Tarih Mahkemesi

-A A +A

 

Yılbaşı gecesi Reina da dün İzmirde Terör saldırıları dur durak bilmeden nefes aldırmadan devam ediyor. Özellikle Reina saldırısı çözüldükçe dolaşan bir sır yumağına dönüştü. Bu kadar çok katmanlı şüphe ve çok bilinmeyenli bir operasyonu ne İŞİD ne PKK ne FETÖ aklı yapamaz. Türkiyede Başbakanımızın da kendine özgü üslubu ile ifade ettiği gibi; Terör saldırıları adeta vardiya düzenine geçmiş gibi.  Alfabedeki değişik harfleri isim olarak almış fakat aslında tek bir Merkezden yöneltilen örgütlerin saldırısı altında. Savaş Suriyede ve kısmen de Irakta devam ediyor gibi görünüyor ama bu savaşın gerçek ve nihai hedefi Türkiye. Resmin bütünü görebilmek herkes için mümkün olmuyor. Buna özellikle saldırının hedefi olan Müslüman devletler ve halkları da dahil. Maalesef emperyalizmin propaganda ve algı operasyonu gücü Türkiyenin  çok üzerinde. Bunların olaylara bütüncül bakamayan bazı İslamcı grupları da kullandıkları (Etkiledikleri) bir gerçek.

Aşağıdaki makale, İngilterede yaşayan Kam Kasem adlı Pakistan kökenli bir müslüman Bloggerin 23 Aralık 2016 tarihli yazısından tercüme edilmiştir.

 “Tarih, 6 yildan beri Suriyede tüm Dünyanın gözleri önünde Müslümanlara uygulanan katliamı kaydediyor. Suriyeli masum sivillerin yaşadığı bu toplu imhadan kim sorumlu?

Ana akım medyaya göre bütün suç  hedef gözetmeksizin yapılan bombalamalar, cinayetler tecavüzler, masum sivillere uygulanan işkencelerdeki aktif rolleri nedeniyle Esad rejimi ve Rusyanın üzerinde. Şüphesiz ki, bu iğrenç suçların birinci sorumlusudurlar. Fakat suçlanması gerekenler sadece bunlar mı? Acaba bunların dışındaki tarafların elleri akan Müslüman kanından kirlenmemiş mi?

Tarih Mahkemesindeki sanık sıralarında oturanlara tek tek bakalım.

Amerika;

Herkes  pekala biliyor ki günümüzde soğuk savaşı izleyen dönemde Sovyetlerin çözülmesinden sonra ABD Dünyanın tek süper gücü olarak kaldı. Bunun anlamı, ABD nin Uluslar arası gündemi belirleyebilme, dünyadaki herhangi bir ülkenin kaderini belirleyebilme gücüne sahip olmak demekti.

Bu nedenle, hala Rusya ile ABD arasında bir çeşit İdeolojik çatışma yaşandığını söylemek anlamsız olacaktır. Putin 2016 yılında Sen Petersburg da düzenlenen “Uluslararası ekonomik forum” da yaptığı konuşmada;

“ Amerika büyük bir güçtür, hatta günümüzde tek super güçtür. Bunu kabul ediyoruz. Biz ABD ile birlikte çalışmak istiyoruz ve bunun için hazırız.” demiştir.

Bunu bildiğimiz halde, ABD yi işin dışında tutarak Suriyedeki durumdan sadece Rusyayı sorumlu kılmak politik açıdan son derece safça bir tutum olacaktır. Açıktır ki; ABD 2003 yılındaki acımasız Irak işgali ile Dünyada kendilerine karşı yükselen nefreti, benzeri canavarlıkları şimdi Suriyede uygulayan Rusyaya yönlendirmek istemektedir. Her ne kadar bir kaç yıldır sahne önünde Rusya ile ABD arasında bir gerilim var gibi görünse de, Trump’ın Başkan seçilmesi ile artık ABD, Rusyanın Suriyeli Müslümanlara uyguladığı katliamları daha açık bir şekilde desteklemeye devam edecektir. Trump, daha geçenlerde Exxon Mobil Perol devinin CEO su Rex Tillerson’u Devlet Bakanı olarak atadığını beyan etti.  Tillerson daha geçenlerde Rusyanın Petrol Şirketi “Rosneft”in başkanı Putinin sadık bendesi Igor Sechin ile bir anlaşma imzalamıştı. Bunun hemen akabinde Tillersona Putin tarafından “Rusya Dostluk madalyası” takıldı.

