Nerelerdeydiniz?

-A A +A

0000000.jpg

Media Folder: 

Hayatın içinde sık tekrarladığımız bir unsurdur “risk almak”. Özellikle ticari hayatta sıkça analiz yaparken tekrar ettiğimiz bu davranış modeli, çoğu zaman hayatın bütününde karşımıza çıkan bir olgudur.

Komşuluk ilişkilerinden tutun, cemiyet içerisinde bağ kurduğumuz ve


 Gelelim sözün özüne. Bir kısım aydınlar! risk almışlar ve diyorlar ki ülkenin bir tarafında PKK gerillasını öldüren devletin cinayetine ortak olmayacağız! Yahu böyle ise ülkenin aydın olmayanları!  tümden elden çıkmış vaziyette! Onlar bu cinayetin ortağı mı? Özellikle %49’u, okumuşu, okumamışı, zengini, fakiri, arifi, dervişi, genci, ihtiyarı hepsi asli fail.muhatabımızın insan olduğu her ilişkide “risk almak” biraz önce yada biraz sonra fakat vazgeçilmez olarak bir milat niteliği taşıyan bir an olarak karşımıza çıkar. Zorunlu olarak yaşarsak bu düğümü o ilişkiden çoğu zaman verim almak da mümkün olmaz. Oysaki bu zamanı olgunlaştırmak ve istediğimiz zaman gerçekleştirmek mümkünse gerçek bir milat yaşanır ve risk aldığımız ölçüde başarıyı kovalarız.

         “Bu planlı ve kasıtlı kıyım!“ demek sadece bir kısım okumuşlar tarafından görülebilir düzeyde!

         Aktüel tiplerden, ya Kocabaş ya da Noyan kaleme almış gibi devam ediyor bildiri: …… “ Devletin başta Kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarına karşı gerçekleştirdiği katliam ve uyguladığı bilinçli sürgün politikasından derhal vazgeçmesini, sokağa çıkma yasaklarının kaldırılmasını, gerçekleşen insan hakları ihlallerinin sorumlularının tespit edilerek cezalandırılmasını, ….” şaka gibi derler  böyle devam ediyor bu entelektüel risk!…

         Okumuşlarımız düşünmüş taşınmışlar ve aydın namusu! ile bu bildiriyi kaleme almışlar. Hani derler ya cahilin biri yapsa anlarım da, siz yapınca bunun adı yobazlık bağnazlık da olmuyor gerçekten, adıyla sanıyla hainlik oluyor.

         Çünkü: aydın olmak gerçekten de risk alınması gereken yeri seçebilmektir aynı zamanda. Gezi olaylarında işin rayından çıkıp, devleti yıkmak gibi bir amaca hizmet ettiğini risk alarak seslendirebilirdiniz. 6/8 Ekim olaylarında halkı sokağa davet eden sesin bizzat küresel bir emperyalden sufle alarak geldiğini risk alarak söyleyebilirdiniz. Suruç‘ta kaybettiğimiz canların bizi birbirimize düşürmek için gizli servis oyunu olduğunu beyan edebilirdiniz. 7 Haziran'da sahnelere çıkan saz çalan adamın gerçek yüzünü, Hendek savaşlarının makyajlı elebaşsını, şehitlerimiz olmadan önce deşifre edebilirdiniz. 28 Şubat'ta brifing verilen hakimlere “durun kalabalıklar” diyebilirdiniz. 27 Nisan da: bu ülke artık darbe yapılacak bir muz cumhuriyeti değil, diyebilirdiniz. 1980'lerde Evren’e küçük de olsa bir hayır diyebilirdiniz. Menderes'in asıldığı günün demokrasi bayramı olarak kutlanmasını en azından  istemeyebilirdiniz! Saymakla tükenmez. Nerelerdeydiniz? Konuşturmayın adamı derler sizin o adam yerine koymadığınız halk tabakası! Adam olasıcalar sizi.

          Siz de atalarınız gibi babalarınız gibi aynı yoldasınız. Ne 1 Kasım'ı hazmedebiliyorsunuz? Ne de Suriyeli göçmenlerin nasıl bu kadar tahammül görebildiğini. Yetmiyor göçmen imajı biraz daha zorlasın kargaşası için Sultanahmet bombacısını da özellikle seçiyorsunuz yerli ve yabancı işbirlikçilerinizle birlikte. Bunlar bile sizi zorluyor. İnsani olan, erdemli olan ne varsa size ters geliyor. Bu müslüman coğrafyanın sabrı, tutkusu, arifliği, gelecek ufku sancılandırıyor sizi. Sekülerizm batağında gömüldüğünüz akademik vizyonunuzun kalibresi yetmiyor. Ve saçmalıyorsunuz.

         Okumuşlarımızdan ihaneti görenlere gelince. Onlar için de risk alma zamanıdır. Baldıran zehri içtiğimiz!  bu günlerde, her türlü kutuplaştırmaya karşı sabrı ve iyilik için ısrar etmeyi telkin etme zamanıdır. Muhatapların korumak zorunda oldukları bir vatan coğrafyası olmadığı, hendek savaşlarından sekülerizmin her şekilde dikte etmeye çalıştığı bir sonuç çıkarmaya uğraştıkları aşikardır. Etnik aidiyet, cemaat, dil, mezhep ve toprak aidiyeti üzerinden yeni bir kültür-medeniyet ufku yaratamayacağımız bellidir. Vicdanlara özgürlük veren,pragmatizmden uzak dosdoğru bir dini inancın beslediği adalet düşüncesiyle yol alması gereken devlet mekanizması her an ve her zaman güvenlik zaafiyetine son vermek zorundadır. Savaş coğrafyası yaratılmasına izin vermeksizin gönülleri ve şehirleri imar ederek yol yürümek şartıyla olağanüstü bir dinamizm ihtiyacımız vardır. Bu dinamizmin hakkını verebilirsek, bütün insanımıza   yaygın refah vadeden medeniyet vizyonumuzun bu kulvarda kendiliğinden  ortaya çıkması mukadderdir. Bu anlamda her kulvarda yenilenebilir stratejilerle risk almak coğrafyamızın bütününde kardeşliği anlatmak ve gücümüz yettiği kadar kardeş olmak zamanıdır. Gerçek aydınlar kalemi bırakıp kucak açabilir bu günlerde. ”Adam aldırma da geç git diyemem “ misali…

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 20.01.2016 - 01:51 -504-
Bu sayfayı paylaşın :