Tarihe yeniden çıkışımızın birinci yılında...

-A A +A

Osman ARSLAN

Darbelenmiş demokrasimizin ilk kez darbeyi yendiği 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü’nün birinci yıldönümündeyiz.

Aslında bastırılan ilk askeri darbe girişimi değildi bu. Bu ülke, Harp Okulu Komutanı Talat Aydemir’in 1960 darbesi sonrası ilk seçimleri yine ‘sağ’ kazanınca dayanamayıp genç subaylarla darbe girişimlerinde bulunduğuna tanık olmuştu. Hatta darbe girişimlerinden ikincisinde, ancak harp okulu savaş uçaklarıyla vurularak durdurulabilmişti darbe.

İLK KEZ MİLLET EL KOYDU

Fakat o olaylarda sivil iradenin rolü yoktu. Asker, askeri engellemişti. Bu sefer millet, milyonlarla sokaklara inmiş üniformalı teröristlerin elinden tankı, tüfeği alıp, üniformalarını soymuş, adalete teslim etmişti. Yani ilk kez demokrasi darbeyi yeniyor; sandık dışında milli irade ilk defa ortaya çıkıyordu. Bu, halkın rüştünü ispat, temyiz gücünü ilan etmesiydi.

Sosyal bilimlerin söylediğine göre, bir halk hareketinde, halkın yüzde 6,5’i sokağa inerse amaç elde edilirmiş. Olayların yaşandığı illerde sokağa inen halkın yüzde 65, Türkiye geneline ortalandığında yüzde 15 olması nedeniyle 15 Temmuz, ancak Fransız İhtilali ve Bolşevik Devrimi ile mukayese edilebilir. Sonuçlarının da bu ihtilaller kadar dönüştürücü ve belirleyici olması beklenir ve öyle de olmaktadır.  Bugün Suriye masada çözümleniyorsa, Katar direnebiliyorsa 15 Temmuz’un eseridir. 15 Temmuz 21. Yüzyılın yeni dünyasını belirleyecek Türk ihtilalidir.

TÜRK İHTİLALİ

Öyle bir ihtilaldir ki bu; ABD’nin  elli yıllık yeşil kuşak oyununu açık ederek Doğu’yu uyandırmış, ABD’nin Turuncu devrimler ve Arap Baharı ile ilerleyen ‘Büyük Ortadoğu Projesini kalbinden vurarak Ortadoğu halklarının başını kaldırtmış, Mekke ve Medine’nin Şii işgaline uğraması ihtimalini zayıflatarak tasarlanan mezhep savaşı büyük tuzağını bozmuş, son yüzyıldır geri tepen tek operasyonu bile olmayan Batı’nın gardını indirmiş, bütün planlarını bu gelişmenin doğuracağı büyük menfaati paylaşma üzerine kurulu bulunan Batı’yı çatlatarak birbirine düşürmüş; Türkiye’yi bağımsız ve lider yapmış, İnönü’nün Yeni bir dünya kurulur, Türkiyede orada yerini alır sözünü hayata geçirmiş, Türkiye’yi ve Cumhurbaşkanı Erdoğan bu yeni dünyanın liderleri arasına yükseltmiştir.

TARİH BİZE “SAHNE!” DEDİ

Artık Türkiye için ne AB’nin ne de Şangay’ın hayati anlamı yoktur. 29 Ekim’de zorlukla vatanımızı ve canımızı kurtarmıştık. Aynı güçlerin 15 Temmuz işgal teşebbüsünde ise ilaveten devletimizi ve şanımızı da kurtardık. 15 Temmuz 2016 gecesi tarih bize sahne dedi. Gecenin karanlığında dünyanın projektörleri altında destansı bir şekilde sahne alan Milletimiz, sergilediği göz kamaştırıcı kahramanlığı ile birinci sınıflığa terfi etti.

