Şair Yazar Mustafa YILDIZ'la Röportaj

-A A +A

 

 

1.      Sayın Yıldız, anahabergazete.com okurları sizi yazılarınızdan ve Geleneksel Beraberlikten tanıyor. Ancak ‘PETEK’ adlı şiir kitabınız özelinde de olsa kendinizi biraz daha detaylı tanıtır mısınız?

-4 yaşında anadan öksüz kalan, yoksul bir ailenin çocuğu olarak babamın ve kısmen akrabalarımın himayelerinde ilkokula komşu köyde başladım. Çünkü köyümüzde o zaman okul yoktu. Yıl, 1957-1958 ders yılı. Çok zor şartlarda kar, kış, çamur, sefalet içinde ilkokulu bitirdim. Bir yıl aradan sonra Kur’an kurslarında yatılı olarak okudum. 1967-1968 ders yılında Ankara İmam-Hatip Okulu’na girdim. İlk yıl, okul arkadaşlarımdan bir grubun evlerinde kaldım. İkinci yıl sınavlara girerek okulumuzun parasız yatılı kısmına girdim. İşte o yıllardan itibaren mücadele Birliği camiasına dâhil oldum. Önceleri çeşitli dini ve milli diyebileceğimiz gruplarla temaslarım ve arayışlarım olmuştu. Kitapta da anlattığım gibi kendi benliğimi burada buldum.

Resmi ideoloji, vatandaşını tatmin edemediği takdirde insanlar arayış içine girer. Bu toplumsal boşluğu fark edip bir hareket başlatanların yanına zamanla aynı özellikteki insanlar toplanır. Bu nedenlerle ben de kendimi bu camianın içinde buldum. Bağlılığım, 33 yıl boyunca devam etti. Diyebilirim ki gençlik çağımızı burada kullandık. Manevi anlamda büyük hazlar duydum. Lakin siyasi çalışma tarzı itibariyle benden önce (abartmıyorsam) on binlerce arkadaşım gibi ben de organik beraberliğime nokta koydum. Ogün dost olduğum herkesle gönül dostluğumdan hiçbir şey eksilmemekle beraber şimdi kendimi (bu yaşa kadar edindiğim tecrübelere bakarak) “Fikri hür, vicdanı hür bir Müslüman” olarak tanımlıyorum. Siyasi anlamda oy tercim, beni gönül dostluğundan ayırmaz.

İmam-Hatipten sonra bir taraftan Ankara’da imamlık görevinde bulunurken, bir taraftan da Hacettepe Üniversitesi Sosyal ve İdari Bilimler Fakültesini bitirdim. Kısa dönem askerlik görevi sonunda 5 yıl boyunca Diyanet görevlisi olarak Almanya’da bulundum. Dönüşümde Diyanet İşleri Başkanlığında Yayın işlerinde 1 yıl kadar çalıştıktan sonra memuriyetten istifa ederek, serbest ticaret ve eski dostlarım arasında aktif siyasetle iştigal ettim. Aktif siyasete bir nokta koyarak 2003 Haziranında açıktan atama ile Ankara Büyükşehir Belediyesi Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Dairesinde yeniden memuriyete başladım. 14 yıldan beri adı geçen dairede Şube müdürlüğü yapıyorum. Nasip olursa bu yılın son aylarında emekli olmayı düşünüyorum.

1975 yılı 12 Ekim günü, doğduğum köy olan Kulu’nun Hisar köyüne bir otobüs ve dört otomobille Ankara’dan gelerek benim için muhteşem bir köy düğünü yapan dostlarımın hemen hepsi hayatta. Onlara can u gönülden teşekkür ederim. Onları bir kısmı, hala Türkiye’nin en güzide topluluğunu teşkil edenlerin arsında olup her biri en üst düzey görev ve etkinliklerde bulunan kişilerdir. Hayatta olmayanlara da Allahtan cennet ve cemal niyaz ediyorum. Adı geçen tarihte evlendim. 4 çocuğum, 6 sevimli ve her biri çok akıllı olacağını umduğum 6 torunum var.

