleşmiş  Milletlere dönüştürülerek dünyanın BM güvenlik konseyi beş daimi üyesinin indi ve keyfi kararlarına bırakılıp kurgularına terkedildiği gibi.

NATO’nun ilk kurucuları 12 üye ülkeden teşekkül ediyordu. ABD, İngiltere, Kanada, Fransa İtalya, İzlanda, Hollanda, Belçika ,Norveç, Portekiz, Danimarka ve 1952 Türkiye,1954 Yunanistan, 1955 Almanya ve Lüksemburg ,1982İspanya ve Doğu Avrupa ülkeleri ile Baltık ve Balkan ülkelerinin üye olması ile NATO ittifakı nisan 2009 tarihi itibariyle 16 ülke daha katılarak 28 ülkeden oluşan bir ittifak çatısı oluşturulmuş oldu.

Şu an itibariyle NATO ülkeleri içinde nükleer teknoloji ve de silahlara sahip üç üye ülke bulunuyor. ABD, İngiltere ve Fransa.

NATO haricinde ise Rusya, Çin, Hindistan, Pakistan, Kuzey Kore ve İsrail nükleer silah ve teknolojiye sahiptir. Ayrıca Füze Kalkanı ve Hava  Savunma  sistemleri ile uzay ve uydu teknolojilerine, istisnaları olmakla birlikte genel olarak aynı ülkeler sahiptir.

NATO’nun Doğu Avrupa Baltık ve Balkan coğrafyalarında böylesi bir genişleme yapması 1989 da Sovyet blokunun çökmesi neticesinde gerçekleşmiş olması idi.

Ben burada okuyucuların zihinlerini, tarih rakam isimlerle karmakarışık etmeyi düşünmüyorum. NATO’ nun ne işe yaradığının, ne için kurulduğunun asıl amacını ve anlamını analiz etmek için böyle bir başlangıç yapmayı düşündüm. Ki;

İlk paragrafta ifade etmeye çalıştığım gibi NATO gelişmiş batı ülkelerinin eskiden Sovyetlerle şimdi ABD ekseninin Rusya federasyonu ile danışıklı bir döğüşün bir yansıması olarak Batı ittifakının lider ülkelerinin Üçüncü Dünyanın ve özellikle de İslam Coğrafyalarında ki ülkelerin;

a.Yönetimlerinin kontrol edilmesi ile,

b. Enerji ve stratejik madenlerinin ve de diğer kaynaklarının transferini amaçlayan örtülü ve derin bir “sömürge güvenlik yapılanması ve üst konseyi” anlamına gelmektedir.

NATO ( Kuzey Atlantik BATI İTTİFAKI)

 Bu gün itibariyle dört  yüksek komutanlık aracılığı ile dünyanın kendi nufuz bölgesinde tam bir hâkimiyet sağlamış gözükmektedir.

1.  Avrupa yüksek komutanlığı (Almanya merkezli) 2.Atlantik yüksek komutanlığı (Norveç merkezli) 3. Manş yüksek komutanlığı (İNG. ve FR. merkezli) 4. ABD ve Kanada yüksek komutanlığıdır. Bunun haricinde ikinci dereceden ve de üçüncü dereceden diğer NATO ülkelerinde NATO'nun üst komutanlıkları da bulunmaktadır. Türkiye de İzmir üst komutanlığı ve Adana incirlik üstlerinde olduğu gibi.

2.  NATO'nun nükleer silah paylaşımı yaptığı ülkeler ise: Almanya, Belçika, Hollanda, İtalya ve Türkiye’ dir.

3.        NATO'nun gayri resmi ekseni: a. ABD, b. İngiltere ve c. İsrail'dir.

Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği yere:

NATO kendi üye ülkelerine füze  kalkanı ile ve hava savunma sistemleri kurarken Türkiye'yi neden hariçte bırakmaktadır.

TÜRKİYE gerek içerden terör  saldırıları ile ve gerek dışardan l300 km boyunca komşu sınır ülkelerinin iç savaş senaryoları ile bölünüp param parça edilmeye çalışılır iken bir NATO üyesi olarak kendi güvenliği ve toprak bütünlüğü de tehlikede iken neden NATO sadece uyduruk ve göstermelik destek mesajları ile yetinmektedir.

Üstüne üstlük yarım asırdır NATO gladyo yapılanması ile özel harp dairesi ile güvenlik alanlarımızın ve de kurumlarımızın içine iliğimize kadar işlediğini de dikkate alır isek ne menem bir tehdide maruz kaldığımız bir kat daha anlaşılmış olmaktadır.

Türkiye olarak kendi savunma sistemini kurmak amacı ile NATO'nun üye ülkelerinden para karşılığında füze, uydu ve konvansiyonel silah teknolojileri anlaşmalarını yapıp paralarını ödediği halde neden bu silah ve teknolojiler Türkiye'ye verilmemektedir?

Türkiye NATO’ nun kendi bölgesinde en güçlü destek veren ve en çok kaynağı temin eden ülkesi iken neden bu silah ve savunma  blokajları yapılmakta ve ittifak üyeliği neden hafife alınmaktadır?

