Saygıdeğer Cumhurbaşkanı'mıza açık mektup

-A A +A

YENİ 15 TEMMUZ 'LAR YAŞANMASIN!

   15 Temmuz ihanet hareketi kuşkusuz bir darbe hareketinden öte gerçek bir işgal hareketidir. Bu işgal teşebbüsü  bizden olmayan düşman tarafından bizden sandığımız insanları yıllarca süren beyin yıkama seansları sonucu aldatarak ve adeta mankurtlaştırarak ; vatanına ihanet edebilecek kadar hain ve öz gardaşına kurşun sıkacak kadar gözü dönmüş bir hale soktu.Yine bu insanları  "TAŞERON İŞGALCİLER" haline getirerek 15 Temmuz işgal teşebbüsünü icra ettirdi.

   İçimizden olan, bizden sandığımız bu insanlar bu ülkenin bağrında yaşamalarına ve bu ülkenin ekmeğini yiyip suyunu içmelerine rağmen bu ülkenin çocukları olamamışlardır. Vatanına, bayrağına, ezanına ihanet etmeden bu değerlere hizmet etmeleri gerekirken nasıl olduda bu insanlar ihanete kalkışır hale geliverdiler ? Akıllarını ve Kur'an'ın tahlil bilgilerini kullanmadıklarından yanıldılar,aldandılar ve düşman tarafından kullanılan bir robot haline geliverdiler. Bunu yaparken de inancına hizmet ettiğini sanarak yaptılar. Ama Allah'ın kullanmaya çağırdığı aklı kullanmayı ve amel etmeyi emrettiği dinin kuralları pas geçince peşinden gittikleri ihanet çevreleri kanlarına hainlik zehrini enjekte ediverdi ve kana karışan bu zehirin tersiriyle rahatlıkla hainliği meşru saydılar. Kur'an'ın men ettiği,meşru görmediği,kuvvetli ikaz ettiği ihaneti meşru saydılar; çünkü üst akılları caiz demişti onlarda Kur'an'a değil üst akıla uydular.Akıllarını kullandılar belki ama Kur'an terbiyesiyle terbiyelenmiş, hakikat önünde diz çökmüş rahmani aklı değil şeytani aklı kullandılar. Oysa doğru aklı kullanmayanları aslında Kur'an bakın ne güzel şekilde tarif ediyor : 

"Allah aklını kullanmayanları pislik içinde bırakır." (Yunus 100)

  Böylelikle bizden birileri sandığımız ama asla bizden olmayan bu  insanlar 15 Temmuz ihanetine kalkışmayı bir vazife bildiler. Bu yanılan ve kullanılan nesil vatanına hizmet edebilecek fedakar insanlar olması mümkün iken maalesef hainler topluluğunun fertleri oldular, bizlere bu acıları yaşattılar.

       Peki ya bundan sonra da bu tip olaylar yaşamamak için ve  nesiller kaybetmemek için ne yapmak gerek? Nesiller kaybetmek diyorum çünkü bu hadise bizim belli aralıklarla yaşadığımız bir hadise. Bu yaşadıklarımıza bakıldığında bir oyun bir kurgu olduğu çok net görünür.

Çok şükür bu işgal hareketinden kurtulduk ama niye yakın tarihimize baktığımızda hep genç ve zeki nesiller kaybeden bir ülke olmuşuz? Kaybettiklerimize bir bakarsak; daha dün Çanakkale harbinde ülkenin kalem tutan elleri, genç beyinleri okulda okuyan liseli öğrencilere kadar cephede kırılmadı mı? 

12 Eylül 1980 darbesi öncesi  genç insanlarımız karşıt görüşlü hale getirilerek on binler mezarlara ve bir o kadarı da mapusun taş duvarlarına gömülerek bir nesil yine harcanmadı mı? 

Şimdi de bu FETÖ ihanetinin yapılanmasına baktığınızda ülkenin zeki ve başarılı çocuklarından ulaşabildikleri ve ikna edebildikleri kadarıyla tuzaklarına düşürerek beyinleri yıkandı. Bu insanlar  ülkesinin ve milletinin hizmetinde olması gerekirken kullanıldı, harcandı bununla da kalmayıp önceki nesil kayıplardan daha kötü bir duruma düşürülerek ihanet günahı bulaştırıldı. İhanet günahına bulaşanlar İnşallah bu günahın farkına varırlarda sahabe Hz. Ebu Lubabe (r.a.) 'ın nasuh tevbesi gibi bir tevbe kendilerine nasip olur ahiretlerini bari kurtarırlar. Yoksa bu dünyadaki alacakları ceza Ahiretteki cezanın  yanında nedir ki?

