Savaş Devam Ediyor

-A A +A

         28 yaşındaki Fransız General, İskenderiye ‘ye varır varmaz bütün Mısırda dağıtılmak üzere Arapça bir ferman yayınlar.

         300 gemi, 50 bin asker ve 150 civarındaki  ilim adamından oluşan devasa ordusuyla Büyük İskender gibi tarih yazan bir imparator olduğunu bütün dünyaya ispat etmek en büyük hedefidir.”Büyük şöhretler ancak Doğu ‘da elde edilir,Avrupa, bu iş için çok küçük “… diyen Napolyon Bonapart, “utanmasa “ neredeyse Mısır’ı işgal etmediğini söyleyecektir.

         Bu fermanın amacı, hem Mısırlıların ayaklanmasını önlemek ,hemde İngilizlere ve Memlük yöneticilerine  karşı siyasi ittifak kurmaktır.

Fermanda yer alan temel vurgular şöyle dir :

“Rahman ve Rahim olan Allahın adıyla,

Allah’tan başka ilah yoktur.

O’nun bir oğlu olmadığı gibi,mülkünde ortağı da ,yoktur.

Özgürlük ve eşitlik ilkesi üzerine kurulu olan Fransız Cumhuriyeti adına, Fransız ordularının başkumandanı ,uzun bir süredir, Mısır üzerinde kuran sancaklarını, Fransız topluluğuna karşı kötü ve aşalayıcı bir şekilde davrandığını,tüccarlarına her tür eziyeti yaptığını, bundan dolayı da ceza vaktinin geldiğini  bütün Mısır halkına ilan eder.

…..

Ey Mısırlılar! Size benim buraya dininizi ortadan kaldırmak için geldiğimi söylüyorlar.Bilin ki bu bir yalandır ve bu tür sözlere değer vermeyin.Onlara şunu söyleyin.Ben buraya sizin haklarınızı zalimlerin elinden almak için geldim.Ve ben Allah u Teala’ya Memlukler’den  daha fazla kulluk eder,O’nun peygamberi Muhammed’e ve kitabı Kuranı Kerime onlardan daha fazla hürmet ederim….

Ey kadılar, şeyhler ve imamlar !halkınıza şunu söyleyin: Fransızlarda sadık müslümanlardır.Ve bununla uyumlu olarak, Romayı işgal etmiş ,ve Hristiyanları  İslam a karşı, savaş yapmak için kışkırtan Papalık merkezini yerle bir etmiştir….

Hiç gecikmeden bizimle uyum içinde hareket edecek Mısırlılar için rahmet üzerine rahmet vardır.Fransız ordusuna karşı ayaklanan bütün köyler yakılacaktır.Fransız ordusuna teslim olan bütün köyler Fransız bayrağını, ayrıca dostumuz Osmanlı Sultanının bayrağını asmak zorundadır….Allah Osmanlı Sultanının şanını daim kılsın,Allah Fransız ordusunun şanını muhafaza etsin!…..Allah Memluklere lanet etsin ve Mısır halkını ıslah etsin.İskenderiye ordugahında Fransa Cumhuriyeti kuruluşunun 6.yılı olan Messidor ayının 13.gününde yani Hicri 1213 yılının Muharrem ayının sonunda (2 Temmuz 1798 ) kaleme alınmıştır.”

         Açıkçası bu tarihi vesikayı yazmak değildi amacımız.

         Fakat o kadar bariz bir örnek olunca bu kadar uzun yer vermeyi, hafızalara kazınması için tercih ettik.

