Ruhumuzdaki huzursuzluğun sebebi: Değişen beyinler

-A A +A
Bugün dünyanın geneline büyük bir huzursuzluk hakim… insanlar mutsuz, huzursuz, dünyaya korku ve güvensizlik hakim. Yapılan anketlerde gençlerin kahir ekseriyeti geleceğe umutla bakmadığını ifade ediyorlar. Sebep nedir diye sorsak hemen herkes; terör, fakirlik, işsizlik savaş gibi şeyler sıralar. Doğru, fakat bence huzursuzluğun sebebi tam olarak bunlar değil. Bence bu huzursuz ve güvensiz ortamın sebebi daha derinlerde yatıyor, çünkü dünya; tarihinde hiç olmadığı kadar zengin günlerini yaşıyor, teknoloji ilerledi, hayat kolaylaştı, ulaşım kolaylaştı, imkanlar arttı. Bunları aranızda reddedebilecek var mı ? Peki nedir bu ruhları perişan eden huzursuzluğun sebebi?
 
Yaklaşık 3 asır önce dünyaya hakim olmaya başlayan ve son iki asırdır rakipsiz, sorgusuz, sualsiz dünyayı idare eden zihniyettir ruhları huzursuzluk zindanına mahkum eden. Dünyaya hakim olan bu zihniyet, Anadolu’nun hala kekik kokan köylerine bile sirayet etti. Bizleri huzursuz etti ve insanlık olarak doyumsuzluk hastalığına yakalanmamıza sebep oldu. Karnımız doyuyor; gözümüz aç, üstümüzde yeni elbiseler, ellerimizde son model telefonlar, evlerimiz o biçim fakat gözlerimiz elbise reyonlarında, son model telefon reklamlarında, rezidanslarda… Ruhlarımız tutsak; bedenlerimiz bu zihniyetin kaleleri olan AVM’lerde sistemin askerliğini yapıyor. Üsteki para verip askerlik yapmak bu. İşte TÜKETİM odaklı dünya, işte KAPİTALİZM ve işte insanlığın geldiği durum…
 
Peki eskiden nasıldı? Sadece ve sadece bir atasözü ve deyim ile özetleyeceğim eskiyi. İnsanlığa huzur, mutluluk vadeden dünyayı şöyle gözünüzün önüne getirecek bu iki söz.
 
1-“En büyük zenginlik kanaattir.” 
Kanaat kelimesinin ne manaya geldiğini bizlere unutturdular. Zira tüketim odaklı bir dünyada bu kelimeye yer yoktu çünkü bu kelime sistemin baş düşmanıydı, tekere sokulan çomaktı, sisteme atılan çelmeydi. Yukarıda zikrettiğim bu söz bilimseldir, hakikattir çünkü bizim nefis Batının EGO dediği şeyin doyumsuz olduğu kanıtlanmıştır. Şöyle ki; “dünyayı yedirsen; bir dünya daha yok mu?” der! İşte insanlığı huzursuzluğa mahkum eden zihniyet; bizleri EGO’larımıza mahkum ederek varlığını sürdürmektedir. 
 
2-“Dünya malı deniz, insan gemi gibidir. Dünya malını altına alırsan yükselirsin, içine alırsan batarsın.”
İnsanların paraları bittiği zaman “BATTI” diyoruz. İnsanın batması ya da çıkması hiç paraya endekslenebilir mi ? İnsan bu kadar alçaltılabilir mi? İşte bu sistem bizleri bu kadar zelil bir duruma düşürdü. O paha biçilemez mahlukun değeri para ile ölçülür oldu. “Varsa paran olurlar kulun, yoksa paran olmaz çulun.” demeye başladık. Oysa dünyanın bütün maddi sermayesi bir araya toplansa, küçücük bir kalp üretmeye yetmiyor. Görmüyor muyuz? Düşünmüyor muyuz? Akletmiyor muyuz?
 
Komşunun evi her zaman bizim evimizden daha güzel değildir, kullandığımız telefonların modelini yükseltmeye gerek yoktur, elbiselerimiz gayet şık ve yenidir, yenilerine ihtiyacımız yoktur, evde pişen bir tas yemek MC Donald’s’dan daha lezzetlidir, pidelerimiz pizzalarından  daha sağlıklı, daha doyurucu, daha lezzetlidir. Biz daha iyi imkânlar ve şartlar için çalışırız ama gözümüz yükseklerde değildir, az ile yetinir çoğu bulacağımızı ümit ederiz. Çoğu, bu dünyada bulamazsak öbür dünyada bulacağımıza iman ederiz, inanırız!
 
Bu huzursuzluktan kurtulmanın yolu; bu kahrolası zelil sistemi ve zihniyeti reddedip aslımıza dönmekten geçiyor. Biz Allah’a kul olursak, paraya tapmazsak, dünya malını ayaklarımızın altına almayı başarabilirsek; bütün güzellikler, imkanlar, mutluluk, ve “lüks” olmasa bile huzurlu bir yaşam; gölge gibi peşimizde koşacaktır. İnanın kardeşler, bu tıkanmış sistemi çökertmek bizim elimizde!
Selam ve dua ile…
 

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 19.11.2015 - 12:24 -597-
Bu sayfayı paylaşın :