Stratejik Planlama Üzerine

-A A +A

 

MEDENİYET TASAVVURU NEDİR?

 VAKFIMIZIN “Stratejik planlama ÇALIŞTAYI nı” yapmak üzere sınırlı sayıda bir elit kadronun iki günlük bir çalışması söz konusu oldu.

Gündemimiz gereği VAKIF yönetimi ve mütevellisine sahasında UZMAN olan kişiden profesyonelce teknik ve detaylı bir stratejik planlama verileri alarak VAKIF çalışmalarımızın daha bir VERİMLİ çalışmasını temin etmiş olacağız inşa ALLAH.

                KONU: STRATEJİK planlama olunca VAKFIN AMACI ve KONUSU nun ne olduğunun çok NET olarak ortaya konulmasını gerektirmektedir. Çünkü AMAÇ ve KONU ortaya konulmadan STRATEJİK bir planlama yapmak mümkün gözükmemektedir.

                Bu manada VAKFIMIZIN STRATEJİK planlamadan ne anladığını da malumun ilamı olarak bir cümle ile ifade etmek isterim.

                STRATEJİ bir “sevk ve idare etme ilim ve sanatı” olarak ifade edilir ki

-Konu ASKERİ alan olduğunda tüm KUVVETLERİN ana hedef olan DÜŞMAN kuvvetlerini yenmek ve alandan tasfiye etmek üzere yapılan planların organize olarak sevk ve idare edilmesidir.

-Konu İKTİSADİ alan olduğunda tüm KAYNAKLARIN ana hedef olan ürünlerin PAZAR payını artırmak üzere yapılan tüm üretim lojistik reklam ve pazarlama reyonlarının organize edilmesidir.

                -Konu SOSYOLOJİK olduğunda çalışma alanı VAKIF ve vakfımıza GÖNÜL vermiş insan KADROLARI olduğunda ise tüm İNSAN kaynaklarının ve de İMKAN ve KABİLİYETLERİN amaca tahsis edilmesi ana hedefe kilitlenmesi yoğunlaşması odaklanması ve de organize edilmesidir.

Bu nedenle VAKFIMIZ için yaptığımız TANIMLAMAYI bir kez daha ifade ederek ana GAYENİN ve KONUNUN ne olduğunu ortaya koymamız gerekmektedir.

 ANADOLU eğitim kültür ve bilim VAKFI

 “İSLAMA bağlı MİLLİ kültürlere saygılı MEDENİYET idealine odaklanmış bir ANADOLU İslam MEDENİYET hareketidir.”

 Bu tanımlamadan sonra sık sorulan bir SORUYA cevap teşkil etsin diye

AMAÇ konusunda bir cümle kurmak istiyorum.

ÜLKEMİZDE yüzlerce VAKIF ve DERNEK var

Kimi sosyal yardım alanlarında kimi hayrat ve infak alanlarında kimi eğitim ve sağlık alanlarında kimi sanat ve estetik alanlarında kimi KURAN ve SÜNNET alanlarında kimileri de toprak su bitki örtüsü ve de hayvanları koruma gibi alanlarında faaliyet gösterirlerken

BİZLER neden çıtayı çok yüksek tutarak AMACI neden bu kadar BÜYÜK ortaya koyuyoruz

NEDEN gücümüzün çok çok üstünde olan uzun vadeli bir HEDEFİ GAYE ediniyoruz

Neden MEDENİYET idealine odaklanıyoruz neden VAKIF faaliyetlerimize MEDENİYET hareketi deme zarureti hissediyoruz.

Böylesi bir AMAÇ zorunluluk mudur yoksa bir fantezi midir bir ütopya mıdır?

                Bu ANA sorulara cevap teşkil etsin diye

 Biri MADDİ diğeri MANEVİ eksende İKİ ana konuya açıklık getirmek istiyorum.

-İlki konunun MADDİ-fiziki boyutu olarak

 BİZLER TÜRKİYE ve İSLAM toplumları olarak

 KUVVET merkezimizi yitirip manyetik alanımızı kaybettikten buyana yaklaşık ÜÇ asırdır BATI UYGARLIĞININ kuvvet merkezinin oluşturduğu MANYETİK alanı içinde bağımlı kalarak savrulup durmaktayız. Bir türlü bu KÖTÜ sömürü düzeninden ve KOKUŞMUŞ manyetik alandan kendimizi bir türlü kurtaramıyor bu kuvvet merkezine karşı ortaya koyduğumuz duruş direnç ve mücadeleler  nihayetinde BAŞARIYA ulaşamıyor.

