Neyin Fakiriyiz?

-A A +A

 

Yaradan’ın bilincimize kaydetmemizi istediği çözüm şifresi:

Ey rabbimiz bize dünyada da iyilik ve güzellik ver, ahrette de iyilik ve güzellik ver” dir.

 Kaynaklarda okuduğumuz bir hadiste de şöyle deniyor:

Fakirlik, az kalsın küfür olacaktı; haset de az kalsın kadere galebe çalacaktı”.

Bunları biraz olsun açalım.

Dünyada iyilik istemek her türlü maddi ve manevi zenginliği talep etmektir. Verecek olan Allah’tır. Lakin talep ve çaba kuldan gelir. İrademizi o yönde kullanmazsak, olmaz.

Âhiret için de aynı şeyi söylemek mümkündür.

Fakirliğin az kalsın küfür olacağı hadisi, müminin fakir duruma düşmekten kaçınması gerektiğini ifade ediyor. Hz. Peygamberin fakirlikten Allah’a sığındığını biliyoruz.

Hasetliğin neredeyse kadere galebe çalması ifadesi ise Allah’ın yaptığı taksimata razı olmayan kişinin ruh halidir ki elinden gelse onu tersine çevirecek, demektir.

Aslında neyimiz eksikse onun fakiriyiz. Akıl eksikse aklın, ilim eksikse ilmin, ahlak eksikse ahlakın, zamanımız kısıtlıysa zamanın.. Elhasıl, neyimiz eksikse onun fakiriyiz.

 

İKTİSAT

İktisat, sınırlı imkânlarla sınırsız ihtiyaçlar arasında bir korelasyon (denge, uyum) dur.

Fakirlik kavramı, daha çok ekonomik imkânların kıtlığı olarak anlaşılır.

Ekonomik fakirliğin temeli üretim, tüketim ve paylaşımdaki çarpıklıklara dayanır. Bu çarpıklığın kendi içinde mantıksal bir izahı, Marks ve onun takipçileri tarafından teorileştirilmiş, dünya siyaset ve ekonomisini bir asır boyunca meşgul etmiş;  sayısız savaşlara, milyonlarca insan ölümlerine, birçok ülkenin insan mezarlığı haline gelmesine neden olmuş, Marksizmin dünya cenneti hülyası gerçekleşmemiştir.

İnsanlar bu teori ve uygulamanın, toplumsal bir denge hayatı kurabileceği zehabına kapılmışlar ve fakat umutları boşa çıkmış, geride harabe haline getirilmiş insanlık değerleri kalmıştır.

Kapitalizm, komünizm ve ikisinin karması sayılabilecek sosyalizm gibi sistemler, dünyamızın bugün geldiği korkunç ve tehlikeli durumun yegâne sebepleri olduğunda artık şüphe yoktur.

ADALET EŞİTLİK MİDİR?

Adaletten, eşitliği anlamak yanlıştır. Bilakis adalet, herkese hakkı ve layığını vermektir. Herkesin cüssesi, statüsü, ihtiyaçları değişik olması nedeniyle eşitlik söz konusu olamaz. Öyle olmasaydı para, mal ve hizmet akışlarında sirkülasyon (dolaşım) olmaz, durağanlık olurdu. Üretim olmazdı, ona bağlı olarak paylaşım ve tüketim de olmazdı.

KURTULUŞ İSLAM’DA

Hz. Peygamberin pek çok uygulamalarında olduğu gibi, örnek olarak Huneyn savaşı sonrasındaki ganimetleri paylaşması gösterilebilir.

Yine Beni Nadir Gazvesi’nde Allah’ın O mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet (ve güç) haline gelmesin diye (Allah böyle hükmetmiştir)”  emrine uyarak yaptığı ekonomik icraat adaletsizlik değildi. İhtiyaçlarla imkânlar arasındaki dengeyi gerçekleştiriyordu. Ganimet mallarını Medine Muhacirleri arasında dağıtıp Medine yerlisi Ensar’dan sadece 3 kişiye vermesi toplumsal denge hesabına dayanıyordu.

Haşr suresi 7. ayeti bu olaydan şöyle bahseder:

Allah'ın, (fethedilen) memleketlerin ahalisinden savaşılmaksızın peygamberine kazandırdığı mallar; Allah'a, peygambere, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara aittir. O mallar, içinizden yalnız zenginler arasında dolaşan bir servet (ve güç) haline gelmesin diye (Allah böyle hükmetmiştir). Peygamber size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allah'a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allah'ın azabı çetindir.”

Toplum bireylerinden biri aç gezerken diğeri tok yatamaz anlayışının, yaşam biçimi olarak öngörüldüğü bir sistem. Uygulaması yasalar, ahlâk ve sorumluluk anlayışıyla kontrol edilen bir sistem.

Hz. Peygamberin toplumsal mühendislik maharetiyle kimine az, kimine çok verip, kimine hiç vermeyip denge hesabıyla din, siyaset ve ekonomi işlerindeki uygulaması “ekonomide denge” siyasetinin şahika bir örneğidir.

MUTLULUK ÜRETMEYE BAĞLIDIR

Kâinat makinesi sürekli bir çalışma içinde olup üretim yapmaktadır. İnsanın temel yapı taşı olan toprağın ürettiklerine bakın. Mademki temelimiz olan toprak üretkendir, insan da üretken olmalıdır. Üretim, tüketimden her zaman fazla olup tüketim ihtiyaçlarını fazlasıyla karşılama istidadındadır.

Zekâtı uygulayın, israfı ortadan kaldırın, kanaatkârlık ahlâkını yaşayın fakirlik diye bir şey kalmaz. Arz ve talep mekanizmasının kendiliğinden kontrollü şekilde işlediğini ve ekonomik fakirliğin ortadan kalktığını göreceksiniz. Fakat bu, ancak eğitimli bir toplumun İslam ahlâkı ile mümkündür.

Demek ki biz, anlayış ve yaşayış fakiriyiz.

Malumu ilam kabilinden olan bu yazımızın küçük bir hatırlatma olarak kabulünü arz ederim.

 

 

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 25.08.2017 - 11:20 -360-
Bu sayfayı paylaşın :