Sivil Anayasa, Sivil Toplum ve Demokratik Türkiye İçin Darbelere Karşı "Muhsini tavır"

-A A +A

GİRİŞ

Tarihte sürekli bir devlet geleneğine sahip olarak kadim milletlerinden birisi olan Türkler, Doğu ile Batı âlemini birbirine bağlayan ve yüzyıllarca medeniyet mihveri olan İpek Yolundaki yerleri fethetmişler, yurt haline getirmişlerdir. Bulundukları zaman ve mekânın şartlarına göre egemenliklerini pekiştiren yönetimler kurmuşlar, yüzyıllarca bölgenin önemli siyasal ve kültürel aktörleri olmuşlardır. 

Oğuz Boyları ilk kurdukları devlet ile günümüzde son kurdukları devletlere (Gök Türk ve Türkiye Cumhuriyeti) ismini vererek siyasal ve kültürel sürekliliği bütün dünyaya göstermişlerdir. 1789 Fransız ihtilaliyle kadim dünyada fikri ve siyasi dönüşüm ulus devlet anlayışı çerçevesinde olmaya başlamış, Osmanlı mevcudiyetini korumak için siyasal projeler (Üç Tarz-ı Siyaset) geliştirmiştir.

En son ulus devlet tasavvuruna uygun olan Türklüğü önceleyen yeni bir devleti jeopolitik açıdan stratejik önemi olan Anadolu’ya çekilerek kurulmuştur. İki kıtada toprağı bulunan üç kıtanın birleşme noktasında olan Türkiye bu özelliği ile jeopolitikçiler tarafından dünyanın kalbinin bitişinde ve ilk kenar kuşağının önemli bir noktası diye tarif edilir. Bu anlamda dünya adasının (Asya, Avrupa ve Afrika)nın menteşesidir. Hatta bu menteşe üzerine vurulan kilit ve aynı zamanda anahtarı değerindedir.

Türkiye Cumhuriyetini kuran Atatürk, 1936 yılında bütün boyların birliğini ve kurdukları devletleri simgeleyen 16 yıldızı Cumhurbaşkanlığı forsuna yerleştiren kanunu çıkararak, bunu tescil etmiştir. Bu on altı yıldız, tarihsel, siyasal, kültürel birikimimizi; Ay yıldız ise bunların nihai sonucunu göstermektedir. Cumhurbaşkanlığı forsu, her biri farklı bir siyasi coğrafyada bulunmasına rağmen, ama aynı dil ve ırk, aynı din mensubu olmanın getirdiği kültürel havzaya aidiyet, müşterek kültürel, ekonomik ve siyasal projeler geliştirmenin sembolüdür. [1] Türkiye’nin siyasal ve ekonomik açıdan istikrarı sağlamasıyla projeler sağlanacaktır.

 

SSCB’nin 1989 yılı itibarıyla başlayan yeni yüzyıl siyasal ve kültürel dizaynlarına karşı önlem almak için Rusya’ya çekilerek önlem alması da benzer durumu göstermektedir. Rusya, kendini toparladıktan sonra SSCB siyasi ve kültürel alandaki etkinliğini hala devam eden politikalar üreterek varoluşunu korumaya çalışmaktadır. Kapitalist ülkeler (ABD ve AB) sosyalist ülkeler (Rusya ve Çin) arasındaki mücadele enerji arz ve üretim merkezlerinde olanca gücüyle devam etmektedir. Ve Türkiye bulunduğu stratejik konum, tarihsel ve kültürel birikimi ile bu çatışmanın tam merkezinde yer almaktadır. [2] Muhsin Yazıcıoğlu’nun ifadeleriyle söyleyecek olursak, “Yeni uluslararası sistemde ideolojik temele dayalı Doğu-Batı bolumlenmesi

yer yer ekonomik temele dayalı Kuzey-Guney bolumlenmesine bırakıyor. Hem

Doğu-Batı, hem de Kuzey-Guney gecişlerinde kopru konumunda olan Turkiye'nin

içinde bulunduğu alt sistem ve bölgeler (Balkanlar, Kafkasya, Orta Doğunun

kesişim alanı olan bir Türkiye) eskisine göre daha oynak ve belirsiz ve o

derece önemli bir hale gelmiştir.” [3]

