Şazeli Çügen'le Vahiy ve Risalet Anlayışı Üzerine Söyleşi - 1. Bölüm

-A A +A

SÖYLEŞİ: Mevlüt AYHAN, Hüseyin AYAZ

ANA HABER GAZETE: Sayın Başkan Vekilim, sizlerin Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı’nın eğitim ve kültür çalışmalarına fikirleriniz ve bakış açınızla çok önemli katkılarda bulunduğunuzu müşahede ediyoruz.

Vakfın bir yandan kurumsallaşma çalışmaları devam ederken diğer yandan “Medeniyet Tasavvuru” bağlamında bazı kavramların bir düşünce atmosferinde dillendirildiğini de görüyoruz. Sizlerin de birçok ortamda bu çaba ve gayretlere geniş anlamlar yükleyerek paylaştığınız düşüncelerinizi almak, bazı kavramları daha iyi anlamak üzere -izninizle- birkaç soru sormak istiyoruz. İlk sorumuz Vahiy ve Risalet kavramları ve anlayışı üzerine olacak.

  • Sizce Vahiy ve Risalet anlayışı nedir?
  • Bu anlayışı ifade ederken ne demek istiyorsunuz?


Şazeli ÇÜGEN: Çok önemsediğimiz bu kavramları uzunca bir zamandır kullanmaktayız.

Neden “Kur’an ve Sünnet” kavramları yerine “Vahiy ve Risalet” kavramlarını kullanmayı tercih ediyoruz? VAHİY ve RİSALET’TEN ne anlıyoruz? Ne anlamalıyız, gibi en temel soruları sorarak konuya bir açıklık kazandırmak istiyorum.

  • VAHİY ve RİSALET anlayışı ile günümüz İSLAM coğrafyalarında yaşayan Müslüman toplumların zihin, gönül, ruh ve akıl dünyasının yeniden aydınlanmasında inanç ve amentü kodlarının yeniden döşenmesinde;
  • Hayat tarzı dediğimiz MEDENİYET olgusunun duygu, düşünce, inanç ve akide alanında yeniden temellendirilerek ve TASAVVUR edilip, şekillendirilip ete kemiğe büründürülmesinde;
  • Müslüman toplumların DİRİLİŞİNDE ve hayatın her alanında yapılması elzem olan ilim, ahlak, sanat, kültür ve üretim faaliyetleri demek olan kurumsal, kavramsal ve kadrolu bir AKSİYON ile medeniyetin İNŞA sürecine girmesinde çok önemli bir hareket dinamiği ile YOLA koyulup başarılı olunacağına inanmaktayız.


Vahiy ve Risalet anlayışı ile MEDENİYET yoluna koyulduğumuzda UYKUDA olan İslam toplumlarının uykudan uyandırılmasında kendini tanımasında, kendine gelmesinde ve KENDİ olmasında en temel bir ANLAM ve ANLAMA faaliyeti olacağını düşünmekteyiz.

Vahiy ve Risalet anlayışı ile MEDENİYETİMİZİN kırılma süreçlerinin tamir edilmesinde, çökertilen mevzilerin yeniden tahkim edilmesinde, zorlama sapmalardan yeniden ana kulvara dönülmesinde, hayatın her alanındaki erozyonun önlenmesinde değerlerimizin değersizleştirilmesi anlamına gelen her çeşit dejenerasyonların giderilmesinde en temel bir EYLEM faaliyeti olacağına inanmaktayız.

Vahiy ve Risalet anlayışı ile TARİHİ ve MEDENİ HAFIZAMIZIN tazelenip canlanmasında rivayet sadedinde sonradan siyasal ve dünyevileşme zemininde tedvin edilerek hayat verilen tüm metinlerin yeniden selekte edilerek tüm tortularının giderilmesinde, tüm hurafatın atılmasında, tüm rivayetlerin ayıklanmasında en temel bir “tecdid i iman” tazelenmesi olacaktır.

İslam düşünce ve sosyoloji tarihinde dönemsel olarak yaşanan süreçleri ifade eden TECDİD İHYA, İNŞA, ISLAHAT ve İNKILAP gibi sosyolojik hareketlerin anlamlandırılmasında en temel bir REFERANS olacağına inanmaktayız.

ÖYLE İSE bu kadar hayati fonksiyonlar yüklediğimiz “Vahiy ve Risalet” anlaması algılaması ne anlama gelmektedir.

VAHİY kavramı; ALLAH kelamı demek olan ilahi hitap, ilahi sesleniş, ilahi SÖZ ile ahsenü takvim üzere yaratılan ve arzın halifesi kılınan İNSAN ile VARLIK ilişkilerini tanzim eden ilahi HÜKÜMLERİ ifade eden cap canlı bir HAYAT kitabıdır.

RİSALET kavramı; ilahı HİTAP olan VAHYİN kılavuzluğunda Nebi ve Resulün insan ve toplum hayatında kurucu tanzim edici bir ÖRNEKLİK teşkil ederek inşa edilip yaşanılan bir HAYAT TARZI modeli ile tüm insanlığa dünyada saadeti ahirette kurtuluşu müjdeleyen bir MEDENİYET teşkil etme mücadelesi sireti ve siyeri nebisi demektir. 

