Referandumun Artçı Sarsıntıları

-A A +A

Hangi referandum demeyin. Tabii ki Anayasa değişikliği referandumundan bahsediyorum. Üzerinden 45 günden fazla bir zaman geçti. Hallaç pamuğu gibi atılmadık konuşulmadık tartışılmadık en ufak bir detayı kalmadı diye düşünenleriniz olabilir. Ama bu Anayasa değişikliğinin sanılandan çok daha fazla siyasal, toplumsal, ekonomik ve dini hayatımıza ilişkin adeta deprem şiddetinde etkileri olacağını belki de çok az kimse düşünebiliyordu.

Zaten referandum öncesindeki Meclis ve kampanya süreçleri hayli gergin ve sancılı geçmişti. Evet taraftarlarında bile bir özgüven gösterisinin arka planında endişeli bir tedirginlik adeta elle tutulurcasına hissediliyordu. Ortaya çıkan sonuç her ne kadar aritmetik planda Evet cephesinin kazandığını gösteriyor idi ise de bu sonuçtan, evet taraftarlarının bile beklentilerinin altında kalınmasından dolayı bir (burukluk demiyorum) hayal kırıklığı açıkça ifade edildi. Hemen suçlular aranmaya başlandı. Bu noktada her zamanki gibi AK Parti trolleri öncü rol aldılar. Yeni bir ayrıma daha kavuştuk AK Partililer ve AKP liler. Bunun etkileri birçok gazetenin yazı kadrosunda tasfiyelere kadar varmıştır.

Beri yanda daha da ilginç bir gelişme olarak “AK Parti içindeki İslamcılar” İdam sehpasına çıkarılmaya girişildi. Zaten 15 Temmuz darbe girişiminden bu yana cemaatler sorgulanıyordu. Bir taraftan muhalefet cephesi “Ak Parti içindeki FETÖ cüler” konusunu canlı tutarak, kovana çomak soktuklarını sanarken, bir taraftan da darbe girişimi etkisiyle cemaatlerin kontrol altına alınması gereği dile getiriliyordu. Bana kalırsa infaz edilmek  istenen “İslamcılar”  herhangi bir gruba aidiyet bağı içinde olsalar bile öne çıkan kimlikleri itibarı ile AK Parti içinde mensubiyetlerinin sözcüsü veya temsilcisi niteliğinde değildirler. Kusura bakmayın ama buradaki niyeti görmemek için at gözlüğüyle dolaşmak gerek.

AK Partinin kurulduğu günden bu güne kadar maruz kalmadığı komplo saldırı operasyon kalmadı. Bu da bunların en sonuncusu. “Bir kale dışarıdan fethedilemez, içeriden yıkılır” fetvasınca sahneye konuluyor. 15 Yıldan beri iktidar odağı olan AK Partinin içine her toplum kesimi, cemaatler iş çevreleri, çıkar grupları menfaat ve beklentilerini AK Parti ile tevhid etmek isteyeceklerdir. Siyaset yapmanın hatta bir ölçüye kadar Temsili Demokrasinin kaçınılmaz karakteri de budur. Bir Parti İktidarını sürdürebilmek için O toplumun büyük çoğunluğunun kendi içinde temsil edilebilmesini sağlaması gerekir. Fakat burada temsil sorunundan ziyade yıkma amaçlı bir operasyon ile karşı karşıyayız.

Eğer AK Partiyi saatlerce kaynatırsanız buhar olup uçan sıvıdan sonra kalan öz “İslamcı” başlığı altıda bertaraf edilmek istenen “Mütedeyyin Müslüman kitledir”. Bu özden soyutlanacak AK Parti yok hükmündedir. Bu operasyonu planlayanlar gerçekten AK Partinin ta kalbine nişan almışlardır. Ama bereket ki bütün bu komploları akim bırakacak bir şuur ve irade AK Partinin dümenini kontrolüne almıştır. Fakat Komplocuların heybesinde Ali Cengiz oyunları biter mi?

Bu defa hedefte, Mehmet Görmez in şahsında Diyanet teşkilatına yönelmiş sistematik bir yıpratma hatta iftira kampanyası başlatılmıştır. O kadar ileri gidilmiştir ki Camilere çocuk merkezleri kurulması fikrine karşı “kerhane” benzetmesi yapılacak kadar. Bu kampanyanın arkasında kimi görüyoruz. Binlerece saf Müslümandan topladığı paraları iç eden, buna alet olan finans kuruluşunu “ihlas” kelime-i mubareki ile kamufle eden iplerinin ucu Amerikada (Başındaki kişi çocukluğundan itibaren ABD de yetiştirilmiştir) olan gene başka bir “The Cemaat”.

Yalnız bundan ibaret sanmayın. Daha ABD nin elinde kontrol ettiği nice “The Cemaatler” var. Bundan sonra AK Partiye karşı en büyük saldırıların kamufle edilmiş “The Cemaat”lerden geleceğini bekleyiniz. Bu durumlar Cemaatlerin kontrol edilmesi tartışmasını yeniden alevlendirmiştir. Yalnızca bu bile Türkiyedeki İslami Camiayı ortadan bölmeye yetecek hassas bir konudur. Bu konuya filin züccaciye dükkanına girdiği gibi bodoslamadan girilmez. Bu tartışmaya TBMM Darbeyi Araştırma Komisyonu Raporu maalesef bu şekilde girmiştir. Önümüzdeki günlerde bu konudaki tartışmaların toplumsal dokumuza hasar verecek ölçüde şiddetli olacağını varsayabiliriz. Bu rapor Cemaatlerin İslami açıdan meşruiyetinin denetim görevini Diyanete vermeyi öngörmektedir. Bu teklif Diyanete yönelik yıpratıcı tartışmaların yükselmesine yol açacaktır Cemaatlerin Hukuki  çerçeveye kavuşturulması ve Finansal boyutlarının kontrol edilmesi makuldür ve şarttır. Gerçi daha ticari hayatı ve ekonomiyi tam denetime alamayan, en büyük ekonominin “kayıt dışı ekonomi” olduğu bir ülkede bunun nasıl sağlanacağı da “bahsi diğer”dir.

Ancak İslami yönden meşruiyetini tespit ve akreditasyon kurumu oluşturulması son derece tehlikelidir. Bir ”devlet dini” oluşmasına yol açar ki İslam tarihine yeni bir çatışma alanı hediye eder. Cemaatlerin itikadi anlamda İslami açıdan meşruiyetinin kontrol ve denetimi, Müminlerin görevidir. Peygamberimiz (SAS) ““Müminin ferasetinden sakının!. Çünkü o Allah’ın nuruyla bakar.” (Tirmizi, Tefsiru’l-Kur’an, 16, Suyûtî, el Câmiu’s Sağir, 1, 24)” buyurmuyor mu?

Bunun için şeffaflık açıklık gerekir. Cemaatlerin her türlü dini faaliyetlerini sohbet ve vaazlarını kamuoyu önünde TV, sosyal medya, web siteleri, basılı yayın organları eliyle açık yapmalarının sağlanması yeterlidir. Diyanetin elindeki imkanlar az değildir. Diyanet sadece “Doğru İslamı” anlatsın ve uygulasın yeter.

Bakalım Hükümet bu gerçekten tehlikeli kovana çomak sokmayı göze alacak mı?

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 03.06.2017 - 15:35 -260-
Bu sayfayı paylaşın :