Suriye Müslümanlarına uygulanan bu katliamı ellerini oğuşturarak sinsi bir tebessümle izleyen sadece ABD mi? Bütün bu olan bitenler, 2004 yılında ABD Başkanı Bush döneminde ilan edilen Büyük Ortadoğu Projesi”nin parçaları. Bu proje Amerikanın jeopolitik ihtirasları doğrultusunda, Ortadoğu ve İslam coğrafyasındaki Ülkeleri parçalayıp sınırlarını yeniden çizmek ve kendi demokratik  modellerini ihraç etmek üzere tasarlanmıştı. Yemenli Siyaset Analisti Nasır Sahah Bu projeyi “ Başkan Bush’un, Emperyalizmi çağın gereklerine göre revize ederek, İslam Dünyası üzerindeki yeni sömürgecilik emellerinin “demokrasi ve özgürlük” kamuflajı altında kağıda dökülmüş şekli” olarak tarif ediyor.

BM

Birleşmiş Milletler genel sekreteri Ban Ki Moon, geçenlerde Güvenlik Konseyinde yaptığı duygusal konuşmada

“Bizler kollektif olarak Suriye halkına karşı kaybettik. Güvenlik Konseyi Uluslar arası barış ve güvenliği sağlama sorumluluğunu yerine getirememiştir. Tarih bizi kolayca affetmeyecektir“.

Demiştir. Evet Doğru. Tarih onları affetmeyecek.  Müslümanlara karşı işlenen sadece bu ve diğer suçlar için değil. Biz zaten Batı Dünyasınca kuralları kendilerince belirlenerek tesis edilen hiçbir Uluslar arası kuruluştan destek ve yardım ummuyoruz. Birleşmiş Milletler ABD tarafından 2. Dünya savaşı sonrasında, Batı değerlerini “evrensel değerler” maskesi altında Dünyaya dayatan Uluslar arası bir kuruluştur. “İnsan Hakları” terimi Dünyayı Batının insani ve manevi değerleri olduğu yönünde aldatmak için üretilmiştir. Fakat gerçekte Kapitalist Batı sadece kendi sömürgeci gündemlerini uygulayabilmek . İnsanlık hakkında herhangi bir kaygıları yoktur.

İslam Dünyasının Liderleri

Beşşar El Esad, halihazırda Suriyenin lideridir ve tüm Dünyanın gözü önünde kendi vatandaşlarını zehirlemeye ve katletmeye devam etmektedir. Onun Babası Hafız Esad’ı da Batının kendisi Suriyenin başına getirmişti. Baba Esad ölünce Diktatörlükteki usule göre iktidar gücü Beşşar a geçti. Üstelik Batı Beşşarın, Müslümanlar arasında Sunni-Şii mezhepçiliğini alevlendiren gaddar cinayetlerinden hiçbir rahatsızlık duymadı. Bilindiği gibi aleviliğin bir kolu Nusayri inancına sahip olan Beşşar halen İrandan ve Lübnan Hizbullahından çok geniş destek sağlamaktadır.