Şimdi yukarıdaki "Bundan sonra da bu tip olaylar yaşamamak için ve  nesiller kaybetmemek için ne yapmak gerek? " sorusunu hatırlayıp yapmamız gerekenleri anlatmaya çalışalım:

   Kısa vadede ve acil eylem planı olarak taşeron işgalci terör örgütü  FETÖ'nün dışarıdan kumanda edilmesi ve ülkemizdeki hücreleri ile olan irtibatı ,bilgi akışı kesilmelidir. Bu da MİT'in Fetö'nün yurt dışındaki lider konumundaki ya da üst düzey yönetici konumundaki elebaşlarını ve yerlerini bir bir tespit ederek  tesirsiz hale getirmesiyle mümkün olacaktır. Böyle olursa içerdeki tutuklu ya da tutuksuz hainler umudunu keserler, tutuklu olanlar da birlik olup umutla söyledikleri Plevne marşını söylemeyi bırakırlar. 

  Diyanet İşleri Başkanlığımız tarafından Cuma hutbelerinde, Milli Eğitim Bakanlığımız tarafından okullarda din derslerinde FETÖ'nün itikadi sapkınlıkları bir bir anlatılmalıdır.

  Bu mücadeleler devam ederken adalet duygusunu ayakta tutarak suça karışmayanları mağdur etmeden ve basit ve küçük kusurlarla mağdur sayısını artırmadan , bu mücadeleyi sulandırmadan gerçek suçlulara yönelerek ihanetlerinin bedellerini en ağır şekilde ödetmek takip edilen yöntem olmalıdır. Diğer türlü mağdur sayısının artması FETÖ'nün işine geleceği gibi tuzağı dahi olabilir. Böyle bir tuzağı bozmak ise ibadet kesimi diye tarif ettiğimiz kesimden cürüm işlememiş ama gaflet ve aldanma sonucu kendinide kurtaramamış ufak tefek bağlantısı tespit edilmiş olanlar gözden geçirilip topluma kazandırılabilir.

   Uzun vadede ise ihanet otlarının bu ülkenin topraklarında bir daha hiç yeşermemesi için şu tedbirler alınmalıdır:

  Millet olarak dini seven, yaşatılması için gerekirse canını bile vermekten çekinmeyen bir milletiz. İşte tam da burada düşman bizi dinle vurmayı sınadı. Oysa Yüce Allah Fatır suresi 5.ayette 

 "O çok aldatıcı olan Şeytan da sizi Allah ile aldatmasın." diye uyarmasına rağmen Allah dediler, Peygamber dediler bizi aldattılar. Allah'ın ve Peygamberin razı olmayacağı işler yaptılar, geç fark edildiler. Eğer din konusunda eğitimli ve doğru bilgili bir millet olsaydık onların bu ihanet dolu projeleri tutmayacak, halk bunlara rağbet göstermeyecekti. Kur'an'a uymayan söylem ve talimatlar karşısında " sen ne diyorsun be adam bu söylediklerinin dinde yeri yok, olamaz." diye karşı çıkıp dikilen yiğitler çıkacaktı. 

İşte bu yüzden bu millete dini dosdoğru öğretilmelidir. 

Bu eğitim devletin göz yumması ile merdiven altı eğitimle değil , felsefi , yüzeysel ve takım tercih edilir gibi tercihe bırakılan bir din eğitimi de değil doğrudan doğruya devlet eliyle devletin okullarında ilkokuldan başlayarak üniversite bitimine kadar dosdoğru bir şekilde İslam dinini  gençliğe öğretecek bir eğitim olmalıdır.

Okul dışında kalan halkımıza da bu hizmet sunulmalıdır. 

Bu da "Aile doktoru" sisteminde olduğu gibi "Aile Hocası" sistemi oluşturularak çözülebilir şöyle ki;

Bu eğitimin şekli ise; tıpkı sağlık alanında nasıl  her bir ailenin “Aile Doktoru” varsa aynı şekilde her bir ailenin “Aile Hocası” olabilir.  Bu “Aile Hocası” nı cami imam ve müezzini, Kur’an Kursu hocaları kısaca din görevlilerimiz oluşturacaktır. Ya da bu hizmeti da ha profesyonel bir şekilde yürütecek yeni kadrolar yetiştirilebilir.

Peki “Aile Hocası” diye adlandırılan din görevlilerimiz ne yapacaktır?

- “Aile Hocası” kendi listesindeki ailelerle tanıştıktan sonra münasibince rutin ziyaretler yapıp ilgili ailenin eğitim alanındaki yetersizliklerini tespit edecektir.

Eğer fayda göreceğine inanılırsa ilgili bölgede açılacak olan ve ailelerin zaman müsaitliğine göre katılacakları eğitim kursları tertip etmek , bu kurslara katılma ve  devam etme hususunda  bireyleri ikna etmek. Hatta bu maksatla “Kur’an Kursları” mızın ismi “ Dini Bilgiler ve Kur’an Öğrenme Kursu” olarak değiştirilebilir.

- Ailelerin cenazesinden doğumuna kadar her türlü sevinç ve kederini paylaşarak adeta onların  bir sırdaşı haline gelmek. (Böylelikle zaman içerisinde Din Adamlığı olgusu, çevrede kanaatine önem verilen, her hangi bir sıkıntıda ilk müracat edilen  saygın bir kişilik haline gelebilir.)

- Ailelerin yaşantılarındaki dinimize uymayan yanlışları düzeltme ve iyiliğe yönlendirme vazifesini yapmak.