Bu bilgiler, 5 Temmuz 2016 tarihinde yaşadığımız darbe teşebbüsünün  analizine bir giriş olarak telakki edilmelidir. Çünkü Türkiye bulunduğu konum gereği sürekli olarak darbe ve teşebbüslerine maruz kalmıştır. 27 Mayıs1960 ve 12 Eylül 1980 ihtilalleri, 12 Martı 1971, 1993 Uğur Mumcu ve Eşref Bitlis suikastlarıyla tetiklenen süreçleri, 28 Şubat 1997 post modern darbe, 27 Nisan 2007 e-muhtırası ve en son da 15 temmuz 2016 yaşanan ve öncesinde hiç olmayan kanlı bir Darbe girişimini yaşadık. Bu bağlamda yazının hedefi, Muhsin Yazıcıoğlu’nun Yeni Türkiye hakkındaki fikirlerini ve bütün darbelere karşı aldığı tavrı güncellemektir.  Özellikle askeri darbelere karşı önerdiği sivil ve pasif itaatsizlik eylem planının yıllar sonra gündeme gelmesi onun firaset ve basiretinin güçlü olduğunu göstermektedir.  Çünkü  15 Temmuz 2016 da, önerdiği eylemlerin 4. Yapılmasıyla darbenin engellenmiştir.  

1.    Sivil Bir Anayasa ve Demokratik Türkiye İçin Milli Mutabakat Çağrısı

     Muhsin Yazıcıoğlu 3 Ağustos 1992 yılında deklere ettiği bu çağrı, Yeni dünya düzeni adı altında sunulan küresel, hegemonik ve emperyal politikalara karşı bir manifesto nitelindedir. Büyük Birlik Partisini kurduktan sonra da bu manifestonun gereğini yapmış, bürokratik askeri ve sivil  oligarşiye karşı sivil bir anayasa, sivil bir toplum ve demokratik Türkiye çağrısında bulunmuştur.  Özellikle 15 temmuz 2016 darbe teşebbüsü sonrasında yeni anayasa tartışmaları bağlamında onun darbelere karşı söylemini ve çözüm önerilerini dikkate almak gerekir:

1961 ve 1982 anayasalarının darbe sonrasında hazırlanıldığı için milli mutabakat ürünü olmayacağını sadece mevcut statükoyu korumaya yönelik olacağını belirtir. Ülkede hala otoriter, totaliter eğilimlere sahip, askeri darbe peşinde koşanlar var diyerek 1993 yılında TBMM’ye anayasa değişikliği ile ilgili bir önerge verir. [4]

Özellikle o dönemde “askeri vesayetin hala devam ettiğini, ülkenin normalleşemediğini, sivilleşemediğini, demokratikleşemediğini vurgulaması, günümüzü anlamak için önemlidir.  Yapılan darbeler ve darbe söylentilerinin arkasında ABD/NATO’nun olduğunu herkesin bildiğini[5] söylemesi, 15 Temmuz 2016 darbesinde de önemli oranda geçerli olduğu, Türk Hükümeti ile ABD arasındaki gerilimden anlaşılmaktadır. Bu satırları yazdığım gün (30 Temmuz 2016) ABD genelkurmay başkanının ülkemizi ziyaret etmesi de gerilimin göstegerisidir. Her halukarda Muhsin Başkan’ın tesbiti yaptığı anlardan itibaren demokratikleşme sivil anayasa ve sivil toplum yolunda bir arpa boyu yol alamadığımız ortadadır.

