Sheraton'un Gölgesinde Kalan Mabed

-A A +A

                Şubat ayının ilk yarısında yaşadığım olayı aynen aktarıyorum, bugüne kadar hâlâ bir yetkili bulamadım ve ne yazık ki çözüm üretemedim.

                Üzerinde durmak istediğim konuya geçmeden önce Ankara’nın havasından bahsetmeliyim. Evim Keçiören ilçesinde Çankaya ilçemizi tam karşıdan gören yüksekçe bir tepenin üzerinde bulunuyor. Hava hafif rüzgârlı olduğunda isten, sisten, pisten, egzoz dumanından, kısaca, Ankara’nın kasvetli havasından eser kalmaz şehrin güzelliği bütün çıplaklığıyla gözlerinizin önüne serilir. Ankara coğrafi konum itibariyle doğudan, güneyden ve kuzeyden yüksek tepelerle çevrili bir çanağın içindedir. Buna bir de yanlış şehirleşme politikalarının sonucu olarak son zamanlarda yüksek tepelere sorumsuzca dikilen anormal yükseklikteki binaları eklersek, Ankara’nın nasıl bir çanak içinde kaldığı ve insanı bunaltan kasvetli havasının ağırlığı daha iyi anlaşılır. Apartman dikmek sanki millî bir hedef (!) haline gelmiştir.

                Mahallemizden Çankaya’ya doğru bakıldığında gözümüze ilk çarpan ışıklar Kocatepe Camii ile Atakule’nin ışıklarıydı. Önce Atakule’nin sonra Kocatepe Camii’nin ışıkları söndü. Başka ışıklar da var ama onları ayrıca saymaya gerek yok. Bunlardan yalnızca birini özellikle zikretmek zorundayım: Sheraton’un ışıkları.

                Şimdi diyeceksiniz ki bu iki binanın ışıklarını kıyas mı yapıyorsunuz? Biri mabet, diğeri yabancı sermayeli bir otel, hiç kıyas kabul eder mi?

                Elbette kıyas kabul etmez ama ben böyle bir kıyas yapmak zorunda kaldım.

                Evimin penceresinden baktığımda Sheraton’un ışıklarını tüm haşmetiyle parlar görürken, Kocatepe Camii’nin bir senedir karanlıklar içinde kalması canımı sıkıyor. Kocatepe Camii gibi bir mabedin, Sheraton gibi bir otelin gölgesinde kalması sizin canınızı sıkmaz mı?

                                               KİMSE SORUMLULUK ALMAYA YANAŞMIYOR

                İşte ben bu can sıkıntısıyla, aldığım duyumlardan hareketle önce Diyanet İşleri Başkanlığını aradım. Telefona çıkan ilgiliye caminin durumunu anlattım:

                -Ankara’nın en büyük camisinin karanlıklar içinde kalması caminin şanına yakışıyor mu, Başkent Ankara’nın şanına yakışıyor mu? Diye sordum. İlgili iç aydınlatma mı, dış aydınlatma mı diye sorup ilk şaşkınlığını atlattıktan sonra:

                -Beyefendi, Kocatepe Camii Çankaya ilçesinde bulunuyor. Çankaya Müftülüğünü aramalısınız, dedi.

                Bu cevap üzerine Çankaya Müftülüğünü aradım. Diyanet İşleri Başkanlığı görevlisine söylediklerimi Müftülük görevlisine de aynen söyledim. O da:

                -Kocatepe Camiinin aydınlatmasıyla Diyanet Vakfı ilgileniyor, diyerek kısa bir açıklama yaptı ve telefonu kapattı.

                La havle çekip Diyanet Vakfı’nın aradım. Kocatepe Camiinin yaklaşık bir senedir doğru dürüst aydınlatılmadığını, son on beş gündür de minare aydınlatmalarının tamamen yok olduğunu söyledim. Bu durumu ne Kocatepe Camii’nin şanına ne de Başkent Ankara’nın şanına yakıştıramıyorum, dedim.

                Vakıf yetkilisi beni anlayışla karşıladı ve vatandaş olarak çok haklı olduğumu, söyledi. İyi, dedim kendi kendime, aydınlatma problemini nihayet çözeceğiz diye bekliyordum ki, arkasından Ankara Büyük Şehir Belediyesi ile aralarındaki bir protokolden söz etti. Protokole göre Kocatepe’nin aydınlatılmasından Büyükşehir Belediyesi sorumlu imiş. Ankara Büyükşehir Belediyesini aramam gerektiğini söyledi.

                Dikkat ederseniz, hiç kimse olayı sahiplenmiyor, üzerinde durmuyor, tabir caizse topu herkes bir başkasının üstüne atıyor. Ne biçim bir anlayıştır bu, hayret yani! 

                Ne güzel! Sizin görmediğiniz ya da ihmal ettiğiniz bir problemi vatandaş görmüş haber veriyor veya tepkisini koyuyor. İlgilenseniz ya! Nerede o görev şuuru, nerede o mesuliyet duygusu? Emanete böyle mi sahip çıkılır?

                 Vatandaş olarak beklediğim, olayı, görevli ya da yetkili her neyse içlerinden birisi üstlensin, ilgili yerlere ulaştırarak bir çözüm üretsin. Ne gezer! Ayrıca bu caminin imamı, müezzini, kayyumu yahut başka bir yetkilisi, görevlisi yok mu? Onlar görmüyorlar mı bu durumu? Nerededir bu biraderler!

                Bir “la havle” daha çekip Ankara Büyükşehir Belediyesi’ni aradım. Belediyede “Kent Estetiği Dairesi Başkanlığı” adında bir birim varmış. Telefonumu oraya bağladılar. Bölümdeki yetkiliye de ötekilerine anlattıklarımı anlattım. Sayın yetkili bana hak verdi ve teknik elemanlara haber vererek problemi derhal halledeceklerini yani Kocatepe Camii’ni hem mabedin manevi şanına hem de Ankara’nın başkent şanına layık şekilde aydınlatacaklarını söyledi.

                Yetkilinin açıklamalarına sevinerek, iyi günler dileklerimle telefonu kapattım. Yaklaşık bir saat süreyle telefon trafiği yaşamış yorulmuştum, bir oh çektim, dinlenmeye çekildim. Kocatepe Cami aydınlatılacaktı.

                Ne yazık ki aradan yirmi gün geçmiş olmasına rağmen Kocatepe Camii hâlâ aydınlatılmadı, hâlâ karanlıklar içinde ve hâlâ Sheraton’un gölgesinde.

                Sizin bu duruma canınız sıkılmaz mı?

Kategori: 

1 Comment

SAYIN AYDIN BENİM CANIMI DA

SAYIN AYDIN BENİM CANIMI DA GÜZELİM ''KABE'' MİZİN ETRAFINI SARAN OTELLER VE BUNA SES ÇIKARMAYANLAR SIKIYOR...KATILIYORUM SİZE....

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 07.03.2017 - 14:21 -265-
Bu sayfayı paylaşın :