Siz Amerikan Süttozunu İçtiniz M?

-A A +A

Tahran, Posdam nihayet Yalta'da varılan anlaşmalar gereği dünya ABD ve SSSCB arasında paylaşılmış bu paylaşımı Rozvelt, Çörçil ve Stalin imzalamış, ikinci dünya savaşı sona ermiş, ABD kesenin ağzını açmış, ekonomisi çöküntüye giren ülkeleri Sovyetlere kaptırmamak, kendi hegomanyasını güçlendirmek için Marshall planını devreye sokmuştu.

Türkiye dahil 16 Avrupa ülkesine hibe şeklinde gönderilen yardımların en önemli kalemi süt tozu, un, margarin yağı ve diğer ürünlerdi.

Amerikalılar hibe etmiyorlar, ilkokul çocuklarına un'un ekmek, börek, çörek olarak yedirilmesini, süt tozunun içirilmesini şart koşuyorlardı.

Teneke kutularda gönderilen süt tozu, köylerde kışın tezek yakılmış soba üzerinde kaynamakta olan suyun içine dökülüyor, dakikalarca karıştırılıyor, kaynatılıyor, evlerden getirdiğimiz bardaklara doldurularak Amerikan unundan yapılmış beyaz mı(?) beyaz ekmek eşliğinde içiriliyordu.  

Ekmeğin tadı Erzurum yöresinde tandırda pişen ekmeğin tadından çok farklı, birazda tatlıydı. Köylü çocuğu olduğumuz için evdeki sütün tadı ile süt tozundan elde edilen sütün tadı farklıydı. Ancak ne çare mecburen içmek zorundaydık.

1966-67 öğretim yılında ABD'den gelen unlar Kandilli'de Günaydın Fırınına verilmiş ekmek yapılıp köydeki okulumuza getirilip yenilmişti. Bunu yaparken her gün dördüncü ve beşinci sınıflardan nöbetçi öğrenciler seçilir 5 kilometre yürüyerek fırına gidilir pişen ekmekler torbalara doldurulup sırtlanır ve yürüyerek köye getirilirdi.

Sobaların üzerinde kaynatılmış süt tozu  kupalara doldurulur, fırından gelen ekmekler dağıtılır ve sessice yenilip içilirdi.

Ekmeği yemeyen , süt tozunu içmeyen öğrenci cezalandırılır mecburen bu işe zorlanırdı. Bütün bunlar yapılırken bir anlam vermezdik.

Ortaokullarda İngilizce öğretmenlerimizde "Barış gönüllüsü" adlı yabancı uyruklu öğretmenlerdi.

Raf ömrü uzundu, o dönemlerde buzdolabı filan olmadığı için sayın ahalimiz tarafından pek takdir edildi.

Eee.... Madem bu kadar beğendiler, hadi bakalım, sayın ahalimize süt tozu satılmaya başlandı. Amerikalılar bizi öz kardeşi gibi sevdiği için (!) kâr amacı gütmeden, süt tozunu sevaplarına sattılar. Sütün litresi 100 kuruş, süt tozunun kilosu 30 kuruştu, sayın ahalimiz üstüne atladı, adeta bağımlısı oldu.

Ucuz olmasına rağmen, Amerikan malı olduğu için “kaliteli” kabul ediliyordu. Süt tozu yerine süt kullanmak, ilkel bir davranıştı...!

Bu arada süt üreticisi ölmüş, mandıralar iflas etmiş, amaaan bana ne’ydi.

Yardımlar sadece süt tozuyla sınırlı değildi. Para verildi, bisküvi verildi, margarin verildi, Amerikan bezi verildi, hurda savaş gemileri, dandik tanklar verildi.

Bunların karşılığında İncirlik, Erhaç, Pirinçlik gibi askeri üsler alındı, petrol arama faaliyetlerimiz durduruldu, emekleme aşamasındaki uçak fabrikalarımız kapatıldı, yerli demiryolu hamlemiz takozlandı, tarım bağımsızlığımız darbe üstüne darbe yedi.

“Siz zahmet edip üretmeyin, yorulmayın, ben hepsini beleşe veririm” deniyordu. Yardım ayağıyla, açları besliyor, tembelliğe alıştırıyor, yerli üretimi durduruyor, kendine bağımlı hale getiriyor, üstüne “sempatik” görünüyordu. Ülkede özellikle muhafazakar kesimler "Allah ABD’ye zeval vermesin" diye dua ediliyordu.

Böylece beleşi görünce yelkenleri suya indiren bir toplum yaratıldı, milli çıkarların yerini “beleş” ürünler aldı.

Neticede ABD  “radyasyonlu” olduğu için kendi halkına yedirmediği şeyleri halkımıza yedirdi.
Bu tarihlerden sonra Anadolu tarihinde ilk kez çocuk felci vakaları görüldü ve de sonraları çocuk felci aşısı ‘rutin aşılar’ arasına sokuldu.  Bu aşılarda bizlere büyük paralarla satıldı. En son yaşananda "kuş gribi" aşısıydı.

İşte bizim kuşaklar  ne içerdiği bilinmeyen süt tozuyla büyüdüler. Onların çocukları bugünkü gençliği oluşturdular.

Anladık mı?

Kategori: 

Etiketler: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 06.02.2017 - 08:56 -323-
Bu sayfayı paylaşın :