Osman Ağabeyden sonra Saime yenge

-A A +A

                Osman Erkoç 1938 Doğumlu. Geride bıraktığımız cumartesi (23 Eylül 2017) günü, Yozgat’ın Çalatlı Köyü kabristanındaydık. Vefatıyla 2008 yılında yalnız bıraktığı sevgili eşi Saime Yengeyi defnetmiştik.

                 Osman Erkoç, Selim ve Mehmet Erkoç kardeşleriyle yan yana yatıyordu. Üçkardeş üç ay içinde aynı rahatsızlıktan peş peşe vefat etmişlerdi. Şimdi Saime Yengemiz de yanlarında. Yüce Allah hepsine ve bütün geçmişlerimize rahmetiyle muamele eylesin. Erkoç kardeşlerin en büyükleri Mustafa amca 90’lı yaşlarında. Rabbim ona da hayırlı ömürler ihsan eylesin. (Âmin)

                Osman Ağabeyle sevgili eşi Saime Yengeyi ve Selim Ağabeyi bilenler bilir ama ben tanımayanlar için onların bazı özelliklerinden kısaca bahsetmeye çalışacağım.

                Selim Ağabeyi 1962’den itibaren hayal meyal hatırlıyorum. Hayrullah Başer Ağabey ile Mustafa amcanın evinde kalıyorlarmış.  Ortaokul yıllarımda deri tuzlar ve el arabasıyla gübre atarken, onlar, Medrese Mahallemizdeki evimizin önünden liseye gidip gelirlerdi. Zor şartlarda okuduğumu görüyorlardı. Uzaktan sevgiyle karışık bir acıma duygusuyla baktıklarını hissederdim.

                Selim ve Hayrullah Ağabeyleri daha çok İstanbul’da tanıdım. Merhum Selim Erkoç, herkesin üniversiteyi bitirip bir an evvel devlette bir koltuk kapma yarışına girdiği dönemlerde, Türkiye’nin kötü gidişatına dur demek üzere “Milletim Uyan” manşetiyle yayın hayatına atılan Yeniden Milli Mücadele Mecmuasının Mesul Müdürlüğünü yürütüyordu. O tarihlerde tehlikeli bir görevdi bu. (Yıl 1970.) Selim Ağabeyin bu tehlikeli görevi kahramanca üstlenmiş olması,  zannediyorum onun hakkında söylenecekler için şimdilik yeterli olacaktır.

                                               TANIŞTIRAN VE EĞİTEREK KAYNAŞTIRAN HAREKET

                Osman Ağabeyi ortaokul ve liseli yıllarımda Yozgat’ta iken tanımazdım. Hukuk tahsili için İstanbul’a gidip geldikten sonra tanıdım. Yeniden Milli Mücadele hareketi işte böyle bir şeydi. Bu milletin evladıyım, bu ülkenin çocuğuyum deyip de “neme lazımcılığa” karşı çıkarak sorumluluk üstlenip, memleketin her geçen gün daha da kötüye gidişatından ıstırap duyanları bir araya getiriyor, tanıştırıyor, kaynaştırıyor ve bilhassa okumayı teşvik ederek eğitiyordu.

                Osman Erkoç, Yozgat’taki arkadaşlarının gerçek anlamda ağabeyleri olmuştu. Gönül adamıydı. Kimin başı sıkışsa ona koşardı. Osman Ağabey, aralarındaki yaş farkına rağmen Allah vergisi koca gövdesiyle ve ondan daha büyük yüreğiyle erinmez, üşenmez, yorulmaz ve bir delikanlı çevikliği ile gidilecek yerlere giderdi. Bu arada kendi işini biraz öteler ve kardeşlerim diye kucakladığı genç arkadaşlarının sorunlarını yüce Allah’ın izni ve yardımıyla halletmeye çalışırdı. Arkadaşları kendisinden önce gelirdi.

                Sevgili eşim Oya Hanım anlatıyor: Osman Ağabey biraz zayıf ve çelimsiz olan kardeşim Adnan’ın öğretmenidir. Aynı sınıfta Osman Ağabeyin oğlu Ali de okumaktadır. Okul paydos olur, bir bakarsınız karda kışta yürümekte zorlanan Adnan’ı Osman Ağabey sırtlanarak eve getirmiştir. Ali eve vardığında Saime yenge “baban nerde” diye sorar. Ali çocukça bir kıskançlık ve öfkeyle “Onun Adnan diye birisi var, onu evlerine götürdü” der. Osman Ağabey işte böyle bir insandır.

                                               ANNE VE BACILARIMIZ HER ZAMAN FEDAKÂRDIR

                Yeniden Milli Mücadele hareketi içinde anne ve bacılarımızın fedakârlığı, onların eşlerine verdikleri destek her türlü takdirin üstündedir. Hani “Her başarılı erkeğin ardında başarılı bir kadın vardır” derler ya! Yozgat’ta Saime ve Satı yengelerin sınırsız fedakârlıkları onların böylesine bir feragat duygusuyla dopdolu olmalarındandır. Yozgat’ta çok sayıda Saime ve Satı Yenge vardır. Evlerinde sofra kalkmaz, civar ilçelerden gelen çoğunlukla fakir misafirlere alınlarını kırıştırmadan sıcak yemek ikram ederlerdi. Ne güzel!  Toplum böyle güzel insanlara, millî kahramanlara gösterdiği saygıyı göstermekte kusur etmemelidir.