Benim daha başka kitaplarım da var. İnşallah onlar da yayımlanma imkânı olduğunda okuyucularıyla buluşacaktır. Bunlar şiir kitabı değil. Benim dini, soysal, kültürel anlamda yazılarım ve kitaplarım var.

2.      Şiir kitabınız incelendiğinde görülüyor ki her şiirinizin bir doğuş hikâyesi var. Kendinizde şiir yazma yeteneğini nasıl ve ne zaman keşfettiniz?

Şiir seven ve şiir yazmak isteyen ancak kendisinde bu yeteneğin olmadığı kanaatinde olanlara neler tavsiye edersiniz?

-Doğrudur. Şiirlere yazdığım kimi uzun kimi kısa dip not açıklamalarında her şiirin hangi duygular altında yazıldığını açıklıyorum. Aslında bizim hayatımız, öylesine fedakârlıklarla doludur ki, bir sıcak savaş destanı değilse de manevi savaş destanlarına dâhil olduğu kanaatindeyim. Zira yirmi birinci asrın üçüncü çeyreğinde manevi destan kahramanları aranacaksa umarım ki onlar daha çok bizim camiamız içindeydiler. Olayların doğru bir tahlilinden, Türkiye’nin bugün ulaştığı özgüvenin temelinde bu destan erlerinin mayasını görürsünüz. İşte şiirimizin temelinde yatan duygu şelaleleri, bu manevi ve kültürel yükselişin temeline konulan taşlardan birer taştır.

Şiir yazma yeteneğini ne zaman keşfettiğimi soruyorsunuz.

Sevgili Hüseyin Bey, ben çok küçük yaşlarda bile şiirimsi deyişleri duydukça onlara ilgim artardı. Kendimi onlarda buluyordum. Belli ki bu yetenek doğuştan Allah tarafından verilmiş. Bununla övünecek değilim. Benim şiirime taş çıkartacak dostlarım var. Ezcümle Bestami Yazgan, Ahmet Efe ve burada ismini zikredemediğim camiamızdan ve kültür dünyamızın diğer çevrelerinden de pek çok isim var. Ben onların kervanına katılan bir yolcuyum.

Lakin en büyük şiir zevki, bir kısmını kitabın ön sözünde zikrettiğim gibi Yunus Emre Mehmet Akif, Yahya Kemal Beyatlı, Necip Fazıl, Arif Nihat Asya ve okul ders kitaplarında ve edebiyat kitaplarında şiirleri gürül gürül akan çağlayanlar gibi birçok geçmiş şairlerimizin şiirlerinden bana intikal etmiştir.

İlkokulda bile yazdığım şiirler vardı. Lakin onları muhafaza etmedim. İlkokuldan sonra da içinde bulunduğum sosyal ve kültürel çevreye uygun şiirler yazdığımı hatırlıyorum. Fakat onlar, bugünkü şiir sanatının gerektirdiği kalitede değillerdi. Asıl şiir sath-ı mailine girişim, Mücadele Birliği camiasına dâhil olduktan sonradır. Artık mümkün olduğu kadar aklı başında şiirler yamak gerektiğini fark ediyordum.

Hüseyin Bey kardeşim, diyorsunuz ki şiir sevdiği halde kendilerinde yazma kabiliyeti olmadığını zannedenlere ne tavsiye edersiniz?

Bir kere, şiiri seven kişide şiir yeteneği var demektir. Ancak bu az bir yetenek olabilir. Yetenekler geliştirilebilir. Evet, küçük bir ateş közü, büyük üfleme çabaları sonunda büyük bir ateş haline getirilebilir.

Bunun yolu, önce taklitle başlar. Çokça şiir okuyup onlara benzer şiirler yaza yaza daha sonra özgün şiir yazdıklarını anlayacaklardır. Benim tavsiyem budur.