         Bir işgal ordusu komutanı öyle bir algı yönetimiyle giriyor ki konuya “işgalci Napolyon “ rolünü eşikten içeri bile sokmuyor elinden gelse ! Çünkü Fransız topçusu 1 saatin içerisinde ,henüz topçu bataryaları bile doğru dürüst çalışmayan ve düzenli ordusu 7-8 bin civarında olan Osmanlı İmparatorluğunun 30 bin kişilik ordusunu komple dağıtır .Ancak savaşın akabinde  Mısır fatihi Napolyon’un ,  Büyük iskender hayali Mısır çöllerinde kabusa döner  , on bin kişi toz ve salgınla hayatını kaybeder.İşgali bile isimlendirmekten geri duran vahşi avrupalının gerçek yüzü çok gecikmeden ortaya çıkar tabi : barut ve mermi harcamak istemeyen Napolyon , Osmanlı askerlerinin deniz kenarına götürülerek tüfeklerin ucunda süngülerle öldürülmesini emreder.Fransa ya dönen Napolyon 51 yıllık dünya macerası biterken ingilizlerin elinde esir olarak  ölür.

************

         Şuan için anayasa değişikliğine kilitlenen ülke gündemi, elçi suikastından, elektrik kesintilerine kadar muazzam bir algı yönetimiyle her zaman olduğu gibi gerçek gündeminden uzaklaştırılmaya, Mısır’ daki fermanı aratmayan bir dikte ile kitlelerin algısı yönetilmeye çalışılıyor.”Haçlıların namusunuza ilişmeyeceğini” iddia eden Pensilvanya’lı için perde kapandı mı bilmiyoruz.Sadece beli kırıldı.

         2016 biterken bu müslüman coğrafyada “hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir “ düsturunu ayağa kaldırmış olduk.Buna rağmen anayasa değişikliğinin haklı gerekçeleri , başkanlık-diktatörlük söylemleri ile boğulmaya çalışılıyor.Neredeyse haftalık  hale gelen terör eylemleri ile 15 temmuzda yapılamayan, hedefleniyor. Elektrik kesinleri üzerinden bile 15 temmuzda yarım kalmış “yerli/milli olana karşı”   linç hevesleri tamamlanmaya çalışılıyor.Tehlike hala geçmedi gerçekten.Dikkat.

************

         Halbuki ne oldu Anayasa değişiklik paketi ile

         Şunlar oldu :

         1950 li yıllarda millet iradesine saygı duyulduğunu zannettiğimiz ,çok partili yaşama geçildiğini düşündüğümüz anda bile başbakanımızı astılar.

         Darbelerle anayasaya tekme attılar.

         Sistemi kendi içinde olgunlaştırma yönünde hiçbir adım atmadıkları gibi, akışa bilerek ve isteyerek müdahale ettiler.Olası kast yada bilinçli taksirle değil.Özel kastla.

         Sonuçta 1961 ve 1982 darbe anayasaları ile  vesayetçi, antidemokratik bir süreç yıllarca anamızı ağlattı.İşkencelerle kimi insanımızın , karanlık dehlizlerde çığlıklarını duyamadık bile.

         Millet iradesinin güya seçimlerle belirlediği siyasi figürler ve hükümetler üzerinden , Çoban sülü, Karaoğlan, Yağız oğlan  halk hikayeleriyle vesayetçi bir model kurgulanmış oldu.”Bismillah” diyerek yola çıkan  ve ağızlarında  sakız ettikleri “Egemenlik kayıtsız şartsız milletin” iken, daha sonra egemenliğin milletin özellikle seçtikleriyle değil , yetkili organlar aracılığıyla kullanılacağı ifade edildi. 1961 Anayasası’nda aracı kurumlar özellikle  ihdas edildi, seçilmişlerin yetkileri, halkın yetki verdiklerinin eli kolu bağlandı yada  budandı, devredildi.

         Belirgin bir milat olarak : 1982 Anayasası’nda, sembolik görevleri olan Cumhurbaşkanlığı makamının  sorumsuz olması özellikle belirtilmesine rağmen  geniş yetkilerle donatılmasıydı. Cumhurbaşkanı’nın yetkilerini en kısa düzenleyen ve “Fahri Korutürk “portresi ima eden en basit  madde, anayasanın en uzun ve “direnişçi “  maddesine dönüştürüldü. Artık Cumhurbaşkanlığı, yürütmenin çoğu yetkisini paylaşan, onun üzerinde bir komiserliğe ,hatta kayyuma dönüşmüş, millet %49 çoğunlukla değil % 99 bile istese ! birşeyleri değiştirme pozisyonundan kat kat uzaklaştırılmıştı.

