Siyasetin Mahiyeti

-A A +A

                SİYASET mesleği tarihin en erken dönemlerinden beri bir yönetim bilim ve sanatı olarak kurumlaşarak günümüze kadar gelebilmiş en MÜESSİR sosyolojik bir YÖNETİM kurumudur. SİYASET kavramı ve kurumlarının mahiyetini tam anlamak için TARİHİ gelişimine ve DİNİ ve BEŞERİ dinamiklerine bir göz atmak icap edecektir.

                İnsanlığın tarihi bir çeşit NEBİ ve RESÜLLERİN tarihi olarak dini metinlerde kayıt altına alınmıştır ki her NEBİ ve RESÜL kendi kavminden seçilmiş bir BİLGE kişiler olarak ortaya çıkmışlar ve kavimlerini dosdoğru yol üzere istikametlendirmek istemişlerdir. Konumuz gereği bu ÖNDER ve ÖRNEK bilge kişiler toplumun temel dinamiklerini oluşturan mesleklerden birini en güzel bir biçimde icra etmişlerdir. Kimi bilge kimi öğretmen kimi yargıç kimi kumandan kimi hükümdar kimi vezir kimi çoban kimi terzi kimi demirci kimi marangoz kimi hekim kimi eczacı kimi de tüccar olarak MODEL bir hayat tarzı ortaya koymuşlardır.

Görüldüğü üzere toplumun ihtiyaç duyduğu her meslek ve branşta nebi ve Resullerin hayatlarını idame ettirdikleri ve kendi kavimlerine de örnek bir hayat tarzı ortaya koydukları görülmektedir. En ilkel ve en gelişmiş kavim ve milletlere kadar ister dini olsun isterse ladini olsun topluluk halinde yaşamanın zorunlu bir neticesi olarak SİYASET Kurumu bir yönetim bilim ve sanatı olarak dün de vardı bu günde vardır ve yarınlarda da var olmaya devam edecek demektir. Çünkü bu meslek hem dini ve hem de beşeri bir ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır.

Bu demektir ki toplum olmanın vazgeçilmez dinamikleri olan İLİŞKİLER alanı medeni hukuki yönetim sistemi ilke kurum ve kadrolarını gerektirirken İHTİYAÇLAR alanı tüm iktisadi üretim ve tüketim ilişki ve kurumlarını geliştirirken GÜVENLİK alanları da iç ve dış güvenliği sağlamak amacı ile silahlı güçlerin müesses kurumlarına dönüştüğü görülmektedir.

                Böylelikle insan ve toplumu kuşatan fizik dünya sosyolojik dünya ve metafizik dünya dediğimiz ÜÇ alan kendi dinamikleri doğrultusunda kendi ilkelerini kurumlarını ve de kadrolarını bir nizam bir sistem bir meslek gurupları şeklinde zorunlu olarak TESİS etmektedir.

                İşte SİYASET Kurumu tarihin seyri içinde en ilkel şekillerinden başlayarak en gelişmiş şekilleri ile günümüzde müesses nizamlar olarak fonksiyonlarını icra edebilmektedirler.

                İmam gazali ihyasında İLİMLERİ tasnif ederken “siyaset ilmini” ilimlerin SULTANI olarak nitelemiş ve de SULTANLARIN ilmi olarak tavsif etmiştir. Tarihimizde sultanlar için yazılan SİYASETNAMELER bunun en açık hem tavsiye ve hem de ilkesel metinlerini oluşturmaktadırlar.

Bir toplumda her meslek ve zanaat elbette ki çok muteberdir. Eski tabirle Ulema ümera ağniya ve seyfiye sınıflarının yanında Sanat edebiyat estetik gibi mubah alanlarda uğraş verenler zanaat gibi meslekler yanında üretici ve sanayici kesimler ile tüm eğitim sağlık savunma gibi hizmet kesimleri nasıl olmazsa olmaz meslekler iseler  toplumun tüm ilişki ağlarının medeni ve hukuki alanlarını düzenleyen ve müeyyide ortaya koyarak tanzim eden YÖNETİCİ sınıflarının da olması kaçınılmaz bir ihtiyaç olarak orta yerde durmakta ve işlevlerini de zorunlu olarak yerine getirmektedirler.

                MÖ çağlardan beri DEVLET ve YÖNETİM ili ilgili bir çok eserler yazılmış ve gümümüze kadar da gelebilmiş ve günümüzde de halen SİYASET bilimi ile alakalı bir çok kapsamlı eserler yazılmakta ÖĞRETİLERİ de doktrinler şeklinde de eğitim sistemlerinde okutulmakta mülkiye siyasiye tıbbiye harbiye meslekleri yanında tarih felsefe sosyoloji edebiyat iktisat ve mühendislik vb alanlarda toplumun en etkili sınıflarını teşkil edilmektedir.

