Otobüs Konuşmaları

-A A +A

                  Keçiören’den Kızılay’a gitmek üzere bindiğim otobüste iki kişi aralarında konuşuyordu.

                -Gençlikte çalışacak, ihtiyarlıkta yeyip içip gezeceksin. Kendine bakacaksın. Gençliğini çalıp oynayarak geçirenler yaşlılıkta perişan olurlar.

                -Doğru söylüyorsun. İleride ne olur ne olmaz demeden, yaşlılıkta başımıza ne gelir ne gelmez diye düşünmeden eline geçen parayı çarçur eder de; hele bir de çoluğa çocuğa güvenerek, onlara bol keseden verip tedbirini almazsan perişan olursun. Ben böyle olanların nicelerini gördüm.

                Yaşları yetmiş civarlarında olan bu iki kişinin konuşmasına ön sırada oturun yaşlı hanım doğrudan müdahil oluyor:

                -Kardeşim, bizim çocukluğumuz buralarda geçti. Biz Kalaba’da otururduk, bir-iki katlı olan, o Merkez Bankası evlerinin olduğu yerde. Oralardan buralara kadar yürürdük. Otobüse binmezdik. Gençlik uçup gitti. Şehir kalabalıklaştı. Nerde, nasıl yürüyeceksin! Gençlikte biraz sıkıntılar çektik ama çok şükür sonunda başımızı sokacağımız bir evimiz oldu. Çoluk çocuk da, maşallahları var, kendi başlarını kurtardılar. Biz de emekli maaşıyla geçinip gidiyoruz.

                Yaşlı iki bey bu hanımın sözlerini onaylıyorlar.

                -Oh, oh! Ne güzel! Bir de otobüslerde oturacak yer bulabilsek daha iyi olacak.

                Biraz dokundurmalı bu sözler üzerine koltukta oturan gençlerden birisi cevap veriyor:

                -Amca çok iyisiniz, hoşsunuz da! Emeklisiniz. Peki, şimdi sizin çarşıda ne işiniz var? Keyfî gezmeye çıkmışsınız. Biz de sizlerden yer bulup oturamıyoruz, gördüğünüz gibi ağır ağır çantalarla okula gidiyoruz. Onun için yer vermek istemiyoruz. Hele de sabah saatleri, akşam eve dönüş saatleri…

                Yaşlı beylerin sesi bu cevap üzerine biraz sertleşir gibi oldu:

                -Evladım biz bu memlekete yıllarca hizmet ettik, askerliğimizi yaptık, vergimizi ödedik. Devlet bize bir hak tanımış, bırakın da hakkımızı kullanıp dışarıya çıkarak biraz nefes alalım. Beton yığınlarının arasında evlere hapis olduk. Ne gezecek doğru dürüst cadde var ne park var. Yeşile hasret kaldık, beton yığınları sinirlerimizi geriyor.

                -Aha bu amcan bana oturmam için yer verdi. Sen kaçlısın ki bana yer veriyorsun, dedim. 949’lu olduğunu söyledi. Ben 48’liyim. Demek bu amcan benim yüzüme bakınca kendisinden bir yaş büyük olduğumu anlamış. O yüzden yer verdi. Eskiden büyük küçük diye bir şey vardı yavrum!

                Gencin ses tonu biraz yumuşamıştı:

                -İyi ama amca, memleketi bu hale biz getirmedik ki!

                Bu sırada otobüs Ulus semtine gelmişti. Yaşlı iki kişi ağır adımlarla otobüsten indi.

                 Amcalar gencin itirazına cevap verecek fırsatı bulamamıştı. Keşke cevap verecek kadar zamanları olsaydı. Ama olmadı, doğrusu ne cevap vereceklerdi, ben de merak ediyordum.

Kategori: 

1 Comment

İsmail bey ben tahmin

İsmail bey ben tahmin ediyorum galiba! Siz daha ne gördünüz ki ekmeğin karne ile verildiği, çay şekerin hiç olmadığı, yağ, tüp kuyruklarının olduğu, kişi başı milli gelirin 100 dolar olduğu, köylünün keçisi 8 TL vergisi ise 10 TL olduğu, Eşekten bile vergi alındığı, Ankara ve İstanbul'da belirli semtlere köylülerin alınmadığı.....anlatacaktı zannedersem. Saygı ve selamlarımla...

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 14.03.2017 - 18:12 -578-
Bu sayfayı paylaşın :