Çektiğimiz tüm acılar katlandığımız tüm mahrumiyetler içinde kıvranıp durduğumuz tüm siyasi iktisadi ve içtimai problemler ve yaşadığımız tüm toplumsal BUHRANLARIN temelinde bu SÖMÜRÜCÜ manyetik alanda TUTSAK bağımlı olduğumuz gerçekliği yatmaktadır.

Bir metafor olarak ifade etmem gerekirse tıpkı GÜNEŞİN çok güçlü KUVVET merkezi ile oluşturduğu manyetik alan içinde zorunlu olarak oluşan seyyareler gezegenler gibiyiz.

İŞTE gerçek BAĞIMSIZLIK için

Dışımızda kurgulanıp kurulan bu kuvvet merkezi etrafında oluşturulan manyetik alandan kurtulmanın yegane YÖNTEMİ

Ya yeni bir KUVVET merkezi inşa edip yep yeni bir manyetik alanı oluşturmak

Ya da mevcut KUVVET merkezini dağıtacak ve manyetik alanını yıkacak çok KÖKLÜ bir hamle yapmaktır.

Bence birbirine bağlı bu iki MADDİ gerçeklik te MÜMKÜN gözükmektedir.

-Saniyen konunun MANEVİ boyutuna geldiğimizde ise

BİZE göre İNSAN

Ne FİZİK dünyanın ve ne de SOSYOLOJİK dünyanın bir APARATI değildir tam tersine sorumlu bir iradi varlığıdır.

Aynı zamanda METAFİZİK dünyanın ve GAYBİ alemin de muhatabıdır.

 İNSAN elementler olarak FİZİK dünyanın bir parçası olarak topraktan yaratılmıştır. ANCAK ne sadece fizik dünyanın ve nede sosyolojik dünyanın bir GÜDÜSÜ ve nede makinanın bir DİŞLİSİDİR.

 Kısaca İNSAN bir “daabbetül arz” yerden çıkan sıradan bir CANLI değildir ve asla “homo ekonomikus” bir varlık da değildir.

İNSAN “Halifetül arz ve “Bağsü bağdel mevt” tir.

Yani yeryüzünün sorumlu varlığıdır “anasırı erbaa” dan oluşan bedenine RUH nefyedilerek sırtına EMANET yükletilmiş ve SORUMLU ve İRADİ varlık kılınmıştır.

Bu nedenle MÜ MİN:

Doğduğunda “ibnul vakt tir” vaktin çocuğudur

Büyüyüp gelişip rüşt ve mümeyyiz olduğunda VAHYE muhatap kılındığında ise “ebül vakttir” vaktin BABASIDIR .

Kısaca SÜRÜNÜN içinde yaşadığı toplumun bir kölesi bir tutsağı bir koyunu değildir.

KURUCU iradedir İNŞA edici faal akıldır ÖNDER ve ÖRNEK şahsiyettir ve emin bir kişiliktir.

İŞTE bu iki ANA neden dolayısı ile VAKIF camiası olarak

 Hedefimiz BÜYÜK ve yücedir

Sorumluluklarımız da bir o kadar AĞIR ve yüklüdür.

BİZLER

 TÜRKİYE ve İSLAM toplumları olarak bu iki ana HEDEF in odak noktası olan “MEDENİYET Tasavvuru” dediğimiz GAYEYE odaklandığımızda

AİT olduğumuz İSLAM inancının MEDENİYET merkezini İNŞA edebilecek KUVVET merkezini oluşturacak ve de MANYETİK alanlarını tanzim edebilecek bir YÜKSELİŞE geçebileceğiz demektir.

Böylesi bir GAYE ye ulaşmış olmak

Dominant ve sömürgeci olan BATI UYGARLIĞININ ve çok sıkışmış olan HİNDİ-ÇİN uygarlığının bilgi teknoloji sermaye ve ÜRETİM ekseninde oluşturduğu maddi kuvvetlerinin merkezi önce zayıflayacak ve dağılacak sonra da manyetik alanlarının girdabı sona erecek ESİR milletler ve ÜÇÜCÜ dünya ülkeleri de HÜRRİYETLERİNE bir HAK EDİŞ yasasının gereği olarak kavuşmuş olacaktır inşa ALLAH.

