Suudi Arabistan'daki Gelişmeler BOP'un hangi aşamasıdır!

-A A +A

Ve perde Muhammed bin Selman’ın veliaht prensliğe getirilmesiyle açılır. Bu kaçıncı perde diye sormayın. Ben de karıştırdım. Malumunuz BOP 20 yıl önce ABD tarafından ortaya atılmış çok kapsamlı ve çok katmanlı bir proje. Sloganı Ilımlı İslam. Manası ehlileştirilmiş dişleri sökülmüş Ortadoğuda ABD nin ileri karakolu olacak bir din anlayışı. Amaç İslam dünyasının iç çelişkilerini derinleştirip çatışmaya dönüştürmek. İslam ülkelerinin haritasını iyice belirsizleştirip ülkeciklere bölmek. Bölgesel hiçbir ülkenin ABD nin projesini engelleyebilecek  güce erişmesine imkan vermemek. Bu kargaşadan istifade Büyük Sion İmparatorluğunu kurmak.

Ortadoğu çok parametreli çok bilinmeyenli bir matris gibi. Veya daha anlaşılır bir dille satranç tahtası. Satrancın oyuncuları kimler mi? Onlar da malum. Küresel güçler. Çıkarları Küresel alana yayılmış hiçbir devlet Orta Doğu’da olan bitene bigane kalamaz. Bırakın bigane kalmayı, oyun kurucu olup çıkarlarına uygun bir statükoyu gerçekleştirmeye çalışmaktan sarfı nazar edemez. Türkiye ise her ne kadar Küresel bir oyuncu olmayı telaffuz edemese bile Bölgesel bir güç olma iddiasındadır. Ülke olarak, bizi derinden etkilemekte olan Orta Doğuda bir sözümüzün-tutumumuzun-duruşumuzun, kısacası bir stratejimizin olmaması  düşünülemez.

Bu çerçevede BOP, ABD nin bu bölgeyle ilgili stratejlerinin toplamına verilen isimdir aynı zamanda. BOP un fikir babalığını ABD ve CIA'ye stratejik arge hizmeti veren "RAND Corperation"  yapmıştır. 2004 yılında "“Sivil Demokratik İslam: Ortaklar, Kaynaklar ve Stratejiler" başlıklı bir raporu Bush’a sunmuştur. Raporda islam dünyası kategorilere ayrılmış ve ABD'nin islamı kontrol altına alabilmesi için yapması gerekenler başlıklar halinde sıralanmıştır. Ayrıca yine bu raporda Türkiye'nin İslam Dünyasındaki "demokratik islam" örneğine en yakın ülke olduğu, bu durumu laiklik anlayışına borçlu olması ile birlikte ülke halkının ABD'ye karşı  olumlu bakmadıklarına yer verilmiştir. Geçmişte CIA için yakın ve Güney Asya bölgesi millî istihbarat şefliği yapmış olan Graham Fuller'de, RAND adına yazardır. Fuller yine bu dönemde Fethullah Gülen hareketinin desteklenmesi konusundaki görüşlerini açık bir şekilde paylaşmaktadır.

Bu günlere nasıl gelindiğini anlayabilmek için Osmanlının yıkılış dönemine bakmak gerek. Bu durum bugün ortaya çıkmamıştır, Olayı gerçekten anlamak için, Osmanlı Devletinin Suriye’den ve Irak’tan çekilişinden sonra 19 Mayıs 1916 yılında İngiliz Diplomat Sir Mark Sykes ile Fransız Georges Picot tarafından imzalanan gizli anlaşmadan yola çıkmak gerekir. Bu anlaşma savaştan önce İngiltere ve Fransa tarafından belirlenmişti. “Sykes-Picot” sadece varılan uzlaşmanın diplomatik bir metin haline getirilmesidir. Orta Doğu haritası 98 yıldır bu anlaşmanın gerekleri doğrultusunda tesbit edilmiştir. Tabii, Osmanlı Meclis-i Mebusan’ının aldığı son karar olan Misak-ı Milli ye rağmen bizim Güney sınırlarımızı da bu anlaşma belirlemiştir.

Daha sonra genç Türkiye Cumhuriyeti’nin temel dış politika stratejisi Orta Doğu’ya sırtını dönüp “sanki yokmuş” gibi davranmak ve her türlü kültürel, tarihi, maddi, manevi bağlarımızı tasfiye etmekten ibarettir. Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasına icazet veren zamanın küresel güçleri, icazeti bu şartla vermişlerdi. Batı için, Türkiye’nin bölgesel bir güç olarak Orta Doğuda oyun kurucu olarak rol alma girişimi, hizaya getirilmesi gereken bir “çok olma” durumudur. İkinci güçlüğümüz bir asırlık kopuşun boşluğunu 10 yılda dolduramayışımız, bocalamamız, şimdiki Orta Doğu’yu İran, Suudi Arabistan ve Suriye kadar iyi bilemeyişimizdir. Bocalıyoruz, çünkü söz konusu Ortadoğu olunca, siyasal analizlerimizde kullandığımız bütün kavramsallaştırmalarımız iflas ediyor. Yeni bir Ortadoğu paradigmasına ihtiyacımız var.

