+A A -A

Seçim Hipnozu

-A A +A

Eskiden seçim ortamına girildiğinde, Ülke içinde her şeye hakim olurdu. Neredeyse Hükümet Bürokrasi Ekonomik kararlar her şey durur seçim sonuçlarını beklerdi. Fakat propagandalar, kampanyalar her şey ülke içinde olup biter Dış politika tamamen gündemden çıkardı. Son birkaç seçimdir bu durum artık çok değişti. Bunun en somut göstergesi Batıdaki bazı gazete ve dergilerin Türkçe başlıklarla Türkiye seçmenini etkilemeye çalışması ve hatta Batılı başbakan ve bakanların Türkiye’deki bir siyasi partinin siyasetçisi gibi kampanya yapmalarıdır.

Başta ABD olmak üzere Batılı ülkelerin Türkiye’deki seçimlere yalnızca son birkaç seçimdir ilgi duymaya başladıkları anlamına gelmiyor bu söylediklerim. Bilhassa ABD için bırakın seçimlerin sonuçlarını etkilemeye çalışmak her seçim bir proje tasarımı idi. Seçim tasarımlarıyla sonuç alamadıklarında da darbe projelendirirler ve tıkır tıkır da uygularlardı. Bu sözlerim fazla iddialı gelmesin. Tek fark eskiden Türkiye siyasetini tasarımlarken bunu perde gerisinden etki ajanları aracılığıyla yaparlardı. Ayrıca o zaman Millet olarak gözümüz de pek açılmamıştı. Saftık propagandalara çabuk kanıyorduk. Şimdi ise Millet uyandı eğitim seviyesi arttı. İletişim imkan ve vasıtaları da çok gelişti. Biraz da dostumuzu düşmanınımızı daha iyi seçmeye, yaşadığımız darbelerden ders almaya başladık. Bu nedenle eski taktikler le sonuç alamayınca, çirkin suratlarını göstermek zorunda kaldılar.

 Mesela 27 Mayıs 1960 darbesinin iki esas amacı vardı. Nato’ya kabul edilen Türkiye’nin siyasi kadrolarını Batı’nın dümen suyunu uysalca izleyecek kadrolarla yeniden oluşturmak ve Milli karakterini korumakta direnen ordusunu “NATO ordusu” olarak yapılandırmak. Nitekim Ordunun komuta kademesi ta yüzbaşı seviyesine kadar tasfiye edilmiş NATO akademilerinde Pentagonda eğitilmiş genç subaylarla yeniden oluşturulmuştu.

 Fakat halkın darbeyle indirilen Demokrat Parti’ye, ve asılan Menderes’e olan bağlılığı güçlü şekilde devam ediyordu. Tasfiye edilen paşalardan Ragıp Gümüşpala DP nin devamı niteliğinde Adalet Partisini kurmuştu. Fakat 1964 te vefat etti. Partinin kurucularından ve en güçlü siyasi figürü Sadettin Bilgiç parti liderliği için de en güçlü adaydı. Bu partinin iktidara yürüdüğünü gören ABD, Adalet Partisini kontrol altına almak istemekteydi. ‘Exchange Fellowships’ bursuyla Amerikada 3 yıl eğitim gören ve çalışan Süleyman Demirel Morrison Şirketininin Türkiye temsilciliğini yaptığı sırada birden bire parlak bir lider adayı olarak zamanın amiral gemisi basını tarafından kamuoyuna sunulur.

O zamana kadar AP nin en güçlü yeni lider adayı olarak Milliyetçi muhafazakar Sadettin Bilgiç görülürken basında aleyhinde kampanyalar başlar ve yapılan kongrede Demirel AP ye genel başkan olur. Bunun başka örnekleri de Tansu Cillerin DYP nin. Mesut Yılmaz’ın da ANAP ın başına genel başkan olarak geliş şekilleridir. 12 Mart 1971 darbesiyle Atilla Karaosmanoğlu‘nun. 28 Şubat darbesiyle de Kemal Derviş’in Türk ekonomisini Batı emperyalizminin çıkarlarına göre güncellemek maksatlarıyla getirilmeleri de bu zincirin halkalarıdır.

Seçim hipnozu ifadesi ile kamuoyunun dikkatini çekmek istediğim konu şu. ABD başta olmak üzere Batı Türkiye siyasetini tasarımlama hedefine her zamankinden daha çok kilitlenmiş durumda. Sakın ola ki her şey Türkiye içinde siyasi parti ve liderler çevresinde olup bitiyor hipnozuna kapılmayalım. Seçim Türkiye ile Siyonist-Hristiyan ittifakı arasındadır. Evet şu anda üzerimizde müthiş bir kitlesel hipnoz faaliyeti her türlü araçla yürütülmektedir. Bir taraftan Türkiye ekonomisini sarsmak, seçmenin iktidara duyduğu güveni bu yolla yıkma operasyonu sürerken diğer taraftan İçinde İsrail Suudi Arabistan BAE nin olduğu İran’a karşı bir savaş tezgahlanmakta. Bu savaşın alevlerinin bu kritik dönemde Türkiye’yi sarması kuvvetle muhtemeldir. İran her ne kadar sırtımızı verebileceğimiz güvenilir bir komşumuz olmasa da, arkasında durmalıyız. Çünkü İran’dan sonra sıra Türkiye’de dir.

Bir taraftan Medine’ye Kilise yapma gibi Kuran-ı Kerimden 300 ayet çıkarma gibi absürd  hamleler ile İslam Dünyasının sinir uçlarıyla oynayıp yeni bir saldırı dalgasını tetiklemeyi planlıyorlar. Kilise işinin Suudi Arabistan tarafından yalanlanmasını umuyorum. Ama eğer doğruysa bunun cevabı Ayasofya’nın derhal Cami olarak ibadete açılması olmalıdır. 

 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 11.05.2018 - 15:24 -613-
Bu sayfayı paylaşın :