3.      1970’li yıllarda yazdığınız ve o dönem Mücadele Birliği Kadroları tarafından müziğe uyarlanarak Marş haline getirilen ve gümbür gümbür söylenen şiirleriniz mazide iyi bir iz bıraktı. Bu gün de yazarak geleceğe miras bırakmayı düşündüğünüz ve yeni nesiller tarafından aynı şekilde seslendirilecek şiirler (marşlar)yazmayı düşünüyor musunuz? Yeni nesiller için bunun ciddi bir ihtiyaç olduğu tespitine katılır mısınız?

Bir ağacın genç veya olgun zamanındaki meyveleri, ağacın kurumaya yüz tuttuğu anda vereceği meyvelerden daha iyi olur. Bu bir benzetmedir. Lakin Rabbimin hangi yaşta hangi şiiri yazdıracağını bilemeyiz. Genellikle şairlerin zirve şiirleri, onların en hararetli sosyal çevrelerinde meydana gelmiştir. Çok örnekleri olmakla beraber Çanakkale hadiseleri olmasaydı Mehmet Akif’in “Çanakkale Şehitlerine” şiiri, İstiklal savaşı olmasaydı “İstiklâl Marşı olabilir miydi? 15 Temmuz ihaneti olmasaydı benim (âcizane) “Cehennemde Debelen” şiirim olmazdı.

Sonuç itibariyle şiirler, yaşadığımız hayat ortamlarının şaire ilham ettiği ürünlerdir. Bu, sadece şiire mahsus değildir. Şarkılarımız, türkülerimiz, ağıtlarımız, masallarımız, destanlarımız, hikâyelerimiz hep yaşanılan hayatın ruhlarda, zihinlerde ve gönüllerde bıraktıklar izlerin terennümüdür.

4-Kitleler tarafından yaygın olarak kabul görebilecek şiirlerin yazılabilmesi hangi şartlara bağlıdır? Sizce bu günün şartları böyle şiirler yazmak için müsait midir Ne dersiniz?

-Hüseyinciğim, bunları biraz önce ifade ettim. Zamanın ne getireceğini yeterince bilemeyiz. Hava şartları fırtına mı, sağanak yağmur mu, tipi mi, kar mı, fırtına mı, güneşli bahar havası mı getireceği çok zaman kestirilemez. Malum, insanlar da hava şartlarına uygun olarak pozisyon alırlar. İnsanlar arasında öyleleri vardır ki, yaşanan hava şartlarında aldığı tedbir, çok dikkat ve ilgi çekici hale gelebilir ki, şiir de doğduğu ortamı ruhlara ve duygulara ihtizaz verecek biçimde iyi yansıtıyorsa gönüllerdeki yerini alır. Ayrıca geçmişte yaşanan ortamı size canlıymış gibi yaşatıyorsa bunun etkisine diyecek yoktur. Yahya Kemalin Akıncılar şiiri bize adeta Batıya yapılan akınların canlandırılmış şeklidir.

Lakin kalacak doğduğumuz toprağa bizden

 Şimşek gibi bir hatıra nal seslerimizden

derken atların nal seslerini duyar gibi oluyoruz.

Âcizane benim “Savaş Başlarken” adlı şiirimden bizzat ben etkileniyorum:

Bir gök gürültüsü sesinde erin

Kıvılcım tutuştu atın nalında

Dibinden kalktılar şehitler, yerin

İçtiler savaşı kanın alında

Hiç şüphesiz burada Akıncılar şiirine bir öykünme var.

Evet, şimdi sizi dinliyorum.

 

4.      Şiir yazabilmenin en uygun şartları sizce nelerdir?

-Kanaatimce biraz önce verdiğim örnekler,bu sorunun önemli bir bölümünün cevapları olmuştur. Lakin şunu da ilave edeyim. “Şiir” adlı şiirimde iki mısra hatırladım:

Yüreğinde yoksa toplum çilesi
Başladı demektir şiir hilesi

5.      Sizce şiir neden gereklidir? Hangi ihtiyaçları karşılar? Özellikle okul kitaplarında yer almasını gerekli gördüğünüz şiir türleri nelerdir?