         Davul başkasında, tokmak cumhurbaşkanında idi.Yani Kenan Evren bir sağdan bir soldan istediği gibi “asacak” , yada at koşturacaktı. Rektörleri atayacak ,yargıdan, askeri ve sivil bürokrasiye kadar kilit tayinlerin tamamında neredeyse dediği dedik olacaktı. Cumhurbaşkanı :”yürütme benim “kardeşim ,var mı diyeceğin konumuna  gelmişti.Sorumluluk ise seçimle gelen başbakan ve hükümetindi  ayrıca.

Kırmızı çizgilere dokunulduğunda, ya “411 el kaosa kalkmak”  zorunda kalacak veya   12 Eylül ya da 28 Şubat gibi darbeler ile nihai hamleyi yapabilecek, her şey de bozuntuya verilmeden , hukuki  sistem içinde yaşanmış , kalmış olacaktı.

Böyle bir parlamenter sistem olmazdı elbette. Bu sisteme parlamenter sistem dedikçe ne Sabih Kanadoğlu’na,nede Vural Savaş’a inanamaz hale gelmiştik.

         Millet iradesi ve milletin iradesine karşı cephelenen bürokratik ve askeri vesayet arasındaki bu çekişmede,  milletin hukuk alanında şekillenen cevabı, 2007 yılında geldi.Tarihçilerin belki ileride daha sert biçimde tarif edeceği  367 kapanı  ile AK Parti’ye halkın istediği bir Cumhurbaşkanı seçtirmemek üzere hamle yapılınca, bugün 15 temmuz refleksi diyebileceğimiz , Cumhurbaşkanını halkın seçmesine dönük Anayasa değişikliği Ekim 2007’de yüzde 69 ile kabul edildi.Egemenlik gerçekten milletin oluyordu.

         Bu bizim demokrasi tarihimizin mihenk noktası olmuştur.Bu tarihi dönemecin dinamikleri arasında yer alan ve büyük değişimin hemen arefesinde gerçekleşen Danıştay saldırısı,Hrant Dink Cinayeti,Rahip Santora ve Zirve Yayınevi eylemleri AK Partinin vesayetçi kesimlerin saldırısıyla bunaldığı günlerdir aynı zamanda.Bu taarruzlara karşı ister istemez FETÖ/PDY ile aynı cenahta  savaşan ve bu kesime sırtını dayayan  AK Parti kadroları ,bu yakınlaşmanın da faturasını , bir başka tuzağın parçasına yakasını kaptırarak ödemiştir.

         Savaş devam etmektedir.Mısır fermanları sizi yanıltmasın!..

         Bu millet : cepheye giden silahlarını açıktan da göndermiş, 2012 MİT Müsteşarının ifadeye çağrılmasına aldırmamış, Gezi Parkı eylemleri, 17/25 Aralık ve 15 Temmuz işgal girişimine karşı ölümüne durmuş ve  destansı direnişiyle  demokrasi tarihini yazmaya devam etmektedir.

         Bu nedenle Anayasa değişiklik paketinin mecliste kabulü ,belki ileride 29 Ekim 1923 tarihi gibi vurgu yapılacak bir gün olarak da tescil edilebilir nitelikte olacaktır.Elbette ki cumhurbaşkanına sahip çıkan ve bu makamı emanetine alan halkın iradesine uygun olarak yeni Anayasa maddeleriyle sürdürülecek hakimiyetin ,doğru kullanılması, istişareden uzak değil, külliyelerde olgunlaştırılarak,”tek adam” kanaatiyle kullanılmaması kayıt ve şartıyla.

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 02.01.2017 - 18:15 -255-
Bu sayfayı paylaşın :