2.    Darbelere Karşı Sivil Duruş: Muhsini Tavır

Muhsini tavır’dan kastımız, teorik/iman ve pratik/İslam uyumunu sağlamaya çalışmaktır. İhsan kavramı merkezli oluşan bu kişilik ve kimlik inşasında; iyilik, lütuf, bağışlamak,  cömertlik yapmak öncelenir. Güzel bilip, güzel eylemektir. Fiil bakımından yapılması gereken hayrı/iyiliği yapmaktır. Kötülüğü iyilik ile karşılamaktır. İyiliği bir kez yapmak yerine, bunu alışkanlık haline (erdem) getirmektir. 

Muhsini tavra sahip olanlar, sadece bollukta değil, aynı zamanda dar, yani sıkıntı olduğu zamanlarda mallarından, kazandıklarından sarf ederler, insanlara verirler. Öfkelerini yenerler, insanların ayıplarını araştırmaz, tersine kusurları kapatırlar, örterler. Bu nedenle Allah, ihsan edenleri, Muhsinleri sever. İhsân edenlere elbette rahmetim çok yakındır ayet(ler)i bu hususu vurgular. [6]

Bu nitelikler temelde Hanefi-Maturidi kültürüyle şekillenen Yesevi geleneğin ortaya çıkardıklarıdır. Atayurttan çıkıp ipek yolu hattındaki fethettikleri bütün toprakları yurt kılan bu zihniyettir. Muhsin Yazıcıoğlu da gerek 1980 öncesi siyasi duruşu, gerekse ihtilal sonrasında hapishanedeki tavrı ve sonrasındaki politik hayatında da alperen zihniyetini korumuştur. Nitekim bir gençlik lideri gibi değil, bir bilge siyaset ve devlet adamı gibi hareket ederek Türkiye’nin 12 Eylül askeri darbesine sürüklenen sürecini önceden görmüştü. Bürokratik oligarşi, hakim sınıflar ve NATO ile irtibatlı militarist çevreler, askeri bir darbe yapmak için Genelkurmay Karargahında “darbe çalışma grupları” oluştururken, 1. Ordu’da “gizli darbe toplantıları” devam ederken, bütün bunlar bir şekilde kamuoyuna yansırken, o gelinen noktayı, demokrasi açısından tehlikeli görmüş ve “Türkiye hızla, ABD ve NATO planlı bir darbeye götürülüyor” diye uyarılarda bulunmuştu. [7]

2.1.Rüzgar Eken Fırtına Biçer

            Yazıcıoğlu, 12 Eylül sürecini takip eden “1993 Örtülü Darbe”sinde[8], bu sürecin devamı  olan “28 Şubat 1997 ” ve 2007 tarihlerinde de demokrasiye ve milli iradeye sahip çıkmıştır. Diğer bir ifadeyle Totaliter, jakoben ve seküler yapının dini ve milli değerlere olan alerjisini iyi bilen Yazıcıoğlu, bu zihniyete karşı sivil, demokratik bir tavır göstererek, demokratikleşme sürecini korudu. 28 Şubat öncesine hazırlık mahiyetinde 4 Şubat 1997’de Sincan’da tank yürüten, milli irade ve demokrasi düşmanı, ulusalcı militarizme, oligarşik güçlere, “Askerin yeri kışladır. Ordu sivil siyasete müdahale etmemelidir, ‘ordu göreve diyen’ darbeci zihniyet, demokrasi ve millet düşmanıdır. ”dediğini kimse unutamaz. 5 Şubat 1997 tarihli Gündüz gazetesi “Namlusunu milletine çevirmiş bir tankı asla alkışlayamam” sözüyle çıktı. Yine benzer şekilde 27/4/2007 tarihinde Genelkurmay tarafından yayımlanan bildiriyi muhtıra olarak görüp, “süngülerin gölgesinde demokrasi olmaz” ifadesi milli irade ve mutabakat anlayışının sonucudur.  Aslında 28 Şubat 1997 Operasyonu’nun ortaya çıkardığı mevcut siyasal yapının Büyük Ortadoğu Projesi”nin bir parçası olduğunu,[9] 2007 muhtırasının da bu milletin engin sağduyu ve mutabakat anlayışını tersten harekete geçirdiğini söyledi. [10]

