Şu Hale Bak !..

-A A +A

Elimde, Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’nun Hedef Türkiye kitabı var. Kitap, Hoca’nın değişik yerlerde yaptığı konuşmalarının, konferanslarının ve izlenimlerinin bir özeti.

Malumlarıdır ki, rahmetli Sinanoğlu, ilim dünyasının medarı iftiharıdır. Okuduğu okulları hep birincilikle bitirmiş, emsalleri 40’lı yaşlarda profesör olurken O, 26 yaşında bu makama ulaşmış, kimya ve fizik alanında yeni kuramlar ve teoriler geliştirmiş, kuantum fiziğinin temelini  atmıştır. Bugün, ABD üniversitelerinde kimya  ve fizik alanında hala okutulan “Sinanoğlu kuramları”, O’nun tarafından ilim dünyasına katılmıştır.. Oktay Sinanoğlu hakkında yayınlanan bir kitabın adı; ”Türk Anştaynı” ismini taşır.

Oktay Sinanoğlu, fizik, kimya  ve biyoloji alanında bu kadar etkin bir isimdi. İlim dünyasına ABD’de hizmet etti. Belli bir dönemden sonra enerjisini Türk üniversitelerinde de sürdürdü. O’nun bir başka yönü de; Türkçecilik, Türk’e has mefhumların savunuculuğu, yabancı eğitime karşı duruşu idi. Oktay bey, yabancı dil öğrenmeye değil, yabancı dil ile eğitim yapmaya karşı idi. Sinanoğlu, ”Dilini kaybeden bir milletin  sonunda yok olacağını” savunurdu. Doğru dürüst yabancı dil bilmediği halde, yabancı dille eğitimi savunanlar için; ”İngiliz Mühipler Cemiyeti Üyesi" tabirini kullanır ve onları yarım İngilizceleri sebebiyle, “tarzanca konuşuyorlar” diye vasıflandırırdı.

Sinanoğlu’nun bahsi geçen kitabında anlattığı iki-üç olay, okuyanı hayretten hayrete düşürüyor. İnsan, yazının başlığı  gibi; “Şu Hale Bak !..” demekten kendini alamıyor. Hoca,  şöyle anlatıyor: ”l970’lerde Amerika’da bir çok Türk dernekleri kuruldu. Hatta birkaç tanesinin kurulmasına ben de ön ayak oldum. Pazar günleri aklı başında gençleri “Topkapı Lokantası”nda toplardım. Sohbet ederdik ………. ” …Bu derneklerin birinci amacı, bence, oradaki Türklerin çevreye uyum sağlamaları ile birlikte Türk kültürünü, Türk dilini unutmamaları, çocuklarına da öğretmeleri idi. Gaye bu idi. Ve böyle olması da gerekir. Uzunca bir süre bu dernekler çalıştı. Çocuklara Türkçe dersleri verildi. Üyelere Türkçe tebliğler ve yayınlar gönderilirdi. Türkler kaynaştırıldı..

“Sonradan derneklerle temasım azaldı. Vaktimin çoğunu Türkiye’de geçiriyordum. Bir ara gittiğimde gördüm ki, eskiden Türkçe olan dernek bültenleri baştan aşağıya İngilizce olmuş. Derken, Vaşington’daki bir toplantıda şahit oldum….. Baktım, Türkler arasındaki konuşmalar ve tartışmalar İngilizce. Bazen bunu Hintlilerde görürdük. Kendini Oxford’lu sanır ama, kendini sömürge ruhundan kurtaramamış. Neyse baktım, Türkler kendi aralarında “tarzanca” konuşuyor. Dernek başkanını çektim: Arkadaş, sizin işler Türkçe olurdu. Ne oldu şimdi?. (dedim) Ne dese beğenirsiniz? Bakın buna dikkat edin: “Bize Washington’daki Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisinden yazı geldi; ”Bundan sonra yazışmalarınız, toplantılarınız ve konuşmalarız İngilizce olacak”. Dernek başkanı bu tavsiyeyi hemen kabul ediyor haa. Ben olsam, ne münasebet derdim.”

