Rahat, Serbest, Özgür

-A A +A

         Türkiye’nin sürekli sıcak gündemlerle boğuşması, dikkatleri dağılan milletin emeği, enerjisi, zamanı heder olmaktadır. Vaki durum, toplum ahlakında oluşan tahribatın tamirini imkânsız kıldığı gibi, ne yazık ki sergilenen olumsuzluklar zamanla kanıksanıp benimsenerek yerleşik alışkanlığa dönüşmektedir.

         Referanduma kilitlendiğimiz bu günlerde şahit olduğum olaydan sonra, kayıtsız şartsız itaat ve itiraz gürültülerinin daha çok vaktimizi alacağını; akıl, insaf, vicdan ve merhamet iklime hepten uzak kalacağımızı düşünerek üzüldüm, hafakanlar bastı.

         Pis ve temiz, dağınık ve düzenli, güzel ve çirkin… Biliriz ki, düzenlilik ve temizlik duygusu insanın yaratılışında kendisine bahşedilmiştir.

Kutsal Kitabımız, toplumların ‘temizlenmeyi seven insanlar’dan oluşmasına büyük önem atfeder; Müslümanları -tayyibata- tertip ve temizliğe teşvik edip -habais- pislik, dağınıklık ile iğrenç şeylerden sakındırır. Yani, mesele şu… Müslümanlar bedenlerini, elbiselerini, ev ve iş yerlerini, caddelerini sokaklarını, yollarını kaldırımlarını, çevrelerini dini açıdan temiz tutmakla -akıl mantık, hijyen sağlık, güzellik ve estetiğin gereği olarak da- mükelleftirler.

         Bütün toplumların genel geçer tertip ve temizlik kuralları olan evlerinde, işyerlerinde çöpleri, atıkları -bilhassa sigara izmaritlerini- rastgele yerlere, sokaklara, yollara atmaktan kaçınmak herkesten önce Müslümanların benimsemesi, bu konularda diğer insanlara öncülük etmesi beklenir. Ne var ki, genel manzara insanın içini karartmakta.

İşte size yaşanmış taze bir örnek… Kurumdaki odama orta yaş üstü iki bey girdi. Biri, daha öce ehliyet aldığını, ancak bunun sahte çıkma sebebiyle iptal edildiğini, şu anda ehliyetsiz araç kullandığını söyledi. Sürücü kursuna kayıt şartlarını sordu. Kendisine gerekli izahı yapmaya başladım.

Konuşurken dışarıya park ettikleri aracın sağ arka kapısının hafifçe aralanarak yere çöp bırakılmasına gözüm ilişti. Yaklaşık beş dakika içinde birkaç defa açıldı kapı ve her defasında değişik maddeler yere, yavaşça bırakıldı. Siz buna nazikçe de diyebilirsiniz. Nazik diyorum, çöpler şayet camdan öteye fırlatılsa, kursun önündeki dış merdiven basamağına rahatlıkla ulaşırdı.
         Yaptığım açıklamadan sonra izin istediler, uğurlamak için araçlarının yanına kadar kendilerine eşlik ettim. Kastım, o çöpleri yolun kenarına iliştiren her kimse kendisinden rica edip onları toplatarak birkaç metre ötedeki çöp konteynerine attırmaktı. Ne yazık ki, olmadı, başaramadım. Maksadımı dile getiremedim, yutkundum.
         Üzülerek söylüyorum, aracın kapısını aralayıp çöpleri yere bırakan, kendini bilmez herhangi bir çocuk değil; orta yaş bir hanım efendi idi. Otomobilin yanına kadar bizzat gelişimin sebebini anlamış olacak ki, kendisini tanımayayım diye, yüzünü ısrarla diğer tarafa çevirdi, araç hareket edinceye kadar da öylece kaldı.
         Beyler otomobildeki yerlerini aldılar, aracı çalıştırıp korna sesiyle vedalaştılar.
Yerde kalan, birkaç ıslak mendil, birkaç bisküvi ve çikolata ambalajı ile kâğıt parçası...
Böyle durumlarda gücüm ancak kendimi sorgulamaya yetiyor.

Söyleniyorum içten içe: "Evet İdris, kırk beş sene eğitim adına ne yaptın Allah aşkına; ne umdun ne buldun? Hani Büyük Türk İnkılâbını gerçekleştirecek hayallerin, hedeflerin sahibi idin? Millete ne oldu böyle? Gördün mü Hanya'yı Konya'yı? Şu yaşa geldin, artık vazgeç inadından." 
         Soruyor ve susuyorum: Bir İslam Ülkesi olan Türkiye 'de evlerimiz, sokaklarımız, caddelerimiz, kurumlarımız ne âlemde; temizlik, tertip konusu gündemimizin neresinde?

idris-dogan@hotmail.com

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 13.04.2017 - 16:16 -150-
Bu sayfayı paylaşın :