Başarısız darbelere yeniden dönelim. Talat Aydemir hiç olmazsa mertti. Yargılamasında “Evet, darbeyi ben yaptım. Eğer beni salarsanız, yeniden darbe yaparım” diyebiliyordu. Oysa, son darbecileri dinleseniz, kuş avına çıkandan, yeğen ziyaretine gidene, arsa bakmaya çıkandan, arkadaş buluşmasına gelene, “PKK sandım”dan, “tatbikattı diyene kadar envai çeşit ifade var. Ne örgüt elebaşı, ne darbe yöneticileri ne de emir erleri; kimse mertçe “darbe yaptığını söylemiyor. Sanırsınız o gece yaşananlar bir festivalin unsurlarıydı; hayat da doğal akışında ilerliyordu. Adeta, utanmasalar; sokağa çıkan milyonlar ‘paranoyak’, tanklar illüzyon, jetler halüsinasyon, şehitler de silahların önüne atlayıp intihar eden hastalar diyecekler…

“HOLLYWOOD FİLMİ GİBİ

Neredeyse kendimizi suçlayacak, “adamlar da ne iyi niyetliymiş, biz ne yaptık da bu hale getirdik o geceyi” filan diyeceğiz! Sanki bombalar havai fişek, mermiler eğlenceden sıkılan kuru sıkı, şehitler ve gaziler bir müsamerede rolleri gereği ölüp yaralanan aktörler!... ABD Başkan Yardımcısı, senaristin kim olduğunu ima eder gibi “Hollywood filmi gibiydi” demişti ya zaten. Ortada bir ‘film çevrilmekte’ olduğu kesindi. Ya da gerçekten milletimizin yaptıklarını, onlar ancak filmlerinde görebilirdi!

Bunlara “Allah düşmanın da merdini nasip etsin” demek için değinmiyoruz. FETÖ mensuplarının ‘her rengin boyasına girme yeteneği” gelecek nesillere aktarılacak efsane kamuflaj kabiliyetlerinin sayısız örnekleriyle ‘takiyyeciliğin iğreti tarihinde’ yerini çoktan aldı.  

FETÖ HALEN YÖNETİLEBİLİYOR

Niyetimiz bir gerçeği vurgulamaktır: Bu oyunun hedefi, FETÖ’ye uluslararası desteğin sürmesini sağlamak için meşruiyetlerini koruyabilmektir. Bu meşruiyete içerdeki darbe suçlularının ihtiyacı yok. Pensilvanya’daki elebaşlarının ve Avrupa’da dolaşan yöneticilerinin ihtiyacı var. Yani bu tutumlarıyla, tutuklu oldukları ve yargılandıkları halde kendilerini değil örgütlerinin amaçlarını düşünüp ona göre birbiriyle uyumlu tavır alıyorlar. Dağılmış değiller. Vazgeçmiş değiller. Bu somut durumdan, bu kesin tespit çıkmaktadır: FETÖ halen etkili biçimde yönetilmektedir.

TERÖR ÖRGÜTLERİ NASIL BİTER?

Bir terör örgütünün nasıl durdurulacağı, insanlık tarihinde önce kan davası, sonra siyasi suikastler, ardından isyan hareketleri biçiminde ilerleyen evrilme serüveni ideolojik anarşizme ve nihayet ‘asimetrik saldırı aracına’ dönüşmesi aşamasına gelinceye kadar tecrübe edilerek belirlenmiştir. Bir terör örgütü organizasyonu; ‘sempatizan kitle, kültürel ve siyasal kadro, silahlı kadro, lider kadro ve lider’ dizgesine sahiptir. Sanıldığı gibi kültürel, siyasi ve silahlı kadrolarıyla mücadele bir terör örgütünü bitirmez. Aksine güçlendirilirler. Zaten o nedenledir ki terör örgütleri mutlaka bir kültürel ve siyasi araç edinmeye çalışırlar. PKK’nın önce SHP ile çıkan siyasi hareketinin müstakilleşip HDP’ye dönüşmesi gibi FETÖ de siyasi partileri ele geçirme veya kullanma hedefinden vazgeçmeyecektir.

Terör örgütlerini bitirmek için tabiri caiz ise önden ve arkadan bent kurup hapsedecek, sonra zamanla boğacak yok edeceksiniz. Yani saydığımız dizgeden FETÖ, PKK ya da DEAŞ; hangi terör örgütü olursa olsun; ilk(sempastizan) ve son halkalar(Lider kadro ve lider) kopartılmadan bir örgüt çökertilemez.

PKK ÖRNEĞİ ÖNÜMÜZDE

PKK ile mücadelede Öcalan alınmasına rağmen, lider kadronun etkisiz hale getirilmesi ve sempatizan kitle ile irtibatı kesilmesi operasyonları yapılmadığı için hareket gittikçe büyüdü, tüm solu ve önemli ölçüde Kürt halkını kuşattı. İki yıldır sürdürülen mücadele ile sempatizan kitle daraltılmaya, Kürtler örgütün baskısı altından özgür iradelerine doğru taşınmaya devam ediyor, lider kadro ise tek tek etkisizleştiriliyor ki böylece, PKK eski iddiasını ortaya koyamıyor.

