+A A -A

Sihirbazlık Yaptığımız Ev

-A A +A

Rahmetli Muhittin’le Mehmed’in beni ara sokaklarda gezdirerek götürdükler ev, Kumkapı semtinde, giriş katında poliklinik bulunan yedi katlı binanın en üst katında bir odadan ibaretti. Bu tek oda, mal sahibi tarafından kiraya verilmek üzere diğer odalardan ayrılmıştı. Normal bir daire olması gereken katlar, bu şekilde bölümlere ayrılarak bekârlara kiraya veriliyordu. Bizim katta öyle yapılmış ancak yan tarafımız bir aileye verilmişti. Tuvalet ihtiyacımızı aşağı katta, diğer tek odaların da kullandığı tuvalette karşılıyorduk. Mutfağımız, banyomuz v.s. yoktu. Banyo ihtiyacımızı Kadırga semtindeki hamamlarda karşılar, karnımız doyasıya yiyemediğimiz menemen yemeğimizi de bu tek oda içinde pişirirdik. (*)

Üç arkadaşın üç somya koyarak barındığı bu odanın tam kapıya denk gelen bir tek penceresi vardı. Oda içerisinde hava bozulup havalandırmak amacıyla pencereyi açtığımız zaman, kapının, kilit kısmındaki dilden kurtularak hafif hafif oynadığını gördük. Sonunda olan oldu.

Pencere açıldığında kapının hareket etmesi birimizin mi yoksa hepimizin mi aklına geldi, eve gelen misafirlere sihirbazlık yapmaya karar verdik. Önce anlatmaya çalışayım, sonra ne derseniz deyiniz! Çocukluk mu dersiniz, boş adam işi mi dersiniz, ne diyeceğinizi pek kestiremiyorum ama içinde manevî endişe taşımayan iş ve eylemler hakkında yüce Allah “Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir” (En’am Sûresi, 6/32) buyuruyor. İşte size oyun ve eğlence!

Misafirlerimiz ortaokul lise yıllarından arkadaşlarımızdı. Genellikle evimize tek tek gelirlerdi. Çünkü İstanbul çok büyük bir şehirdi ve her birimiz ayrı ayrı semtlerde otururduk. Şimdiki gibi haberleşme imkânı da olmadığından tek tek gelirlerdi, bu da bizim işimizi kolaylaştırırdı.

Misafirimize hoş geldin deyip havadan sudan konuştuktan sonra Muhittin veya Mehmet “Biz İstanbul’da sihirbazlık öğrendik” derlerdi. Bu esnada bir yandan bıyıklarını kıvratır bir yandan da meşin ceketlerini giyerlerdi. Onlar bu hareketleri yaparken ben de pencerenin önünde pozisyon alır, misafirin merakını daha da artıracak şekilde Muhittin ve Mehmed’e, “yapmayın, etmeyin, arkadaşımızı hipnotize eder bir de uyandıramazsanız görürsünüz gününüzü” derdim. Bu sırada tahta tabure kapının tam karşısına konmuş, misafir de tabureye oturtulmuştur. Öyle ki, taburenin tam yerinde olup olmadığını kontrol sadedinde, Muhittin misafirin oturma konumundan anahtar deliğine birkaç defa bakar, bu sırada misafir birkaç defa kaldırılır tekrar oturtulurdu. Böylece misafirin dikkati anahtar deliğine odaklandırılırdı.

TÜM HÜNER PENCERENİN HAREKETİNDEYDİ

Bu işlemler tamamlandıktan sonra Muhittin’le Mehmet, misafirin önünde kollarını indirerek, bacaklarını kaldırarak, hoküs poküs mahiyetinde sözler söyleyerek oyunu başlatırlardı. Misafirin gözü hem kapının anahtar deliğinde hem de arkadaşlarımızın hareketlerinde… Arkada benim ne yaptığımın farkında değil. Birkaç ilginç hareket yaptıktan sonra, Mehmed’in ya elini ya da bacağını tutmuş olarak Muhittin kapıya yönelir “başla” derdi. Tabii başlayan bir şey olmazdı çünkü o da oyunun bir parçasıydı.

Ben pencereyi hareket ettirmezdim, kapı oynamazdı. Hay aksi, der ve Muhittin misafiri tekrar kaldırır, taburenin yerini biraz değiştirir ve bir hareket daha denedikten sonra bu defa daha yüksek bir sesle yeniden “başla” derdi. Bunun üzerine ben pencereyi hızlı hızlı hareket ettirirken kapı da karşıda şakır şakır oynardı. Misafirin tam aldandığı andı bu anlar. Muhittin yavaşla der, kapı yavaşlar, hızlan der hızlanır, dur der dururdu. Tabii bunlar Muhittin’in bana vermiş olduğu komutlardı. İşin ilginç yanı, arkadaşları bu işten vazgeçirmeye çalışan sözleri söylemem, arkada benim bu hareketleri yaptığımdan kimseyi şüpheye düşürmezdi. Aralarında bugünün profesörlerinin de bulunduğu pek çok arkadaşa bu şekilde pek çok rol yaptık. Görüldüğü gibi bu rolde hiçbir hayır unsuru yoktur.

Peki, bu kısa hikâyecik neyi anlatıyor? Anlatmaya çalıştığım bu basit kandırmaca olayı, bugün hâlâ milleti kandıranların perde gerisinde hangi dolapları çevirebildiklerine dair bir fikir vermişse, yazı hedefine ulaşmış demektir.  Türkiye, sistemini şeffaf bir şekilde kurup yönetmedikçe bu sorular hep gündeme gelecektir. 

(Gelecek hafta, Yusuf İşin Sırrını Çözüyor.)

-------------------

(*) İsmail Aydın, Bir Noterin Anıları, Sayfa: 123, Menemen Sever misiniz?

1 yorum var.

İsmail bey sizin yaptığınız ufak bir aldatmaca veya eğlence, günümüzde bazı kişiler kata- külle oyunları ile "deveyi hamuduyla yutuyorlar" Anadolu dan gelmiş fakir fukara çocukları Tiyatro, sinema ve diğer eğlencelere gidecek parası olmadığından kendi çapınızda bir eğlence olmuş. Saygılarımı sunarım.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 21.11.2017 - 09:48 -1,577-
Bu sayfayı paylaşın :