Seçimlerde oylar ABD’ye nasıl satılmaya çalışılıyor?

-A A +A

Siz seçimlerde böyle olur dersiniz, böyle olacak dersiniz, ama kast ettiğimiz bu çevreler ve bu mihraklar hayır derse sonuçlar öyle olmaz, öyle olmayacak derse, seçim sonucu öyle olmaz. Çünkü topluma ve ülkeye siz hakim değilsiniz, başkaları hakim. Sizlerin dediği olmaz, bu hakim çevrelerin dediği, daha çok insanlara dedirttiği olur.

“Egemenlik milletin” mi, bizi
dıştan gizlice yanıltanların mı?

Bilindiği gibi, Türkiye kritik bir seçim geçirdi. Bu seçim sonuçları neredeyse ülkemizde ABD yanlısı çevrelerin kazandığı bir seçim olacaktı.

Aslında bu seçim sonuçları eskilerin tabiriyle bir şeyi ispat ediyor, bizlere ve tüm millete kesin bir şey söylüyor: Türkiye’de seçimler bugün insanlarımızın, en açık ifadesiyle milletimizin kesin görüşünü ifade etmiyor. Ancak ülkemizde hakim ve etkin bir takım çevrelerin istediği ve hedeflediği sonuçları yansıtıyor.

İsterseniz daha açık ve seçik konuşalım ve anlatalım: Geçen son yazımızı okuduysanız ona göre değerlendirelim: Bugün çoğunlukla her ülkede, her toplumda seçim, ABD’nin sivil bir savaş malzemesidir, hakim ve etkin mihrakların iç savaş konusudur ve sonucudur.

Siz seçimlerde böyle olur dersiniz, böyle olacak dersiniz, ama kast ettiğimiz bu çevreler ve bu mihraklar hayır derse sonuçlar sizin istediğiniz gibi olmaz, öyle olmayacak derseniz, seçim sonucu hiç hesap etmediniz şekilde olur.

Çünkü topluma ve ülkeye yüzde yüz siz hakim değilsiniz, başkaları hakimdir.

Sizlerin dediği olmaz, bu hakim çevrelerin dediği, daha çok insanlara dedirttiği olur.

Üstelik bu hakim çevreler, böyle sonuçlarla size şunu demek isterler: Dediklerimizi yapmazsanız, sizi her zaman indirebiliriz, bunu böyle bilin ve ayaklarınızı denk alın ve ona göre davranın, ona göre hareket edin!

SİZ HALKA HAKİM DEĞİLSENİZ, KİM HAKİM
İSE O GÜCÜN İNSANLARA DEDİRTTİĞİ OLUR

“Çevre'nin merkez'e yürümesi, Türkiye'nin bölgesinde her bakımdan güçlenmesi demekti. Ancak bu durum, uzun vadede dünyanın tek süper gücü haline gelen ABD'nin çıkarlarının alt üst olmasıyla sonuçlanabilecek, Amerikalı stratejistlerin kendi ifadeleriyle "asla kabul edilemez ve göz yumulmaması gereken tehlikeli bir gelişme"ydi. Bu nedenle, Türkiye'deki toplumsal dinamiklerin ve taleplerin askıya alınması gerekiyordu. (…) ABD, Türkiye'de Müslümanlığın temel belirleyici olarak işlev gördüğü toplumsal dinamiklerin Türkiye'nin geleceğini belirlemesini istemiyor. (…)

Çünkü siyaset, siyaset dışı güçlerin denetimine girmiş durumdadır.  (…)

Yani sonuçta seçimlerin galibi Türkiye'deki toplumsal dinamiklerin bastırılmasını hazırlayan sürecin mimarı olan ABD olacak. Türkiye, bir süre daha belirsiz, sonu nereye varacağı belli olmayan bir mecraya sürüklenecek. Anlaşılan o ki, Türkiye'deki bu anormalleşmenin ne kadar tehlikeli sonuçları olacağını görebilmek için Türkiye'nin böylesi bir süreci yaşaması gerekiyor.”  [1]

ABD PARAYLA KAMUOYUNU
NASIL DÖNÜŞTÜRÜYOR?

İran’da 1950’li yılların başlarında yönetimin başında bulunan Musaddık ekonomik ve siyasi alanda Batılı sömürgecilere karşı adeta savaş açan ve yabancı şirketleri millileştiren yabancı sermaye egemenliğini tasfiye etmeye çalışan bir devlet adamıdır.