            23.Şubat 1197 tarihinde dönemin Genelkurmay 2. Başkanı ABD de söylediği “Demokrasiye Balans Ayarı” konuşmasını sert bir şekilde eleştirdi. Bunun kimsenin haddine düşmeyeceğini belirterek, asker sevil herkese demokrasi lazımdır. Demokrasiye balans ayarı yapmak sivil otoritenin emrinde olan bir askeri bürokrata düşmez” dedi. [11]  bu  ve benzeri durumları yaşamamın yolu, sivil ve demokratik bir hukuk sistemi kurmaktan geçer.

2.2. Darbenin Sermaye, Yargı ve Medya Ayağı: Sivil İhtilal Kuvvetleri

Merhum Yazıcıoğlu’na göre; 12 Eylül 1980 ve  28 Şubat 1997 darbelerinde sermaye, yargı ve medya ayağı vardı. Yani darbecilerin “sivil ihtilal kuvvetleri ” dediği işbirlikçileri vardı. Darbeler soruşturulurken mutlaka bunların sermaye, yargı ve medya ayağı yönünden de soruşturmalar yapılmalıydı. Ona göre; ABD ve İsrail, Genel Kurmay Karargâhının “28 Şubat post-modern  darbe”sini açıkça desteklemişti. Kapitalist enternasyonal, 28 Şubat aktörlerine uluslararası destek vermişti.[12]

Bu tespitleri 15 Temmuz 2016 darbe teşebbüsü sonrasında sermaye, yargı ve medya ayağının olduğu görüldü. Hâlbuki biz 12 Eylül 2010 anayasa referandumuyla daha demokratik bir sürece geçtiğimizi düşünmüştük.

Nitekim yine bir tevafuk veya bilinçli bir tercihle olsa gerek 12 Eylül 2010 tarihinde yapılan referandum sonrasında hem 12 Eylül 1980 darbecileri yıllar sonra hesap verme sürecine girdi, hem de 28 Şubat 1997 itibarıyla mağdur olan yüzlerce insan hakkını aramaya başladı. Yetmez ama evet dediğim bu anayasa referandumuyla Yüksek Askerî Şûra kararlarının mahkemeye götürülememesi gibi bir hukuksuzluğun giderilmesi, 28 Şubat sürecinde bin beş yüzün üzerinde kişinin ve ailesinin bireysel olarak etkilendiği haksızlıklar giderildi. Öğretmenlik görevinden atılan eşim tekrar vazifesine döndü mesela. Toplumsal olarak ülke üzerindeki korku bulutlarının yoğunlaştırılmasının bir iade-i itibarı yapıldı. Yargının üst kademesinde yapılacak değişikliklerle ve Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru hakkının teminiyle, ülkemizde yaşanan hukuki kırılmalar daha aza inme ihtimali belirdi. İhtimali belirdi diyorum,  referandum hakkında yazdığımız “Siyaset ve Dil Oyunları” başlıklı gazete yazısında [13] “mevcut sosyal durumda egemen olan ve tortularla donanmış bulunan elit zümre ile geniş halk kitlesi arasında yaşanıyor mücadele. Bu referandum, eski aristokrasi yerine halk iradesi hâkimiyeti; zümresel ve mesleki eşitsizliğin yerine herkesin eşitliği ilkesinin geçirilme çabasıdır. Peki bu mücadele sonunda yeni bir elit zümresi ortaya çıkma ihtimali yok mu; var. Eğer yaşanan sorunlara çağdaş çözümler üretilmezse sosyolojik açıdan bu olabilir, Pareto'nun deyişiyle bir "elitler mezarlığı" olan tarihteki yerini yeni elit zümre de alır” diye tespit yapmışız. Ve maalesef bunun önlemini alamamışız ki, 15 Temmuz 2016 darbesiyle hukuki açıdan yaşanılan yeni bir zümrenin (Feto) Paralel Devlet Yapılanması (PYD) olarak bütün devlet kurumlarına yayılmasını gördük. Bunun en net öz eleştirisini Sayın Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan A Haber’de söyleşisinde yaptı. Gülen Cemaati’yle ilgili olarak, “Ciddi manada yanılgıya düşmüşüz. Allah bizi affetsin” diyerek yeni yapılanmanın da “elitler zümresi mezarlığına gönderileceğini” belirtti. [14]  Bu yanılmanın oranını her türlü istihbari bilginin elinde olması gereken en üst düzey yetkilinin ifadesinden duymak, sıradan vatandaşların bu yanılma oranlarının ne kadar olacağını da akla getirmektedir. [15]