 

Böylesi KUTLU bir gayeye ulaşmak için önümüzde birbiri ile bütünlük arz eden ÜÇ yol üç ALAN gözükmektedir

-Birincisi böylesi bir MEDENİYET ideali için ÖNCELİKLE yeni bir NESİL i eğitip yetiştirip imkanlarla donatmak ve KADROLAŞMAK zorundayız.

-İkincisi de bu kutlu gaye uğruna tüm ÜNÜVERSİTELERİMİZDE beyin FIRTINASI estirecek ve ARGE çalışmaları ile BİLGİ bankası oluşturacak bir AKADEMİYA çalışması da kaçınılmaz olarak önümüzde durmaktadır.

-Üçüncü olarak da VAKFIMIZIN başta kendi GELENEĞİMİZDEN gelen CAMİAMIZIN o büyük potansiyelini toparlayarak MEDENİYET idealine gönül vermiş tüm İNSANIMIZA kanatlı kapılarımızı açık tutarak yurt içinde ve de yurt dışında ORGANİZE olmak mecburiyetimiz de bulunmaktadır.

Kısaca VAKIF faaliyetlerimizin ana OMURGASINI

GENÇLİK çalışmaları ve AKADEMİYA çalışmaları ile GÖNÜLLÜLÜK esasına dayanan KURUMSAL çalışma alanları oluşturmaktadır.

GENÇLİK faaliyetleri gençliğin eğitim ve teşkilatlanma HAREKETİNİ zorunlu kılmakta iken

MEDENİYET tasavvuru da bilim sanat düşünce üretecek ve de dil kültür ve etnografik araştırmalar yapacak ve faaliyetleri organize edecek bir MEDENİYET ENSTUTÜSÜ ya da bir butik ÜNÜVERSİTE çalışmaları da KURUMSAL anlamda bizleri beklemektedir.

Yapmamız gereken ŞEY:

 Münhasıran “MEDENİYET tasavvuruna” gönül veren EHİL insan kadrolarımız tarafından DÜNYA görüşümüz olan AKİDEMİZİN yeniden gözden geçirilip DOKTİRİNE edilerek güncel hale getirilmesi ve de MEDENİYET hareketimizin MANİFESTOSUNUN da yazılı metin olarak kamuoyuna deklare edilmesi olacaktır.

BAŞARI için SADECE inanarak HEDEFE kilitlenmek yoğunlaşmak odaklanmak zihinlerimizde TASAVVUR edip canlandırmak gönüllerimizde büyütüp yeşertmek rüyalarımızda görmek duymak hissetmek akıllarımızla planlayıp projeler şeklinde acil eylem planlamaları ile KUVVEDEN fiile çıkartmaktır.

ÖNCELİĞİMİZ ise bir inanç fikir amel ahlak ve MEDENİYET hareketi olarak tüm İMKAN ve KABİLİYETLERİMİZİ seferber ederek bir HAYAT tarzı bir yaşama BİÇİMİ ortaya koyarak YOLA koyulmaktan ibarettir.

                İŞTE o zaman Aziz milletimizin siyasi iktisadi içtimai hayatına bir çeki düzen vermek üzere “Anadolu İSLAM Medeniyet HAREKETİ” tam ve kemaliyle YEŞERECEKTİR.

                ÇÜNKÜ

Eski KÜRESEL aktörlerin kurduğu uluslararası SİSTEM kendi içinde yaşadığı REKABET nedeni ile ayrışmaya ve çökmeye doğru giderken

Yeni BÖLGESEL güçlerin oluşturacağı

Çok AKTÖRLÜ yeni bir DÜNYA DÜZENİ oluşum evresinin DOĞUM sancılarını çekerken

 MEDENİYET HAREKETİMİZİN tarihin akışının DOĞRU yerinde durduğunu söylememiz kehanet olmasa gerektir.

Vesselam

Şazeli Çügen

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 02.04.2017 - 17:24 -438-
Bu sayfayı paylaşın :