Müslüman Dünyasının diğer liderlerinin de Ümmeti temsil etme anlamında Esad tan pek farkı yok. Ümmetin çıkarlarını temsil etmekten ziyade Batının özellikle de Amerikanın çıkarlarını temsil etmektedirler. Hatta Bütün amacının Ümmetin selameti için mücadele etmek olduğuna inandıran Erdoğan gibi bir liderin de esas sadakatinin Batı ya ve müttefikleri Rusya ile İsraile bağlı olduğu ortaya çıkmıştır. Sadece Halepte Bombalamalarla Masum sivilleri hunharca katleden Rusya ile  anlaşmaya varmakla kalmamış aynı zamanda Halep için hiçbirşey yapmazken siyonist İsrailin Hayfa kentindekşi yangını söndürmeye koşmuştur. Benzer Şekilde, İslamın temsilcisi olduğunu iddia eden Suud’un Halep için  yaptığı tek şey Hükümetinden maaş alan Din adamlarına dua ettirmekten ibaret iken, Yemende Müslümanları katletmek için son teknolojilere sahip ordusunu göndermekte tereddüt etmemiştir.

İslam Ümmeti

Günümüzde bazı kimseler de Suriyede olan bitenlerden dolayı Asil Ümmeti suçlamaktadırlar. Müslümanların, Allahın emirlerine itaatsizliğinin cezası olarak O’nun musibetlerine düçar olduğunu ileri sürmektedirler. Eğer bu iddia doğru ise o zaman neden Peygamberimiz Hz.Muhammedin (S.A.S.) kendisi ve ashabı müşriklerin bunca eziyet ve işkencelerine maruz kaldılar. Bunun nedeni Peygamberin (SAS) ve Ashabının itaatsizliği mi idi yoksa, Allahın düşmanı müşriklerin tehdit algılamaları ve İslamın davetini engellemek istemeleri mi idi?

Greçek şu ki; Ümmet yeniden diriliş sürecinin kemale ermesi için Küfrün bu acımasız saldırılarının kurbanları olmaktadırlar. Buna ragmen Ümmetin bu durumu değiştirme kudreti vardır. Bu elbette sadece  dua ve ibadet yoluyla olmayacaktır. Şüphesiz ki her Müslüman namazlarında Rablerini yüceltecek ve dua edeceklerdir. Suriyede ve Dünyanın diğer bölgelerinde zulüm altında inleyen Müslümanların durumunun yalnızca namaz ve dua düzeleceği şeklinde yanlış bir anlayışın oluşmasına yol açmamak gereklidir. Müslümanların zulüm gördüğü ülkelerde problem siyasidir, ve çözüm Peygamberi yöntemden ilham alınarak oluşturulacak siyasetlerle mümkündür.

Kur’an-ı Kerimde Cenab-ı Allah “Siz kendi halinizi değiştirmedikçe ben sizin durumunuzu değiştirmem” (Rad Suresi, Ayet 11) buyuruyor.

Allah “kavim” kelimesini kullanıyor. Bu kavram bireyselciliği olumsuzlar ve dışlar. Bu nedenle ayet, bir toplumun  bireylerini değil tamamını set olarak muhatap alıyor. Bu ayeti”Allah Bir kavmin durumunu, o kavmin bütün fertleri kendilerini tek tek islah edinceye kadar değiştirmez” anlamı çıkarmak mümkün değildir. Bireyselcilik Batı tarafından geliştirilmiş bir kavramdır. Müslümanlar bu kavramdan etkilenmemelidir. İslam Ümmetin tamamını  muhatap almıştır, fakat günümüzde organizasyon ve Ümmeti toparlayacak gerçek bir liderliğin olmamasından dolayı darmadağın durumdadır. Bu nedenle Allah düşmanları Ümmeti zayıf bulmakta, gerçekten kendimizi koruyabilecek, saldırılara karşılık verebilecek mekanizmalardan yoksun olduğumuzdan kolaylıkla katliam ve zulümlerini uygulamaktadırlar. “

Not: Tercüme olan bu yazıdaki görüşler,Mütercim olarak benim görüşlerimi yansıtmamaktadır. Sadece Dünyada bazı Müslümanlar tarafından olayların nasıl algılanıdığını yansıtmak amaçlıdır.

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 06.01.2017 - 15:48 -274-
Bu sayfayı paylaşın :