yani Yazıcıoğlu’nun “sivil ihtilal kuvvetleri” dediği, sermaye, medya ve yargı da önemli değişimler yaşanmaya başlandı.  Böylece “Demokrasi tankla değil; halkla denetlenir” ve “Hiçbir güç meclisin üzerinde değildir” [16]önermelerinin hay ata geçirilmesi yeni bir elit zümre yaratılmadan, hukukun üstünlüğünü sağlayacak şekilde yapılmalıdır. 

2.2.Parelel Devlet Yapılanmasının Yargı Ayağı ve Muhsin Yazıcıoğlu Suikastı

Hatırlanacağı üzere 25 Aralık 2009’da Yazıcıoğlu’nun helikopteri düştü. Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberinde olan insanlar hayatlarını kaybettiler. 25 Aralık 2009’da bir kaza oldu, öyle deniyor ve helikopter düştü, Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberinde olan insanlar hayatlarını kaybettiler.  132 şüpheli hakkında “ihmal, kasten öldürmek, suç delillerini yok etme ve değiştirme” suçundan  dava açıldı. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminde bulunanlar arasında bulunan bazı subaylar bu dava çerçevesinde tutuklandı.9 ay tutuklu kaldıktan sonra tahliye oldular ve davaya da takipsizlik verildi ve dosya kapatılmıştı.

15 temmuz 2016 tarihinde Marmaris'te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın kaldığı otele saldıran darbeci askerler arasında bulunan 4 kişinin Muhsin Yazıcıoğlu'nun öldüğü helikopter kazasından sonra olay yerine giden kaza kırım ekibinden olduğu tespit edildi. Bunun üzerine Büyük Birlik Partisi Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Hakkı Öznur "Dava dosyası her yönüyle yeniden açılmalıdır" diyerek müracaatını yaptı. [17] Ana muhalefet lideri Sayın Kılıçdaroğlu da konuyu meclis gündemine taşıyarak dava üzerindeki takipsizlik kararının kaldırılmasını istedi. [18]

Türkiye’nin demokratikleşmesi için bütün darbelere karşı net bir şekilde tavır alan bir siyasetci olan Muhsin Yazıcıoğlu davasındaki takipsizlik kararı kaldırılmalıdır. Çünkü  görüldüğü üzere, paralel devlet yapılanmasının en önemli ayaklarından birisi de yargı ayağıdır. Yazıcıoğlu davasıyla birlikte en kısa sürede bu ve benzeri örtülü suikastların, fail-i meçhullerin ve provokasyonların araştırılması ve yargı önüne çıkarılması gerekmektedir.

3.    DARBELERE KARŞI PASİF İTAATSİZLİK EYLEM PLANI

Yıllar önce, darbelere karşı nasıl durulması gerektiğini belirten Yazıcıoğlu, darbe söylentilerini çıkaran çıkar çevrelerine karşı sessiz kalınmaması ve caydırıcı tepkinin ortaya konulması için bir eylem planı ortaya koyar. Muhtemel darbeci güçlere karşı bütün sivil-demokratik güçleri PASİF İTAATSİZLİK EYLEMİ'ni onaylamaya davet eder.