BATIDA bu yönetim mesleğinin adına POLİTİKA denilirken BİZ tarihsel derinlik itibariyle Kaan Han Şah Sultan Padişah İmamet ve Hilafet mesleği olarak SİYASET kavramını kullanmışız.

Bu iki kavramın epistemolojisi dikkate alındığında dahi iki kavram arasında çok ince bir ayırım olduğu görülecektir. Birisinde çok yüzlülük ile ifade edilebilen pragmatist ve makyavelist bir anlayış varken diğerinde eğitme yönetme HİZMET etme sevk ve idare etme gibi bir ilim ve sanat kastedilmektedir. Böylesi bir farklılık medeniyetlerin temelini teşkil eden DEĞERLER sisteminden kaynaklanmaktadır. Çünkü İSLAM medeniyetinde toplumun yönetim sistemi SAF DÜZENİ ile ifade edilirken BATI toplumlarında bu düzen GÜCE dayalı bir PRAMİT düzeni olarak ifade edilmektedir.

BATIDA demos ve kratos kavramları ile halkın yönetimi anlamına gelen ve seçim esasına dayanan DEMOKRASİ ve SENATO kavramı kullanılırken BİZ de ekseriyetle CUMHURİYET ile yine seçimin MEŞRUİYET esasına dayanan MİLLET Meclisi ve MEŞRUTİYET kavramları kullanılmaktadır.

BATI KİLİSEYİ dışladıktan sonra siyasetinin meşruiyetini HALKTAN alırken BİZ de (medeniyetimizde) siyasetin meşruiyeti yine CUMHURA dayandırmakla beraber DİNİN vaaz ettiği “İlahi yasanın üstünlüğü” ilkesine de dayanmaktadır. Her iki medeniyetin ortak noktası ile SEÇİM ve SANDIKLAR teşkil etmektedir.

DÜN itibariyle mazide kalan şekli ile bizdeki bu yönetim sisteminin belirlenmesine BİAT sistemi denilmekte idi. Bizim MEDENİYETİMİZDE Allaha ve Resulüne itaat bir amentü konusu olup “ulül emre” itaat ise bir BİAT konusu teşkil etmektedir. BİAT ise dini ilkeler temelinde ( adalet emanet ehliyet şura maslahat) gibi seçene de seçilene de karşılıklı olarak bir dizi emanet sorumlulukları da yüklemektedir. Üstelik seçilen İNSANLARIN “hazcı ve de maddeci” olmamaları da önemle tavsiye edilmektedir.

Öyle ise İMAMET ve HİLAFET kurumları nedir sorusunun cevabının dini HÜKMÜ siyasi ve ameli bir sosyolojik ihtiyaçtan ibarettir ki İmamet çiler meşruiyetini “ehli beyte” dayandırırlarken Hilafetçiler de meşruiyetlerini “kureyşin efdailiyeti” ilkesine dayandıra gelmişleridir.

                Tarihte ve GÜNÜMÜZDE siyaseti “Amentü” haline getirip bir AKİDE ile temellendiren mezhepler meşrepler ve cemaatler arası mücadele asla DİNİ temelli değildir asabiyecidir kavmiyetçidir ve de batıni cemaatçidir.

 Ortadoğu’da körfezde ve hicazda uygulanan REJİMLER ya İmametci ya kureyşi saltanatçı ya batını cemaatçi ya da iddia edildiği üzere hilafetçi bir İMAN anlayışı ile ÜMMET kıyasıya çetin bir MÜCADELE içine sürüklenmiş durumdadırlar. Bu KÖR mücadele kelimenin tam anlamı ile dünyevileşen insan kadroları arasında asabiyet kavmiyet ve cemaat temelinde SİYASİ bir İKTİDAR mücadelesinden başka bir şey değildir.

Bir kişinin bir mezhebe bir meşrebe bir cemaate bir topluluğa olan AİDİYETİ bağlılığı intisabı asla bir İMAN ve AKİDE konusu değildir sadece beşeri ve sosyolojik bir ihtiyaçtan ibarettir.

Çünkü İSLAM DA “KURTARICI bir anlayışla” oluşan kavmiyetler asabiyetler cemaatler meşrep ve mezhepler temel dini akidelerin konusu değildirler sadece inancı kültürü ve geleneği yaşama ortamlarıdırlar. Kısacası bir “Amentü” konusu teşkil etmezler.

Kısacası: İmameti “ehli beyt” ile bir kavmin hükümranlığına dönüştürenler Hilafeti “kureyşin efdailiyeti” ile bir soyun hükümdarlığına dönüştürenler arasında hiçbir fark yoktur. Ayrıca kurtarıcı mesihçi mehdici cemaat anlayışları da aynı çıkmaz sokakta buluşmakta ve birleşmektedirler.

                Vesselam

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 29.03.2017 - 14:28 -180-
Bu sayfayı paylaşın :