-Şiir ve sanatın her türü, ferdin ve toplumun inançlarını, zevklerini, umutlarını ve duygularını yansıtan ürünlerdir. Merhum Mehmet Akif,

His yok, hareket yok, acı yok… Leş mi kesildin?

Hayret veriyorsun bana… Sen böyle değildin! Demekte haksız değildi. İnsan algısına göre en hissiz varlık, hiçbir canlılık emaresi olmayan leş veya taştır. Taş mı kesildin, derler. Gerçekte ise bütün zerreler hareket halinde olduğundan taş da Allah’ı zikretmektedir. Ne var ki bizim algı dünyamıza göre en hissiz varlıklar leş ve taştır. Şair, hislerini, umudunu kaybetmiş hareketsiz insanları leşe benzetmiş.

Mamafih, şiir ve diğer bedii zevkler bir toplumun yaşam emaresidirler. İlahi hikmet planında hiçbir şey abes yaratılmamıştır amma kokmayan gül, meyve vermeyen ağaç, bal vermeyen arı bizim algı dünyamız içinde fuzuli varlıklar olup beyhude yer işgal etmiş gibidirler. Bu nedenlerle şiirsiz, sanatsız, zevksiz, heyecansız, hareketsiz, bir toplum, ölü mesabesindedir. Yaşadığımıza göre bunlar da ekmek, su, hava kadar ruhumuzun gıdalarıdır.

6. Çok teşekkür ederim. İzahlarınızdan fevkalade etkilendim. Şiir kitabınızı elde etmek isteyenler ne yapmalıdır? Nereden ve nasıl temin edebilirler?

-Maddi imkânsızlıklar nedeniyle sadece 500 adet bastırdık. Bu da ziyarete gelen dostlarımıza hediyemiz oluyor. Çok az bir miktar var elimde. Anadolu Vakfımıza ve İnfak Vakfı, Araştırma Kültür Vakfı gibi kardeş vakıflara da 20’şer adet hediye ettim. Bazı dostlarımıza az sayıda da olsa kargo ile gönderdim. Bunun ticari bir amacı yok. Neslime ve dostlarıma hatıra kalmasını istedim. Bir de şu bilinmeli ki, ülkemin her yanında ve dünyamızın pek çok ülkesinde olan dostlarıma bunu ulaştırmanın büyük mali külfetleri var ki, buna gücüm yetmez.

6.       Sorduklarımızdan başka söylemek istedikleriniz var mı?

-Sorulmadan söylemek söz israfıdır, diye düşünürüm. Ama siz bunu söyleyince Şiirin sultanı Mehmet Akif’in şu mısralarını okumadan geçemem;

Bana sor sevgili Kari’, sana ben söyleyeyim
Ne hüviyette karşında duran eş’arım:
Bir yığın söz ki, samimiyyeti ancak hüneri;
Ne tasannu’ bilirim, çünkü ne san’atkârım.
Şi’r için “gözyaşı” derler; onu bilmem, yalnız,
Aczimin giryesidr bence bütün âsârım
Ağlarım, ağlatamam; hissederim, söyleyemem;
Dili yok kalbimin, ondan ne kadar bîzârım!
Oku şâyed sana bir hisli yürek lâzımsa;
Oku, zîrâ onu yazdım, iki söz yazdımsa.

Ruhuna Fatiha.

7.      Zaman ayırıp sorularımıza cevap verme zahmetine katlandığınız için çok teşekkür ederiz.

-Estafgirullah efendim, ne zahmet? Asıl siz okuyucularımla hasbıhal etme fırsatı verdiğiniz için ben teşekkür ederim O şeref bize ait efendim.

Mülakat:  Hüseyin AYAZ

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 06.03.2017 - 13:45 -2,496-
Bu sayfayı paylaşın :