Bu tecrübeyi de dikkate alarak FETÖ ile bir senedir sürdürülen mücadeleye bakarsak, örgütün sempatizan kazanma imkanının önemli ölçüde daraltıldığ, ancak yeraltına çekilen sempatizanlarıyla irtibatının kesilemediği söylenebilir. Öte yandan lider kadro yurt dışına kaçmıştır, önemli bir kısmı yakalanamamıştır. Bu nedenle de örgüt yönetilebilmektedir. Yönetilebilir kaldığı sürece de operasyonlar yapma kabiliyeti elinde olacaktır. İsrail başta olmak üzere güçlü devletlerin bu tür örgütlere ilişkin uyguladığı yöntemler üzerinde çalışmak bugün için elzem hale gelmiştir.

ZAAF DÖNEMİDOĞMADAN BİTMELİ

15 Temmuzları bir daha yaşamamak ve şehitlerin ruhunu şad etmek için darbenin birinci yılında FETÖ’yü çökertmeye yaklaştığımız söylenmez. Eğer böyle kalırsa; ülkenin ilk siyasi zaaf döneminde, FETÖ’nün; uyuttuğu kriptoları, uluslararası enstrümanları ve menfaatleri tevhit olmuş siyasi şerikleri ile maskelenmiş bir kudrete yeniden erişmesi söz konusu olabilir. FETÖ karşısında milletin bu büyük uyanışı olduğu için darbe veya açıkça anlaşılan bir hareket yapmalarına ihtimal vermeyiz. Ama büründükleri başka kisveler altında gizlenerek bir gizli işgale yeltenecek hücreleri de, onlara Truva Atı olacak gözünü hırs bürümüş işbirlikçi potansiyelleri de, kulağına hoş gelen sözlere aldanmaya hazır bir bilinçsiz halk zemini de bulunmaktadır.

Daha yargılamalar, propagandalarını yapmalarına vasat olmaktan çıkartılamamıştır. Halen yargılamalarda hükümler kurulamamıştır. Darbenin yargısal sonucu alınamamıştır. Bu da mücadelenin hız kazanmasını engellemektedir.

HALK DESTEĞİ VARKEN

Bir yandan halen ihraçlar yaşanmakta, diğer yandan iadeler yapılmaya devam edilmektedir. Bu, mağdur olan varsa hatadan dönüldüğünü göstermesi bakımından da, geç de olsa yakalanın affedilmeyeceğini göstermesi açısından da müspet bir durumdur.

Ancak bu tür davaların arkasındaki halk desteği ve siyasi irade kaybolduğu anda düştüğü bilinen bir gerçektir. Dünün Ergenekon davalarının bugün birer birer kapanması bundandır. Öyleyse, ülkede gerçekleşecek 2019 seçimlerine kadar bu süreçler önemli ölçüde tamamlanmalıdır. Her ne kadar seçimlerin sonucu şimdiden öngörülebilse de bu konu, en ufak bir ihtimale mahal bırakılmayacak kadar hayati, milli bir mesele olarak görülmelidir.

NORMALLEŞME İSTİYORSAK

Diğer yandan bu sürecin bir sonuca ulaşması, ülkede özgürlük ve güvenlik dengesi tartışmalarını da bir sona ulaştırarak olağanüstü şartları normalleşmeye götürebilir. Normalleşebilmenin yegane yolu vardır, o da ulusal güvenliğimiz üzerindeki tehditlerin kalkmasıdır.

Bu nedenle, normal şartlara dönmek isteyen herkes var gücüyle terörle mücadeleye yardım etmelidir. Aksi yöntemlerin hepsi sadece mücadeleyi baltalamak veya terör örgütleri ve onları kullanan işbirlikçilerine zaman ve alan kazandırmak sonucuna hizmet edecektir. Sağlıklı, iyiniyetli bir yurttaşın yapacağı terör örgütünü bir an önce çökertmeye destek olmaktır.