                Saime Yengenin hoşgörüsü ve fedakârlığını Oya Hanım anlatıyor: Geldiğimiz noktadan geriye dönüm bakıyorum da, yengemiz yeni doğum yaptığı halde, her hafta evini Yozgat’ın öğrenci seviyesindeki genç kızlarına açar, onlara çaydı, pastaydı ikramlarda bulunurdu. Bu sırada bizleri dikkatlice takip eder, birimizi biraz durgun görse “senin bir sıkıntın mı var, canını sıkan bir şey mi var” diye inceden inceye sorar, ilgilenirdi. Fevkalade zor olan bu görevi bugün kaç hanım yapabilmektedir? Bizleri kızı Suzan’dan ayrı tutmazdı. Mesela ben Suzan’la bir arada büyümüş iki kardeş gibiydik.

                Bu arada, Suzan’ın eşi Bekir Bey, bana enişte mi bacanak mı diyeceğini şaşırıyor. İkisi de yakışır Bekir Beyciğim. Eşim Oya Hanım, eşinizle büyümüş kız kardeş, bizler de iki kız kardeşle evlenmiş iki arkadaşız. Yakışmaz mı?

                                               YOZGAT’TA ÜN YAPAN TURŞU

                Saime-Osman Erkoç çiftinin küçük oğulları Bekir anlatıyor: Rahmetli babam, kendisini bir ağabey, bir baba gibi gören öğrencilerin her türlü ihtiyaçlarıyla ilgilenirken, rahmetli annem de pilav ve kurufasülye ile yesinler diye kocaman kocaman bidonlarla turşu kurardı. Annemin turşusu onun bu faaliyetlerinden sonra Yozgat’ta ün salmıştı.

                Cemil Kılıçarslan hakkı teslim ederek anlatıyor: Ortaokul ve lisede okuyup da, Osman Ağabeye “Ağabey” diye hitap eden birisi olsun da onun evine gidip yemek yememiş olsun. Osman Ağabeyin ve Saime Yengenin üzerimizde çok hakkı var.

                Mete Kapusuz anlatıyor: Osman Ağabeyin evinde çok ekmeğini yedik. Köyden gelmişiz, Yozgat’ta kimimiz kimsemiz yokken Osman Ağabeyimiz vardı, yengemiz vardı. Kuru fasulyeli pilava kaşık sallarken az mı turşu yemiştik! Mekânları cennet olsun, yetişmemizde çok emekleri var.

                Osman Ağabey ve Saime Yenge karı koca olarak, Oya Hanımla evlenmemizde –hangisini başa alacağımı bilemiyorum- Hayrullah Başer, Bahri Civelek ve Abdülkadir Hasbek’le birlikte, bizlere anne-baba rolü oynamışlardı. Onları “manevî kayınpederlerimiz ve muhterem eşlerini de manevî kayınvalidelerimiz” olarak anarız.

                “Her nefis ölümü tadıcıdır” (Enbiya Suresi, ayet 35) ve “Dönüş de Allah’adır”. (Nur Suresi, ayet, 42). Bunda şüphe yok. Önemli olan, yüce Allah’ın verdiği nefesi hayırlı işler peşinde tüketmek ve geride kalanlar tarafından hayırla anılmaktır. Osman Ağabeyi ve Saime Yengeyi rahmetle anıyoruz.

                 Ayrıca ahirete irtihal eden bütün bacı, ağabey ve yengelerimize Allah’dan rahmet diliyor, yaşayanlara hayırlı ömür dileklerimizle saygılarımızı sunuyoruz. 24.09.2017. (Oya Aydın-İsmail Aydın)

Kategori: 

2 Comments

Allah rahmet eylesin Saime

Allah rahmet eylesin Saime yengemiz ve Osman öğretmenimize. Sizelere de bu oldukça samimi yazınız ve vefa duygunuzdan dolayı teşekkürü borç bilirim ...

Kalemine sağlık İsmail bey

Kalemine sağlık İsmail bey,yazdıklarınız aynen doğru daha da fazla fedakarlıkları var Osman abinin ve Saime yengenin.Şöyle ki,biz bir kaç arkadaş bekar evinde kalırdık,ramazanda Osman abi Saime yengenin yapmış olduğu gözlemeleri bir ay boyunca sahurda bize taşırdı.Gece sahurda bizleri uyandırır gözlemeleri bırakır evine dönerdi.Evi de bize çok yakın değildi.Böyle fedakar sıcak güler yüzlü samimi bir abimizdi.Şimdi inşallah cennet bahçelerinden bir bahçededirler.Mekanları cennet olsun. Mevlüt AYHAN.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 26.09.2017 - 09:52 -1,471-
Bu sayfayı paylaşın :