………………..

Görüyor musunuz halimizi? Bizi temsil edenlerin ruh halini görüyor musunuz? Bizi, bize yabancılaşmış olanlar temsil etmiş demez misiniz? “Şu Hale Bak” demez misiniz?

Oktay Sinanoğlu, bahsi geçen kitabında anlatmaya devam ediyor ve daha beter bir şey söylüyor:

“Aradan 2-3 yıl geçti. Bu sefer Almanya’dayız. Türk topluluklarına konuşmalar yapıyoruz. Almanya’daki Türkler toplantı düzenlemişler.”

“Orada bir Nasreddin Hoca Haftası kutlandı. Dolaysiyle, başka bir sefer gittiğimde Nasreddin Hoca Sempozyumu’nu da izleme fırsatım oldu. Toplantıdakiler, tümüyle Türk. Bir de bazı uzmanları çağırmışlar. ODTÜ’den iki genç profesör gelmiş. Nasreddin Hoca’yı anlatacaklar. Önde TC konsolosu oturuyor. Bir tane de Japon Türkiyatçı hanım var, uzman. Tabii çok iyi Türkçe biliyor. Şimdi Japon hanım Nasreddin Hoca hakkında konuşmaya başladı. Türkçe anlatıyor. Öndeki başkonsolos mosmor oldu.

Kadının yanına yaklaştı. Dedi ki; İngilizce anlat.. Kadıncağız afalladı. İngilizce de biliyor tabi, ama nasıl afallamasın..? Dinleyiciler Türk... Üstelik Almanya’dasın... Almanca olsun da demiyor Başkonsolos, İngilizce olsun diyor.. Anlaşılan bizdeki ateşli “İngiliz Muhipler Cemiyeti” azaları mıdır, nedir, oralarda bile İngiliz’in borusunu öttürüyorlar.”

“Japon hanım orda ne yapacağını bilemedi, önce. Sonra, isteksiz isteksiz İngilizce anlatmaya başladı. Derken, sıra geldi Nasreddin Hoca hikayesini anlatmaya.. Japon nezaketine rağmen, belli ki, kafası kızdı. ”Yahu,Nasreddin  Hoca hikayesi de İngilizce anlatılır mı? diyerek, Türkçe devam etti. Konsolos kahroluyor. Türkiye’den gelen ODTÜ’lüler de konuşmalarını İngilizce yaptılar.”

“Anlaşılan birileri içeride olduğu gibi, dışarıda da Türkçeyi bitirmeye çalışıyor” (Hedef Türkiye sf.68-69).  Evet, değerli okuyucularım.. Buna ne dersiniz.!. Almanya’da Türklere Türkçe değil, Almanca da değil, İngilizce Nasreddin Hoca hikayesi anlatılıyor.. Türkler orada daha Almanca’yı bile tam telaffuz edememişken, bir de İngilizce hem de.. Ve bu,Türkiye’nin resmi görevlilerinin emri ile oluyor.

Denecek bir şey yok.. Yıllarca başımıza kimlerden ne gelmiş görün!. Necip Fazıl rahmetlinin söylediği gibi “ruh kökünü kaybetmiş” insanlar neler düşünmüş  görün!. Denecek bir şey yok, ”Şu Hale Bak !..” demekten başka.. Devleti ve milleti temsil edenler, ruh kökünü kaybetmemeli, milletin mefahirine ve menfaatlerine bağlı olmalıdır.

Not: Prof. Dr. Oktay Sinanoğlu’nun bahsettiğim kitabından başta, birde (Bye Bye Türkçe) diye bir kitabı daha vardır. Her ikisini de hararetle tavsiye ederim. 19.12/h.a.

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 16.12.2017 - 11:10 -710-
Bu sayfayı paylaşın :