15 Temmuz 2016 kalkışmasının engellenmesini gördüğümüz zaman bu eylem planının önemi bir kez daha ortaya çıkmıştır. Yazıcıoğlu’nun bir askeri darbe durumunda, her kesimi katılıma çağırdığı PASİF İTATSİZLİK EYLEMİ dört maddeden oluşmaktadır. Bir darbe yapıldığı takdirde:

1. Türkiye çapında kamu ve özel hiç bir müessese açılmayacak, hiç kimse

işbaşı yapmayacaktır. Bu durum, darbeciler işbaşından uzaklaştırılıp, meşru yönetim tekrar kontrolü ele geçirinceye kadar devam edecektir.

2. Bütün basın kuruluşları, darbe haberi ile birlikte faaliyetlerine son verecektir. Meşru hükümetin görevi devralmasına kadar ülkede hiç bir gazete yayınlanmayacaktır.

3. Uydu aracılığı ile yurt dışından yayın yapan özel televizyon şirketleri darbe aleyhinde halkı pasif itaatsizliğe teşvik edici yayınlar yapacaktır.

4. Halk sokağa çıkma yasağına riayet etmeyecektir. Takdir edileceği üzere bu eylemin caydırıcı bir etki yaratması bütün kitle örgütlerinin ve sivil kuruluşlarının mutabakatına bağlıdır.[19]

3.1. Eylem Planı Değerlendirmesi:

15 Temmuz 2016 gecesi yaşananlardan da görüldüğü üzere bu eylem planı üzerinde yıllar sonra bir mutabakat oluşmuştur.  Yalnız 2. Madde de yazılı basın ile ilgili husus, uzun soluklu bir eylem planı olarak ortaya çıkıyor. 

Kanaatime göre, önceki darbe ve darbe teşebbüslerinde görüldüğü üzere, darbe ortamı ve sonrasında darbeye meşruiyet sağlayan yayımları göz önünde bulundurarak bunu önermiş olabilir. Çünkü 15 Temmuz gecesi görüldüğü üzere görsel medya ve diğer iletişim araçları (tweetter ve facebook) açık olması ve etkin bir şekilde kullanımı ile 3. Madde işlevsel hale gelmiştir. Halk sokağa çıkmış ve darbecilerin veya darbeye teşvik edenlerin öngörüleri boşa çıkmıştır.[20]  Fakat 15 Temmuz gecesinde sivil güçler tarafından da bir takım linçler yapılmıştır, [21]bu noktada pasif muhalefet anlayışına ters düşülmüştür. Bu konuda kamuoyunda çok tartışmalar olmuş ve asker ateş açıyor ben ne yapsaydım, saldırmam doğal diye müzakereler yapılmıştır. Gandi ve diğer önde gelenlerin sivil itaatsizlik eylemlerinde her durum da şiddet yoktur, zalimin zulmüne karşı sivil direniş ile karşı durulur, böylece kamu vicdanına seslenilir. [22]

Sonuç:

Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşlarının oluşturduğu siyasal hareket (BBP)  Türkiye’nin sosyal, laik, demokratik bir hukuk devleti olması yönünde müsbet gördükleri her hareketi desteklemiş, yanlış gördüklerini de müsbet eleştirilerle tashihini talep etmiştir. Özellikle 1980 darbesi öncesi ve sonrasını yaşamış, bedeller ödemiş insanlardan oluşan bu hareket,[23] 1993 örtülü darbe, 1997 post modern darbe, 2007 e-muhtıra karşısında bizatihi Yazıcıoğlu önderliğinde tepki göstermişlerdir. Sivil bir anayasa ve demokratik Türkiye taleplerini sürekli gündemde tutmuşlardır.  Onun misyonunu devam ettiren BBP yetkilileri ve Alperen Ocakları da 15 Temmuz 2016  g darbe teşebbüsü karşısında sivil ve demokratik tepkilerini net bir şekilde açıklamış ve kamuoyuna sunmuşlardır. [24]

03/07/2016; Çorum



[1] Mevlüt Uyanık, Küreselleşme Olgusu ve İpek Yolunun Yeniden diriliş Projesi, Kırgızistan Oş Devlet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı.18-19 (2013) s.104-131

 

