Net Görülemeyen Düşman: İctimâi Tefrika

-A A +A
15 Temmuz’da “darbe kalkışması” yaşandı. Malumunuz toplumun hemen her kesiminden insanlar bu tehdide karşı birlikte mücadele ettik. Sıhhiye’de, Kızılay’da, Külliye’de, Genelkurmay Başkanlığı’nın önünde darbe karşıtı sloganlar atarken, darbeci hainlere kafa tutarken, tanklara saldırırken, yanımızdaki Sünni mi, Alevi mi, sağcı mı solcu mu, demokrat mı, liberal mi, Kürt mü, Türk mü diye bakmadık. Bizatihi ben; sokağa çıkma yasağı ilan edildiği andan itibaren yanımda Irak ve Suriye’den gelen mülteci kardeşlerimle onlarca beden, tek yürek olarak sokaklara indik. İndik ve mücadele ettik. Yanımızdakinin kimliği çok da önemli değildi; çünkü düşman bir tane idi ve belliydi. Hedef belli, yöntem belliydi. Böylesine net bir tabloda düşman ne kadar güçlü olursa olsun neticede başarı gelecektir. Nitekim geldi de. Darbe tehlikesini bertaraf ettik. Türk, Kürt, Arap, Sünni, Alevi, sağcı, solcu, demokrat, liberal, inanan inanmayan herkes yek vücud olduk ve tek düşmana karşı omuz omuza durduk. Fakat maalesef Türkiye’yi ve toplumsal olarak bizleri bekleyen çok daha tehlikeli ve çok daha çetrefilli, girift bir düşman var: İCTİMÂÎ TEFRİKA…
 
 Düğmeye basıldı, dış istihbarat ve üst aklın eğittiği ayrıca desteklediği art niyetli toplum mühendisleri; Türkiye toprakları üzerinde yaşayan sosyal grupları birbirine düşürmek için, çalışmalarını sinsice ve büyük bir ustalıkla, geceli gündüzlü sürdürmektedirler. Bu faaliyetleri elbette toplumun içerisine ve devlet kadrolarına yerleştirdikleri hain maşalarını kullanarak yürütüyorlar. İşte ordunun içerisine hatta reis-i cumhurun yanı başına, en yakınına kadar sızan ajanları gördük. Maalesef buz dağının görünmeyen kısmı çok daha ürkütücü. Hain teröristlerin; emniyet güçlerinin, bütün bakanlıkların, okulların, diyanet işleri başkanlığının ve aklımıza gelen her türlü kurumun içerisinde hala var olduğunu hepimiz biliyoruz. Ülkemizi bölmeye ve bizlere huzurlu bir gün geçirtmemeye yemin etmiş olan bu teröristler; on yıllardır vatan toprakları üzerinde yürüttükleri toplumu ayrıştırma, belirli bir gruba ezilmişlik ve dışlanmışlık hissini yaşatarak söz konusu grubu toplumda var olan diğer gruplara düşman etme gibi hain oyunlarını bugünlerde çok daha kesif ve sinsi bir şekilde oynuyorlar. Edindiğimiz izlenime göre önümüzdeki günlerde bizleri bekleyen tehlike budur.  
 