Bu maddeler ihtiyaç listesine göre çoğaltılabilir ama zannediyorum projeyi anlatmaya yeterli olmuştur. Yine “Aile Hocası” veya “Aile Hoca hanımı” olarak görev yapacak görevlilerin teşvik ve kontrolü uzmanlar tarafından yönetmeliklerle belirlenir.

      Ülkemizde dini cemaatler bir vakıadır ve her dönemde hatta çok baskıcı dönemlerde bile varlıklarını korumuşlardır. Böyle bir hakikati görmezden gelemeyiz. Pek çok insan din bilgisini ve şuurunu buralardan almaktadır. Her yapının iyi ya da kötü olduğu gibi bu cemaatlerin dinimize, milletimize hizmet edenlerin olduğu gibi zarar verenler de olacaktır. İyi işler yapanların önünün açılması ve desteklenmesi , zararlı olanların ıslah edilmesi ve zarar verici yönlerinin , yollarının kesilmesi için şeffaflık ve denetim şarttır.

 İşte bunu sağlamak üzere bütün cemaatlerin resmi olarak tescillenerek bağlı bulunacağı bir "SİVİL TOPLUM BAKANLIĞI" kurulmalıdır. 

Bu bakanlık yapacağı denetimlerle tüm sivil toplum kuruluşu olarak adlandırılan cemaatleri, dernekleri denetleyerek doğru iş yapanları güçlendirmeli, yanlış yapanlara fırsat vermemelidir. 

Bu yapılarda şeffaflık sağlanırken cemaatlerin yapacakları hizmetlerin hızını kesecek bürokrasi ve baskılardan uzak durmak çok önem teşkil eder.

Söz konusu Bakanlık kurduğu doğru sistemle dine uymayan, vatana millete zararı olacak söylem ve duruşlara fırsat vermeyecek ve yanlış yapanları yanlışıyla beraber kamuoyu ile paylaşacaktır. Tıpkı Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı'nın insan sağlığıyla oynayan firmalar ve ürünleri yaptıkları hile ile beraber kamuoyuna duyurduğu gibi. Böylelikle at izi it izine karışmayacak, yanlış yapan sivil toplum kuruluşları doğru yapanları töhmet altında bırakmayacaktır. 15 Temmuz'un hemen akabinde bazı çevrelerin dillendirdiği gibi " Bu cemaatlerin hepsini kapatacaksın" gibi yanlış ve haksız sözler duyulmayacaktır. Tam tersine güzel işler yapanlar taltif ve destek görerek beyaz bayrak gibi görsel kıriterlerle halka ilan edilmelidir. 

Yine söz konusu Bakanlık, Osmanlı'nın yaptığı gibi milletinin ve devletinin hizmetinde bu cemaatlerden faydalanabilir. 

Cemaatlerden gelen projeleri değerlendirip uygun gördüklerini destekleyebilir. Ortak yürütecekleri projeleri teşvik ederek cemaatler arsında birliğin kuvvetini faydaya dönüştürebilir. Mesala özellikle Avrupa ve Amerika'da "İslamofobi" adı altında yürütülen İslam düşmanlığını, karşıtlığını kırma mücadelesinde hepsine ortak hedef, ortak proje çağrısı yapılabilir.

Bu çabalar sonucunda her yönüyle sağlam bir millet, güçlü bir devlet doğmuş olacaktır inşallah.

Sonuç olarak tekliflerimizi özetlersek;

1- FETÖ mücadelesinde kısa vadede öncelikli olarak örgütün yurt dışından ülke içindeki hücreleri yönetmesi, yönlendirmesi bunu yapanların tesirsiz hale getirilmesiyle önlenmelidir. Bu önlem örgütün bitişini ve müntesipleri üzerindeki büyünün bozulmasını hızlandıracaktır.

2- Yine acil eylem planı olarak Diyanet İşleri Başkanlığımız tarafından Cuma hutbelerinde, Milli Eğitim Bakanlığımız tarafından okullarda din derslerinde FETÖ'nün itikadi sapkınlıkları bir bir anlatılmalıdır.

3- FETÖ ile mücadelede gerçek suçlulara yönelerek en etkin ceza verilmeli ve idam cezası geri getirilmelidir. 

Suç kırıterleri çok aşağılara çekilip hem mağdur sayısını artırmamak hem de mücadelenin sulandırılmasına fırsat vermemek, adaleti ayakta tutmak esas olmalıdır.

4- Bu tip örgütlerin halk içinde taban bulup yuvalanmamaları için din adına aldatanların aldatmalarına kanmamak için halkın dini bilgi seviyesi yükseltilmelidir. Bu bilinçlendirme eğitim çalışması milletimize dosdoğruca gerek devletin okullarında  ve gerekse "Aile Hocası" projesi kapsamında yapılmalıdır.

5- Tüm cemaatlerin, derneklerin yani sivil toplum örgütlerinin kontrol edilip denetlenmesini yapacak "SİVİL TOPLUM BAKANLIĞI" adında bir bakanlık kurulmalıdır

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 08.09.2017 - 14:37 -296-
Bu sayfayı paylaşın :