[2] Muhsin Yazıcoğlu’nun Sistem tartışmaları bağlamında görüşleri için bkz.  Hakkı Öznur, Muhsin Yazıcıoğlu Külliyatı C 1, Akçağ Yayınları, Ankara 2012, s. 95-104, Milli Devlet ve Güçlü İktidar Teorisi için bkz. 105-107

 

[3] Muhsin Yazıcıoğlu, Yeni Uluslararası Sistem ve Türkiye Açısından Bir Değerlendirmesi” Hakkı Öznur, Muhsin Yazıcıoğlu Külliyatı C 1, Akçağ Yayınları, Ankara 2012, s. 144-150

[4] Oznur, ag.derleme, Önsöz, s.15, 18.

[5] Oznur, ag.derleme, Önsöz, s.19

[6]  Mevlüt Uyanık, Aygün Akyol, Hakkın ve Hayrın Bilgisine Sahip olmak, Muhsini Tavır- Cibril Hadisinin İslam Ahlak Felsefesi Bağlamında Değerlendirilmesi, İnsani Değerlerin Yeniden İnşası Sempozyumu, Erzurum.2015, cilt. 1. s.89-11 K.K: 11/113-115, 7/55, 3/134

[7] Oznur, ag.derleme, Önsöz, s.10

 

[8] 1993 Örtülü Darbe sürecinden kasıt Çekiş/Kirli Güç destekli PKk eylemleri 1991-114 yıllarını kapsar. Ama özellikle 1993 33 korumaz erin şehit edilişi, Sivas ve başbağlar katliamlarıyla ülkenin bir kaosa süreklenerek iç çatışmalar hedeflenmesidir. Bkz. Öznür, ag.derleme, s.22-23

[9] Büyük Ortadoğu Projesi hakkındaki görüşleri için bkz. Öznur, a.g.derleme, s.55-57

[10] E Muhtıraya ilk karşı çıkan lider Yazıcıoğlu’dur. Bkz. Öznur, a.g.derleme, s.71-75

Mevlüt Uyanık “Bir Anadolu Alpereni: Muhsin Yazıcoğlu” Alperen dergisi 2015 Mart sayısı, s.24-27

 

[11] Öznur, a.g.derleme, s.32-33

[12] Öznur, a.g.derleme, s.39

[13] Mevlüt Uyanık, Siyaset ve dil oyunları; 24 Ağustos 2010, Salı, Zaman Gazetesi, http://www.medeniyetmektebi.com/index.php?option=com_content&task=view&id=41517

 

[14]Bakın 20 sene önce söylenseydi, 15 sene, 10 sene, üç dört yıl öncesine kadar bile ben inanın bu kadarını düşünmüyordum. Ama ne yazık ki ciddi manada yanılgıya düşmüşüz. Allah bizi affetsin.Polisimiz içinde de ciddi manada örgütlenmişler. Aynı şekilde yargıda. Devletin tüm kurumlarında örgütlenme var. Hepsini temizlememiz gerekecek. “http://www.diken.com.tr/erdogan-ciddi-yanilgiya-dusmusuz-allah-bizi-affe... 30/07/2016:23:30

[15]  Nitekim İlker Başbuğ, Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde dönemin Başbakanı Erdoğan'ı uyardığını söylerken,  Erdoğan'ın kendisine "Ya komutanım çok büyütüyorsunuz" dediğini aktarması buna örnektir. . http://odatv.com/ilker-basbugdan-15-temmuza-ilisikin-kritik-aciklamalar-0108161200.html 01.08.2016 22:20 

 

