Tankın Önüne Yatan Çılgın Direnişçiden Mesajınız Var!

-A A +A

  

Ahali yaklaşın yamacıma önemli bir mevzu var!
Bir belediye başkanı çıkmış caddeye Ömer Halisdemir ismi verilmesi teklifine 'isim enflasyonu' diye tavır koymuş.
Orada dur ey fani!
15 Temmuz şehitlerimizi ve gazilerimizi unutturmayacağız.  VE HERŞEYDEN ÖNEMLİSİ ŞEHİTLERİMİZİN AİLELERİNE VE GAZİLERİMİZE SAHİP ÇIKACAĞIZ.
YOK ÖLE TUZU KURU TAVIR. ADAMI DELİ ETMEYİN! İNSAN SEVDİĞİNİN İSMİNİ YAŞATIR. BİZDE ÜLKEMİZİ BÜYÜK BİR BADİREDEN KURTARAN ŞEHİDİMİZİN ADINI HERYERE ASARIZ, YAZARIZ. MİLLETİN ADAMI OLUN! MİLLET İSTİYOR MU? KESİNLİKLE… SANA NE OLUYOR EY BRE GAFİL! MİLLET NE DİYORSA O.
ŞART OLDU HATIRLATMAK!
15 TEMMUZ NEYDİ, NELER YAŞANDI BİR KEZ DAHA HATIRLAYALIM;
BÜYÜK BİR OYUN KURULMUŞTU: Şükür olsun ki millet evlatları büyük oyunu bozdu! Bu darbeyi engelleyen kahraman millet evlatları, aslında bir darbeyi önlememiştir, İSTİKLÂL SAVAŞI KAZANMIŞTIR. Çünkü planlanan şey; kaos, iç savaş ve işgaldir.
Dönem noktası Sayın Cumhurbaşkanının sazı eline alması ve teknolojinin de gücünden yararlanması milleti meydana çağırmasıdır. Cumhurbaşkanı diyordu ki: " "Bu darbe girişimine en ufak sempati duyanın, yedi sülalesiyle yakından ilgileneceğiz!!!". Haydi milletin evladı ülkene sahip çık! Savulun kâfirler milletin evlatları geliyor!!! :)))
Hep bir ağızdan haykırıyorduk! Bizde darbeyi ve darbecileri tanımıyoruz. "Namlusunu milletine çeviren tanka selam durmam" diyen tebadanız!!!
Aslında belliydi! Bu insanlıktan nasibini almamış mahluklar, Müslümanların üzerine bomba yağdıracağı "dinler arası diyalog"dan, Hıristiyanları ve Yahudileri Cennet'e sokmalarından belliydi!
Belliydi! Bizler yıllarca menemene talim ederken, onlar maklube zıkkımlanıyordu!
Ulan Feto; herkesi dinledin, bi' kere olsun Allah'ın kelâmını dinleseydin namıssız!!! :)))
Bir nesli perişan ettiğin yetmedi, devleti zaafa uğrattın!
MÜSLÜMANLAR HARİÇ, BÜTÜN GÂVURLARA HİZMET ETMİŞ SÜMÜKLÜ VE TAİFESİ!
BİZİM DERDİMİZ NE OLMALI, NEDİR; Müslüman kisvesi altında İslam düşmanlığı yapan, uluslararası istihbarat şebekelerinin piyonu haline gelmiş vatan hainlerine karşı hem İslam'ı savunmak hem de vatanımızı savunmaktır.!!!
NE (-ler) ÖĞRENDİK ;
-Herhangi bir cemaat, İslâm'dan ziyade kendi ismini ön plana çıkarıyorsa, hizmet edilen şey İslâm değildir...
-Kapitalizm'e bulaşan, sekülerleşen her cemaat paraleldir!
-Atamalarda LİYAKAT, PERFORMANS, ADALET VE GÜZEL AHLAK KRİTER OLSUN... Hiçbir cemaatten, tarikattan, bölücüden, masondan, aşırı solcudan, PKK’lıdan memur atanmasın! Zira hepsinin hevesi, eskiden beri devleti ele geçirmek!
YOKSA 10 YIL SONRA YİNE TANKLARA KAFA ATMAK ZORUNDA KALIRIZ!
SON BİR ÖNEMLİ NOKTA DAHA…
Sevgili Bakanlarımız, vekillerimiz ve belediye başkanlarımız, şu an hastanede tedavi gören gazilerimizi kim aramadıysa, ziyaret etmediyse eşekler kovalısın :) Adamı deli etmeyin hemen arayın, ziyaret edin ;) Şehitlerimize ve gazilerimizi arayın sorun. KENDİLERİNİZİ ONLAR YERİNE KOYUN VE ONA GÖRE DAVRANIN.
ŞEHİTLERİMİZE, GAZİLERİMİZ SAHİP ÇIKALIM…
Benden söylemesi.