Bu sorular NATO’ nun ne menem bir maksatla kurulduğunun ve nasıl bir kuruluş olduğunun ap açık bir göstergesi değil midir?

Elbette ki NATO sadece bir Hristiyan batı kulübü ittifakı olarak gözükmektedir.

15 TEMMUZDA kıllarını kıpırdatmayan ve bir kınama dahi yapmayan NATO birliği

2017’ nin ilk günü yılbaşında yapılan REİNA saldırısında öldürülen misafir vatandaşların yabancı uyruklu olmaları nedeni ile NATO’ nun bayraklarını yarıya indirmesi de gösteriyor ki NATO bir Hristiyan kulübüdür ve bunu bir kez daha ispat etmiştir. Tıpkı AB’nin  bir Hristiyan ekonomik ve siyasi birliği olduğu gibi.

Üyelik müracaatını 52 sene önce yaptığı halde Türkiye 52 yıldır Avrupa Birliği kapısına bağlı şekilde oyalanmakta ve de sürekli olarak iç işlerimize müdahale edilerek bekletilmektedir?

Netice olarak NATO da, AB de, BM de, Batı dünyasının üçüncü dünya ve de İslam dünyası üzerinde “kontrollü bir sömürü sistem yapıları” olarak ve de apaçık bir sömürgeci güç olarak hem içimizde ve hem de karşımızda durmaktadır.

Türkiye Suriye ve Irak özelinde “bölgenin sakinleştirilmesi” için;

 Rusya ve İran ile birlikte Moskova’da imzaladığı üçlü deklerasyon da dış işleri ve savunma bakanları buluşmasının gerçekleştirilmesi bölgesel bir uzlaşmanın güçlü zeminini oluşturmuş gözükmektedir. Böylesi bir uzlaşma zemini bölgenin diğer diri ülkeleri olan Mısır ile ve İslam iş birliği teşkilatı üye ülkeleri ile de yakın bir zaman diliminde bölgesel dayanışmanın sağlanması bir mecburiyettir.

Dış politika da ve diplomaside atılması gereken ilk adım küresel ölçekteki güçlerle İngiltere, ABD ve İsrail ekseni ile uzlaşma sağlamak ve de bölgesel devletlerle Rusya İran Mısır ve körfez ve Hicaz bölgesi ile de gerekli anlaşmaları yapmak ve bölgenin yerel dinamiklerini de iyi derin bir strateji geliştirmesi gerekmektedir. Hatırlamak lazım ki Türkiye’ nin “yumuşak gücü”'nün, sert gücünün kırk katı daha fazla olduğunu unutmadan uzun soluklu sağlıklı bir yapılanmanın gereği bir mecburiyettir.

Unutmamak lazım geliyor ki 1920 Milli Mücadele neticesinde T.C. Devleti,

1923 Lozan anlaşması ile İngiltere tarafından formatlanmış iken 1952 NATO ile yeniden formatlanarak bugünlere kadar kontrol edilerek geldik ve ne yazıktır ki kadroları ile kurumları ile ve de kuralları ile köklü bir Milli Devlet olamadık.

Şimdi ise uluslararası sistem kırılma noktasına gelmiş durumda.

Bu kırılmanın aktörleri ve zemini ise yine Avrasya eksenli ve Türkiye merkezli olarak apaçık bir ikinci bir Milli Mücadele yapılmaktadır.  Türkiye hem yumuşak gücü ve hem de sert gücü ile sahada ve masada yaptığı, yapmak mecburiyetinde olduğu bölgesel ittifakları ile yeni bir uluslararası SİSTEMİN kurucu iradesi ve de mayası olacaktır.

Böyle bir “stratejik derinlik davranışı” üçüncü dünyanın ve de İslam dünyasının mazlum milletlerinin kurtuluşu için yeni bir başlangıç olabilir temennisi ile gerekli dayanışma yapıldığında kurumları kuralları ve de kadroları oluşturulduğunda ve şartları sağlandığında yeryüzünde başarılamayacak hiçbir iş yoktur.

Çare: Kurt’a "Neden boynun kalın" demişler, kurt "Kendi işimi kendim yaparım da ondan" demiş”.

Vesselam

Kategori: 

1 Comment

Maalesef çağımızın geçerli

Maalesef çağımızın geçerli argümanları sebebiyle (demokrasi, insan hakları, çağdaşlık vb. gibi) söylemesek te, Dünyada olup biten olayları anlamada geçerli bir çıplak gerçek var. O da; Beşeri hadiselerin motoru, ideolojilerin çatışmasıdır. İnanç, ideoloji, medeniyet itibarı ile birbirine yakınlıklar dostlukların, zıtlıklar ise düşmanlıkların sebebidir. Millet olarak biz de dahil olduğumuz medeniyetin, coğrafyanın, dünya görüşünün şuurunda olarak davranırsak o zaman küresel çarkların yeniden lehimize dönmeye başlayacağını göreceğiz. Sayın Çügen, isabetli analizinizin bu gerçeğe vurgu yaptığını da düşünüyorum. Teşekkür ederim.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 09.01.2017 - 12:15 -351-
Bu sayfayı paylaşın :