[16] Manşet Gazetesi, 28 Eylül 1997. Öznur, a.g.derleme, s.36

[17] Marmaris baskınında görev yapan Aviyonik Teknisyeni Astsubay Üstçavuş Aydın Özsıcak. Uzman olarak olay yerine giden Aydın. Özsıcak., açılan davada helikopterin irtifa bilgilerinin yeraldığı radar altimetresini sökmekle suçlandı. Marmaris'e darbeci askerleri taşıyan helikopterde bulunan 3 pilot da Yazıcıoğlu'nun helikopterini arayan arama kurtarma ekibindendi.  Kazanın ardından 48 saat boyunca Yazıcıoğlu'nun helikopterine ulaşılamamış GSM sinyallerine rağmen helikopterin yanlış yerde arandığı ortaya çıkmıştı. Yazıcıoğlu ile birlikte 5 kişinin hayatını kaybettiği kazanın ardından 132 şüpheli hakkında, ‘ihmal, kasten öldürmek, suç delillerini yok etme ve değiştirme’ gibi suçlardan soruşturma başlatılmış. Ama sonunda Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı kovuşturmaya gerek görmeyerek takipsizlik kararı vermişti. http://www.hurriyet.com.tr/muhsin-yazicioglunun-helikopterinden-alet-soken-askerler-darbe-girisiminde-yakalandi-40161911; 22/07/2016; 10.27;  http://www.ahaber.com.tr/gundem/2016/08/01/bbpye-fetoyu-sokmadi-oldurduler

02/07/2016:09.06; http://www.haberfedai.com/haber/36830/yaziciogluyla-ilgili-flas-iddia-ortaya-atan-asayis-sube-muduru-tutuklandi; 28/07/2016:19.57

 

[19] Muhsin Yazıcıoğlu, Askeri Darbe meselesi "Yeni Bir Dünya İçin Yeni Bir Türkiye" sayfa 29-30'da yayınlanmıştır. Bkz:Hakkı Öznur, Muhsin Yazıcıoğlu Külliyatı, Akçağ Yayınları, Ankara, 2012, Cilt I, syf. 208-209, http://www.muhsiyad.com/haber.php?id=14&ASKERI-DARBE-MESELESI

31.07.2016

 

[20] Osman özsoy adlı akademisyenin sözleri için bkz. “Yüzde 50 desteği falan iplemeyin. Ben siyaset bilimi profesörüyüm ya. Alt yazı geçin televizyon kanallarından yarın sokağa çıkma yasağı var diye bakın sokağa çıkıyorlar mı? Hocaların evleri cami avlusundadır. Namaza bile geçmezler korkularından. Türkiye'de insanların demokrasi için sahaya çıkmak gibi bir hassasiyeti yok. Bunlar kuru kalabalıklar.” http://www.ensonhaber.com/sozde-prof-osman-ozsoyun-skandal-analizi-2016-07-31.html, 31.07.2016 - 14:51

[21] Nitekim Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, ayrıntılı bir analiz yaptıktan sonra “15 Temmuz'da bazı  erlere ve subaylara ait görüntüler rahatsız ediciydi. 15 Temmuz'un incelenmesi bağımsız bir kuruma verilebilir.” Demiştir.http://www.cnnturk.com/turkiye/ilker-basbug-15-temmuzu-bir-askeri-darbe-olarak-degerlendirmiyorum  02.08.2016 Salı 11:35. 15 Temmuz'u bir askeri darbe olarak değerlendirmiyorum" diyen Başbuğa göre bu Bunun bir cunta hareketidir. Başbuğ, bu darbe girişiminin darbeler tarihinde de bir ilk olduğunu belirterek, mevcut cuntanın "yüzde yüz Gülen'den talimat aldığını"belirtti. "Cemaat'in silahlı darbesidir bu" demesi için bkz. http://odatv.com/ilker-basbugdan-15-temmuza-ilisikin-kritik-aciklamalar-0108161200.html 01.08.2016 22:20 

 

[22] Mevlüt,  Uyanık, İslam Siyaset Felsefesinde Sivil İtaatsizlik Kavramı, -Hasan Basri Örneği- Seba Yayınları Ankara.1999; Kaknüs yayınları 2001, otorite yay. 2014,s.82 vd;  Sivil İtaatsizlik ve Dini Değerler, Elis Yayınevi, Ankara 2010, s.93-118

 

Kategori: 

Etiketler: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 03.08.2016 - 14:45 -749-
Bu sayfayı paylaşın :