Hayata gülümse gitsin :)

Planlama Kazası

Sayın Şantiye Şefim,
İş kazası tutanağına “plânlama hatası” diye yazmıştım. Bunu yeterli görmeyerek olayı ayrıntılı anlatmamı istemişsiniz. Şu anda hastahanede yatmama neden olan olaylar aynen şöyle olmuştur: Bildiğiniz gibi ben bir duvar ustasıyım. İnşaatın altıncı katındaki işimi bitirdiğim zaman biraz tuğla artmıştı. 250 kg kadar olduğunu tahmin ettiğim bu tuğlaları aşağıya indirmek gerekiyordu. Aşağı indim. Bir varil buldum. Ona sağlam bir ip bağladım. Altıncı kata çıktım. İpi bir çıkrıktan geçirip ucunu aşağıya saldım. Tekrar aşağıya indim ve ipi çekerek varili altıncı kata çıkardım. İpin ucunu sağlam bir yere bağlayıp tekrar yukarı çıktım. Bütün tuğlaları varile doldurdum. Aşağı indim, bağladığım ipin ucunu çözdüm. İpi çözmemle birlikte kendimi havalarda buldum. Nasıl bulmayayım? Ben yaklaşık 70 kiloyum. 250 kg lık varil, hızla aşağıya düşerken beni yukarı çekti. Heyecan ve şaşkınlıktan ipi bırakmayı akıl edemedim. Yolun yarısında dolu varille çarpıştık. Sağ iki kaburgamın bu ırada kırıldığını sanıyorum. Tam yukarı çıkınca, iki parmağım iple beraber çıkrığa sıkıştı. Parmaklarım da bu sırada kırıldı. Bu esnada yere çarpan varilin dibi çıktı ve tuğlalar etrafa saçıldı. Varil hafifleyince, bu sefer ben aşağı inmeye başladım, varil ise yukarı çıkmaya başladı ve yolun yarısında varille yine çarpıştık. Sol bacağımın kaval kemiği de bu sırada kırıldı. Can havliyle ipi bırakmayı akıl ettim. Başımı yukarı kaldırdığımda boş varilin süratle üzerime geldiğini gördüm. Kafatasımın da böyle çatladığını sanıyorum. Bayılmışım, gözümü hastahanede açtım. Cenabı Hak’tan tüm kullarını böyle görünmez kazalardan korumasını diler, hürmetle ellerinizden öperim.
Duvarcı Ustanız

Üstatlardan Unutulmaz Hatıralar

O'nun söylediğinden de güzelmiş!