 Sadece biz değil haritayı çizenler de iyi bilmiyordu, Irak’a iki defa askeri saldırı yapan ABD de bilmiyor. 2003 teki ABD işgali de Ortadoğu cininin şişeden çıkmasına sebep olmuştur. ABD sebep olduğu kaosa şimdi müdahale etmekten kaçınıyor. Veya istediği sonucu Müslümanları birbirine kırdırarak elde etmeye çalışıyor? Arap Baharı –demokratikleşme’nin İslamcı yönetimleri iktidara getirmesi sonrasında, ABD ve Batı; Suudi Arabistanın da desteğiyle, Mevcut diktatör yönetimlerini yeniden tahkim ederek ayakta tutma projelerini hayata geçirmeye karar verdi. Ancak Bu politikayı meşrulaştırmak için mevcut Dikta rejimleriyle özgürlük savaşçılarının değil “Terörist”lerin savaştığını göstermesi gerekiyor. Bu projenin ilk uygulayıcısı ABD oldu. PYD-PKK terör örgütünü palazlandırdı. Ama teröristle iş tutmak “yılanla bir çuvala girmek” gibidir. Sonunda gelir seni sokar.

Yakın geçmişe dönersek; 8-10 Temmuz 2004 tarihinde ABD Başkanı George W.Bush'un başkanlığında  Georgia'da düzenlenen G8 zirvesi sonrasında, BOP'un genel olarak benimsendiğine dair bildiri yayınlanmıştır. BOP un eşbaşkanlığını, Türkiye, İtalya ve Yemen'in yürüteceğine dair karar yayınmıştır. Daha sonra ABD, BOP gündemini 28-29 Haziran 2004 tarihlerinde İstanbul'da yapılan NATO zirvesine taşımayı başarmıştır.

Fakat Tayyip Erdoğanın Davostaki “one minute” ile başlayan çıkışı ve günümüze kadar gelen başına buyruk(!) davranışları onun BOPun yürütülmesi için  güvenilmez olduğunu göstermiş ve gözden çıkarılmıştır. Onun yerine bu göreve gönüllü yazılan FETÖ ılımlı İslamın taşıyıcısı ve BOP un uygulayıcısı olarak atanmıştır. Bunu sağlamak için Kapatma davası, MİT Tırları, 17-25 Aralık komploları ve nihayet 15 Temmuz darbesi organize edilmiştir. Fakat darbenin başarısızlıkla sonuçlanması ile FETÖ nün de bu işi kıvıramayacağına hükmedilmiş. Bunun yerine Yeni bir Yüklenici ortaya atılmıştır.

İşte projenin bu perdesinde ortaya Suudi Arabistanda “Muhammed Bin Selman” sahneye çıkarıldı.   31 Ağustos 1985'te doğan Muhammed bin Selman, Kral Salman'ın üçüncü eşi Fahdah bint Felah bin Sultan'ın en büyük oğlu. Veliaht Ekim ayında, ülkesinde "ılımlı İslamın" hakim olması için çalıştığını açıkladı. "Eskiden olduğumuz yere geri döneceğiz, dünyaya ve tüm dinlere açık bir “ılımlı İslam ülkesi olacağız” Çok yakında radikalizmi bitireceğiz" dedi. Başkent Riyad'daki bir yatırım etkinliğinde konuşan Selman, 1979'dan sonra ülkenin durumunun değiştiğini fakat yetkililerin yakın gelecekte dini radikalizmi saf dışı bırakmayı planladığını söyledi.

Arkasından Dünyanın hayret ve merakla izlediği Prenslerin tutuklanması harekatı başladı. Pek yakında da Kral olarak tahta geçeceği dedikoduları ayyuka çıktı. Selmanın Suudi Arabistandaki iktidar tırmanışı ile Ortadoğuda krizler de tırmanmaya başladı. Önce Katar krizi, ardında Yemenden Füze saldırısı. Şimdi de Lübnan Başbakanı Hariri’nin  İstifa ederek Arabistanda ikameti. Bunun bir nevi rehin alma olduğu konuşuluyor. Herşeydan önemlisi İran ile gerilimin gittikçe artıyor olması. İranın Ortadoğuda nüfüzunu sağlayan Haşdi Şa’bi,  Yemende Husi ve Lübnanda Hizbullaha karşı bir harekatın başlamak üzere olması. Bu sonuçta İran İle Suudi Arabistanı savaştırmaya kadar gidecek bir gerilim turmandırıyor.

 İran devrimini takip eden yıllarda Saddamın Irak’ını İran ile 10 yıl savaştıran ABD İranı bir süre bloke etmeyi başardı. Fakat takib eden yıllarda Irakta ve Suriyedeki basiretsiz uygulamaları ile İran a tüm Ortadoğuda inanılmaz bir genişleme fırsatı sundu. Şimdi de Trump rejimi İranı bloke edebilmek için yeni bir yüklenici arıyor. Öyle görülüyor ki bu seferki taşaron Suudi Arabistan olacak. Fakat Selmanın yaşı çok genç. Irak İran savaşını ve Saddamın sonunu hatırlamıyor olabilir. Birilerinin kulağına fısıldaması Tüm İslam dünyasının çok hayrına olacaktır.

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 10.11.2017 - 10:50 -354-
Bu sayfayı paylaşın :