1953’de CIA tarafından hazırlanan bir sivil müdahale ile devrilmiştir. Bu darbe nasıl gerçekleştirilmiştir?

CIA elindeki en iyi adamları eski başkanlardan Theodore Roosevelt’in torunu Kermit Roosevelt’i İran'a gönderdi. (…) Kermit, bavul bavul Amerikan dolarıyla İran'daki Amerikan elçiliğine yerleşerek operasyona başladı. İlk olarak Musaddık’ın başında bulunduğu koalisyon hükümetinin milletvekillerine ve ufak politik gruplara para yağdırdı ve hepsini satın aldı. İran'da yıllık gelir o zamanlar ortalama beş yüz dolarken Kermit haftada on bin dolar rüşvet dağıtıyordu.

 Bunun sonucunda milletvekilleri ve satın alınan siyasiler kısa sürede hükümeti dağıtmaya ve mecliste Musaddık’ı sıkıştırmaya başladılar. Kermit daha sonra basına yöneldi ve önde gelen yazar ve gazetecileri paraya boğdu. Kısa sürede basında Musaddık aleyhine dönmüştü. Uyanık Kermit daha sonra kesesini mollalara ve din adamlarına açtı ve her Cuma vaazında Musaddık’ın dinsiz ve komünist olduğunu halka söylemelerini emretti. Pek çok polis amiri ve alt düzeyde subay da Kermit’in rüşvet musluğuna bağlanmıştı ve darbe için hazırlanmaya başlamışlardı. Kermit daha sonra anarşi çıkarmak için sokak çeteleri ve İran'da ne kadar pislik varsa hepsini ayarladı. Bunlar tüm ülkede soygunlar ve saldırılar yapmaya başlamış ve satın alınan basın bunları bine bin katarak ülkede düzen kalmadı diye halka duyurmaya girişmişti. (…)

1952 senesinde parayla satın alınmış onbinlerce ayak takımı sokaklara döküldü ve bir süre sonra rüşvetçi polis ve askeri birlikler de onlara katılarak hükümet binalarını bastılar. Musaddık bir süre dayandıysa da sonunda yenilerek yerine CIA'nin ayarladığı bir general getirildi. Kısa süre sonra Amerikan ve İngiliz kuklası Şah, yaşadığı Roma'dan getirilerek İran'ın başına geçti.” [2]

YILLARIN DIŞ İŞLERİ BAKANI: “EN BÜYÜK
HATAMIZ ABD’YE TABİ OLMAMIZDIR”

1950’li yıllarda Menderes hükümetinde Dışişleri Bakanı olan Fatin Rüştü Zorlu, Gazeteci Kemal Bağlum’a şöyle demiştir:

“Bizim en büyük hatamız kayıtsız şartsız Amerika’ya tabi olmamız. Böyle bir politika sonsuza kadar devam edemez. Türkiye sırtını Amerika’ya dayamakla hiçbir sonuca varamaz. Aksine kendimizden çok şey veririz, yine de onları memnun edemeyiz... Türkiye NATO ve Amerika’nın yanı sıra Üçüncü Dünya ülkeleri ve Sovyetler ile belli ölçüde ve Türkiye’nin çıkarları doğrultusunda yeni bir politika izlemek zorundadır...” [3]

ABD’nin hegemonyasına karşı, Dışişleri Bakanı böyle tepki gösteren Menderes hükümeti, bilindiği gibi 1960 ihtilaliyle Amerika tarafından devrilmişti.

Eski Dışişleri Bakanı Hasan Esat Işık da görüşlerini şöyle dile getirmiştir:

“…Bu sızmalar, Pentagon’dan başlar, CIA sızmasına kadar sürer. Bir yabancı ülkenin, Türkiye’deki hareketlenmeleri izlemesini anlarım, ama o ülkedeki hareketleri yöneltmeye, kanalize etmeye başlamasını anlamak mümkün değil.” [4]

TÜRKİYE ABD’NİN PATRONAJI
DIŞINA ÇIKMADIKÇA GELİŞEMEZ”

Genelkurmay Sıkıyönetim Koordinasyon Başkanı olarak görev yapmış bulunan Korgeneral Nevzat Bölügiray İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş hakkında şunları anlatmıştır:

“Sayın Fehmi Güneş’in özel not defteri ele geçirilmiş ve bize gönderilmişti... Not defterinde aynen şunlar yazılıydı: Türkiye ve Türk demokrasisi ABD’nin patronajı dışına çıkmadıkça gelişemez, erginleşemez...” [5]

“ABD SEÇİMLERDE SADECE BİR ÜLKEYE
KENDİSİNE NE KADAR UYDU OLDUĞUNA BAKAR”

Uzun Yıllar Türkiye’de Dışişleri Bakanı olarak görev yapan İhsan Sabri Çağlayangil de şöyle demiştir:

“Amerika şuna aldırmaz: Bir memlekette demokratik idare olmuş, şoven idare olmuş, faşist idare olmuş, ona hiç bakmaz. Amerika, o memleketin kendisine ne ölçüde tabi olduğuna, kendi politikasına ne dereceye kadar satelit (uydu) haline gelebileceğine bakar.” [6]

CIA: “ABD’DEN BAĞIMSIZ DEMOKRASİNİN
HİÇ BİR ANLAMI YOKTUR!”

1957-1968 yıllarında CIA’da görev yapan, teşkilattan ayrıldıktan sonra, kurum olarak yaptıklarını itiraf eden CIA Ajanı Philip Agee, ABD’nin demokrasiden ne anladığını anlatırken açıkça şöyle demiştir: [7]

“CIA’da bizim için, demokrasinin beş paralık bir değeri yoktu. Yani, bir hükümet seçimle iş başına gelmiş ve bizimle de işbirliği yapacaksa, çok güzel. Ama bizimle işbirliği yapmayacaksa, o zaman bizim için demokrasinin hiçbir anlamı yoktu. Ve bugün için de bir anlamı olduğunu sanmıyorum. Demokrasinin, halkın halk tarafından ve halk için yönetim biçimi olduğu ilkesine gelince, bence aptalca bir şey.” [8]

SONUÇ

Kısacası geçen haftalarda Türkiye’de geçirdiğimiz son seçimleri nasıl değerlendirmemiz gerektiği üzerinde durduk.

Bu değerlendirmeler üzerine, öncelikle kendimize şunu sormalıyız: Gerçekten ülkemizde toplumumuza biz hakim miyiz, yoksa başkaları mı bize hakim olmaya çalışıyor?

Türkiye’de “Egemenlik gerçekten milletin” midir, yoksa toplumumuza hükmetmeye ve yön vermeye çalışan dış mihrakların mıdır?

Seçim sonuçları gerçekten toplum olarak, halk olarak bizim yaptıklarımız mıdır, yoksa pratikte başkalarının bize yaptırdıkları mıdır?

Bu sorulara sağlıklı ve doğru bir şekilde cevap verebiliyor muyuz?

Sevgiler, saygılar…

herden1950@hotmail.com



[1] Yusuf Kaplan, Yeni Şafak, 13.04.1999

[2] Araştırmacı Yazar Serdar Kuru’nun yazısından, http://www.sinanoglu.net/fikir_meydani/printthread.php?t=3854 - 24.12.2005

[3] A.g.e., s:62-63, Aldığı Kaynak: Kemal Bağlum, Anıpolitik 1945-1960”, Bilgi Yay., Ankara, 1991, s: 229-230;

[4] Cumhuriyet, 14 Ekim 1985

[5] Çetin Yetkin, a.g.e., s: 193, Aldığı Kaynak: Nevzat Bölügiray, Sokaktaki Askerin Dönüşü (12 Eylül Yönetimi Dönemi), Ankara, 1988, s: 91

[6] Çetin Yetkin, Türkiye’de Askeri Darbeler ve Amerika, Ümit Yay., Ankara, 1995, s: 141. Aldığı Kaynak: İsmail Cem, Tarih Açısından 12 Mart, C.II- Tarihteki Yeri ve Sonuçları, Cem Yay., İst, 1977, s. 51

[7] John Pilger, “The War on Democracy”, Video-kayıt

[8] Yılmaz Dikbaş, 18 Ağustos, 2008, www.kalinka.com.tr

 

Kategori: 

1 Comment

Sevgili Hasan Abi yazıyı

Sevgili Hasan Abi yazıyı sonuca bağlamadan eksik bırakmışsın?! Sonuç ne hayırlı mı hayırsız mı?

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 22.04.2017 - 09:52 -388-
Bu sayfayı paylaşın :