Toplumu ayrıştırmak ve kitlesel çatışma yaratmak için en uygun alan; son beş yıldır sayıları artarak ülkemizde misafir olmaya devam eden SURİYELİ’ler ile, ümmet olma şuurunu çoktan yitirmiş, zihinleri ve ufukları yine malum düşmanlar tarafından daraltılmış TÜRKİYELİ’ler arasında yaratılacak gerilim ve çatışmadır. Suriyeli kardeşlerimizin ülkemiz üzerindeki haklarından, aslında Suriyeli- Türkiyeli şeklindeki bir ayrımın ne kadar ahmakça olduğundan, dinimizin ve tarihimizin bu hususta bize gösterdiklerinden ve emrettiklerinden, Lozan’a kadar “Suriye” diye bir ülkenin bile olmadığından bahsetmeyeceğim. Fakat son günlerde oluşturulmaya çalışılan Suriyeli-Türkiyeli çatışması ve bu iki grup arasındaki gerilim; gözle görülür bir şekilde günbegün artarak oluşmaya başladı. Malum medyada yer alan ve Suriyelilerin Türkleri öldürdüklerine, dövdüklerine dair asparagas (şişirme haber-yalan haber) haberler neticesinde geçtiğimiz üç gün içerisinde Ankara’nın Altındağ ilçesi Önder mahallesinde Türkiyeliler, Suriyeli kardeşlerinin dükkanlarını harap ettiler, yaktılar, yağmaladılar; buna mukabil Suriyeliler de Türkiyeli kardeşlerine karşı çok ciddi tepkiler göstermeye başladılar. Bu durum şimdilik küçük bir yara gibi görünse de; bu yarayı kaşıyan ve kanser haline getirmeye çalışan o kadar çok insan var ki. Bunlardan bazıları İran, Rusya ve Amerika destekli ajanlar iken, bu yarayı kaşıyanların kahir ekseriyeti; kime hizmet ettiğinin farkında olmaksızın, sosyal medya paylaşımları, davranışları ve söylemleriyle kin ve nefret tohumları eken cahil insanlardır. 
 
Toplumsal ayrıştırıcı düşmanların, on yıllardır ülkemizin doğusunda-batısında nasıl bir Türk-Kürt kavgası ve düşmanlığı yarattığının artık hepimiz farkındayız. Kendimizi kandırmayalım, “Benim Kürt ya da Türk kardeşlerimle herhangi bir sorunum yok.” diyenlerimizin bile hislerine, ama gizli ama ayan, bir kin ve öfke zehri karışmıştır. Bunun yegâne sebebi Kur’an ve Sünnetten uzaklaşmış olmamızdır. “Sadece Kur’an okuyalım, sorunlar çözülür.” demek beyhude bir beklentidir. Kur’an okunarak hiçbir sorun çözülmez; var olan bütün sorunlar, çatışmalar, kavgalar; ancak ve ancak Kur’ân-ı Kerîm-i ve Sünnet-i Resûl’ün MESAJINI anlayarak çözülecektir. 
 
Eğer önlem almazsak yarın bizi bekleyen düşman; toplumun her kesiminden insanları birleştirmeyecek, ayrıştıracaktır. Bugün darbe tehdidi ve tek düşmana karşı birleşen eller, birbirlerine kurşun sıkacaklardır. Eğer memleketimiz kalkınsın, güçlensin, topluma huzur hakim olsun istiyorsak; bir SEVGİ VE DOSTLUK toplumu oluşturmaktan başka çaremiz YOKTUR! Ayrışmadan, birbirimizi anlayarak, farklılıklarımıza tahammül edip saygı göstererek ve her halükarda toplumun her kesiminden insanlara kardeşçe sarılarak yaşamayı öğrenmek zorundayız. Öncelikle ilk adım olarak, merdivenin ilk basamağı olarak Peygamberimiz ve tek önderimiz Hz. Muhammed (sav)’e, kulak vererek, onu anlamaya çalışarak, hayatımıza tatbik ederek başlayabiliriz. Daha sonra Mevlânâ’lara, Ahmed Yesevî’lere, Yûnus Emre’lere, Fuzûlîlere, Bâkî’lere, Şeyh Gâlib’lere kulak vermek zorundayız. Bugün aramızdan neden bir Yûnus daha çıkmasın ki? Maya aynı maya…
“Ben gelmedim davi için. Benim işim sevi için.
 
 Dostun evi gönüllerdir. Gönüller yapmaya geldim.” 
 
Yûnus Emre
Vesselam.
 

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 19.07.2016 - 09:45 -818-
Bu sayfayı paylaşın :