VAHİY, ilahi yasanın üstünlüğü ilkesini; RİSALET ise Nebi ve Resulün örnekliği düsturunu ifade eder. Ne vahiy Risalet’ten ve ne de Risalet vahiyden ayrı değildir. Çünkü VAHİY Resulün kalbine tenzil edilerek süzülen ve ağzından terennüm edilerek seslere, harflere, yazılara dökülen İLAHİ BİR HİTAPTIR. Bu nedenledir ki her ikisi de AMENTÜ düsturunda mündemiç olarak bir bütünlük arz eder.

Vahiy ve Risalet’e parçacı ve indirgemeci yöntemlerle bakamayız. Vahiy İlahi sınırları çizer ve hükümleri ifade eder Risalet ise uygulayıcılığı ile örnekliği ve modelliği ifade eder.

Vahiy ve Risalet sadece belli zaman mekân ve sosyolojik buutlarla sınırlı değildir. Zaman mekân ve sosyolojik sınırların ötesinde hem evrensel cihanşümuldür hem de ilahi hükümler olarak tarihsel değildir, tam tersine her zamanda ve mekânda CAPCANLIDIR.

Neden KUR’AN ve SÜNNET yerine VAHİY ve RİSALET demeyi tercih etmekteyiz?

Geleneksel KUR’AN anlayışımız; çöken, çökertilen toplumsal hayatlar uyuyan, uyutulan, uyuşturulan zihinler, parçalanan, paramparça edilen güdülü ve güdümlü olarak yönetilen İslam dünyasındaki İslam toplumlarının yabancılaştırılmış hayatlarına ve hayat tarzlarına baktığımızda şunları görmekteyiz:

KUR’AN’A ölü-cansız ve anlaşılmayan ve de hükümleri zamanın ruhu gereği tarihsellik denilerek ve bir kenara itilerek ortadan kaldırılan, sadece inandığımızı hissen söyleyerek ve sadece ölülerimiz ardından terennüm edilen kıssalar metini olarak bakılmaktadır.

Geleneksel SÜNNET anlayışımıza geldiğimizde rivayet kültürü müktesebatımızda HADİS diye ifade edilen ve hicretten ÜÇ asır sonra tedvin edilen tüm rivayet metinleri NEBİ ve RESUL’ÜN Risâlet’idir denilmektedir. Yani gerçek sözleri ve uygulamaları anlamında Sünnet olarak anlaşılarak ve mevzu metinlerin esas alınmasında hiçbir sakınca görmeyen yerel, sapkın İSLAM anlayışları doğmakta ve yanlış uygulamalar ile İslam toplumlarının ferdi ve toplumsal hayatları da baltalamaktadır.

Ayrıca mevzu metinlere dayalı olarak üretilen böylesi bir KUR’AN ve SÜNNET anlayışı ve uygulamaları da oryantalist batı dünyasının İslam düşmanlığına da malzeme teşkil etmektedir. Bizler bu iki sakat ve nakısa anlayışı özünden düzeltmek amacı ile bilerek ve isteyerek KUR’AN ve SÜNNET kavramları yerine VAHİY ve RİSALET kavramlarını kullanmaktayız.

Böylesi bir tercih KUR’AN ve SÜNNET kavramlarına yanlış anlamlar yükleyenlere karşı bir uyarı olsun diye tutum takınmaktayız. Yoksa salt KUR’AN ve SÜNNET kavramlarını olduğu gibi kabullenmekte içten ve gönülden sahih olduğu şüphe götürmeyen metinlerine bir AMENTÜ bütünlüğünde arz ikrar ve kabul etmekteyiz.

Zira ne KUR’AN ilahi hitabı tarihseldir ve ne de SÜNNET-i Resulün örnekliği tarihseldir. Yani zaman, mekân ve kavmiyetlerle sınırlı değildir. Çünkü VAHİY ve RİSALET ayrılmaz bir amentü bütünlüğü, gerçekliği ve hakikatidir. Hükümleri ve ÖRNEKLİKLERİ ile evrenseldir, zaman, mekân ve kavmiyetlerle sınırlı değildir.

Sınırlı ve değişken olan zaman, mekân ve toplumsal boyutları olan ve İÇTİHAT alanını teşkil eden -muamelat dediğimiz- FIKHIN sosyolojik dinamikleridir. Yoksa değişken olmayan ve sabitelerimiz olan ilahi KİTABIN inanç ve ibadet düsturları ile mağruf ve münker sınırlarını teşkil eden haram ve helal emir ve nehiy gibi sabite hükümleri değişmezlerimizdir vesselam.

ANA HABER GAZETE: Bu kapsamlı açıklamanız için sizlere teşekkür ederken ikinci sorumuza geçmek istiyoruz.

 

Devam Edecek...

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 18.12.2017 - 14:49 -2,321-
Bu sayfayı paylaşın :