Ben, 40 yıllık bir kanser uzmanı olarak maddeyi asan sayısız olayla karşılaştım ve bunları, o olaya şahit olanlarla birlikte belgeleyerek özel bir arşiv yaptım. Bunlardan 1976 yılında yasanmış bir olayı size nakletmek istiyorum.
Kanser hastanesinde başhekimken Serap adında genç bir hanim hastam vardı. Bu hastam göğüs kanserine yakalanmış ve tedavi için yurt dışına gitmek istemesine rağmen, bazı formaliteler sebebiyle o imkânı bulamamıştı. Serap’ı özel bir ilgiyle bizzat ben tedavi altına aldım. Ve kısa bir sure sonra da Allah'ın izniyle iyileştiğini gördüm. Ancak Serap’ın da bütün diğer kanserliler gibi ilk 5 yıllık sureyi çok dikkatli geçirmesi gerekiyordu. Bir iş kadını olan Serap, 4 yıl kadar sonra 1 ihale için İzmir'e gitmek istedi. Kış aylarında olduğumuz için uçakla gitmesi şartıyla kabul ettim. Maalesef bilet bulamamış ve benden habersiz bindiği otobüsün kaza geçirmesi üzerine 6 saat kadar mahsur kalmış. Dönüşünden kısa 1 sure sonra kanser, kemik ve akciğerine yayıldı. Serap bacak kemiklerindeki metasaz nedeniyle yürüyemez hale gelirken, hastalığın akciğerdeki tezahürü sebebiyle de devamlı olarak oksijen cihazı kullanıyor ve söylediği her kelimeden sonra ağzını o cihaza yapıştırarak nefes almak zorunda kalıyordu. Evine gittiğim gün, yine güçlükle konuşarak:
--Doktor bey, dedi. Ben size... dargınım.
--"Niçin? “diye sordum.
--"Siz...dindar...bir...insanmışsınız...niçin. Bana.. .da, Allah'ı...ölümü...ahreti...anlatmıyorsunuz?"
Dini inançlarının çok zayıf olduğunu bildiğim için bu teklifi karsısında oldukça sasırdım. O'nu üzmemeye çalışarak:
--"Doktora ulaşmak kolaydır dedim. Parayı bastırdın mı istediğine tedavi olursun. Ancak iman tedavisi için gönülden istek duymalısın..."
Konuşmaya mecali olmadığından "ben o isteği duyuyorum" manasında başını salladı. Artık ümitsiz bir tıbbi tedavinin yanı sıra, ebedi hayatin ve saadetin reçetesi olan iman derslerimiz başlamış ve son günlerini yasayan Serap için bu dersler "hızlandırılmalı öğretime" dönmüştü. Anlattığım iman hakikatlerini bütün ruhuyla meczediyor ve arada bir soru soruyordu. Vefatına bir hafta kala:
--"Doktor bey, dedi. Ben...ölürken...ne...söylemeliyim?"
--"Senin durumun çok özel" dedim. Kelime-i Şehadet sana uzun gelir. O ani fark edince Muhammed (s.a.v) sana yeter."
O, haliyle tebessüm ederek yine başını salladı. Çok ıstırabı olduğu için Serap'a sürekli morfin yapıyor ve O'nu uyutmaya çalışıyorduk. Ben, bir is seyahati sebebiyle bir müddet ziyaretine gidemedim.
Dönüşümde annesi telefon ederek:
--"Serap, bir haftadır morfin yaptırmıyor." Dedi. "Sabahlara kadar inliyor ve çok ıstırap çekiyor. " Hemen eve gittim ve iğne yaptırmamasının sebebini sordum. Aldığım cevabi hala unutamıyor ve hatırladıkça ürperiyorum.-"Ya morfinin tesiriyle ölüme uykuda yakalanır ve son nefeste "Muhammed" diyemezsem?.
İste Serap, böyle bir hanimdi. Bu arada benden istihareye yatmamı ve eğer bir kaç gün daha ömrü varsa , son günü uyanık kalacak şekilde morfin yaptırılmasını rica etti. Ben hiç adetim olmadığı halde cuma gününe rastlayan o gece istihareye yattım ve Serap'in acizliği hürmetine olacak ki Salı gününe kadar yaşayacağına dair işaret sezdim. Ertesi gün O'na:
--"Hiç korkma!" dedim. "İğneyi vurdurabilirsin. “Ve Serap bir veda niteliği taşıyan bu görüşmemizde son sorusunu da sordu:
--"Doktor bey... Azrail bana...nasıl...görü...necek?"
--"Kızım," dedim. "O bir melek değil mi? Hiç merak etme, sana yakışıklı bir prens gibi gelecektir. “Salı günü Serap’ın ağırlaştığı haberini alınca hemen eve gittim. Ancak vefatına yetişememiştim. Ailesi tam manasıyla perişandı. Sadece kendisine uzun müddet bakan dindar bir hanim akrabası ayaktaydı ve beni görünce yanıma gelerek:
--"Doktor bey, biliyor musunuz bu evde biraz önce bir mucize yasandı!" dedi ve devam etti:
--Serap, bir saat kadar önce oksijen cihazını attı ve "yataktan kalkması imkânsız" denmesine rağmen kalkarak abdest aldı, iki rekât namaz kildi. Bütün ev halkı hayretten donup kaldık. Ve kelime-i Şahadet getirerek vefat etmeden biraz önce de:
--"Doktor Bey'e söyleyin, dedi. Azrail, O'nun söylediğinden de güzelmiş!!!"
Onk. Dr. Haluk Nurbaki

Bazen doğru da söylerler

Ben şaka yaparken
gerçekleri söylerim.
Çünkü gerçekler dünyanın
en gülünç şakalarıdır.

(Bernard SHAW)

 

Yazan: Harun Emre Karadağ
​Çizenve yayına uyarlayan: Kasım Özkan


Diriliş Postası Gazetesinde yayınlanmıştır

Kategori: 

Etiketler: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 09.02.2017 - 16:39 -130-
Bu sayfayı paylaşın :