FETÖ İLE MÜCADELEYE DESTEK TAM

Gerçekten, kamuoyu yoklamaları da bunu vermektedir. CHP’nin tercih ettiği araştırma şirketi Gezici’nin verdiği sonuçlara göre, halkın yüzde 98’i FETÖ’yü terör örgütü kabul ediyor, yüzde 94’ü darbe girişimini FETÖ’nün yaptığına inanıyor, Halkın yüzde 89’u FETÖ ile mücadelenin devamını istiyor, yüzde 68’i OHAL uygulamasını yerinde buluyor, yargılama ve ihraçlara destek ise yüzde 96 düzeyinde.

Öyleyse Sayın Kılıçdaroğlu neden Gandhi yürüyüşünü yapmıştır? Halk desteği olmayan bir yola niçin çıkmıştır? Üstelik, kendi tabanı Ergenekon davası için duyarlı iken yürümemiş, FETÖ için en duyarsız çıkan taban kendisinin tabanı iken yürümüştür. Bu tabloyu bile bile neden yürümüştür? Gandhi nereye yürümektedir?

GANDHİ NEREYE YÜRÜYOR?

Daha da çarpıcı olan şu: Araştırma sonucuna göre, Sayın Kılıçdaroğlu’nun vazgeçmeyip, ısrarla devam ettiği ‘kontrollü darbe söylemine’ halkın sadece yüzde 7’si inanıyor. Araştırma, halkın yüzde 93’ünün ‘darbe gerçekti’ diye düşündüğünü söylüyor.  Öyleyse Kılıçdaroğlu o yüzde 7’nin içinde ne arıyor?

Sizce böyle bir yol izlemek, bırakın bir partinin demokratik mekanizmalarının katacağı dinamizmi, bırakın liderlik becerilerini, aklı başında sıradan birisi için bile normal mi? Eğer bir siyasi parti lideri halkın ve  tabanının taleplerinden emir almıyorsa, nereden alıyor olabilir? Halktan gelmeyen emirle yürüyen siyasetin başarısızlığı zaten mukadderdir, fakat eğer yarın meşruiyeti tartışma konusu olursa diye şimdiden sormalıyız: Yazık olmaz mı Atatürk’ün partisine?

FETÖ’YÜ TANIMLAMAK

FETÖ, adına terör örgütü deyip geçilmeyecek bir yapılanmadır. Onu ifade edecek kavram henüz gelişmediği için şimdilik böyle tabir edilmektedir. Yoksa FETÖ’nün yeryüzü tarihinde ‘bir yönüyle benzeri’ olan örgütler vardır ama “tıpkı örneği” yoktur. Öylesine üst versiyon bir sürümdür ki, kendisini çözmek ByLock’u çözmekten daha zor olacaktır.

Başımıza bu örgüt eliyle açılan bela da yeryüzü tarihinin en zor sürecini doğurmuştur. Böylesine, dinin bağlayıcılığı ile raptedilmiş, müntesipleri ‘suç ortaklığına’ dayalı şekilde köleleştirilmiş, yanlış itikatlar zemininde kültleşmiş bir ezoterik lidere hipnotik bağlanma sağlanmış, legal alanda elde edilen muazzam güç olağanüstü beceri ile örgütün ihyasına tahsis edilmiş, misyonerlik yöntemleriyle ulaştığı küresel etkiyi ekonomik dev olacak biçimde kurgulamış elitist, Evangelik, İsmaili, Batıni nitelikler taşıyan bir gizli örgütlenme istihbarat servisleri eşliğinde kurulmuştur.  Bu elli yılın ürünü örgüt, tüm eski örgütlerin çıkarımlarından ortaya çıkmış sentez tür olarak başımıza bela olmuştur.

Bize bedeli Çanakkale Savaşı’ndan fazladır. Çanakkale’deki kaybımız 250 bindi. Bu sefer karşımızda ölmüş de değil, düşman haline gelmiş, bir kısmı gizli halde, iyi yetişmiş bir o kadar kendi evladı var bu toprakların. Böyle bir imtihanı veren bir millet daha yoktur.

O GECE YAŞANANLARIN ANLAMI…

Elbette mihnet insana imanının büyüklüğü ölçüsünde gelirmiş. Allah kaldırmayacağımız yükü vermez, buna inanırız. İhanet büyüdükçe kahramanlıklar da büyüdü. O gece Bast-ı zaman(Genişletilmiş) zaman yaşandı. Bir gecede asırlık olaylar yaşandı, olağanüstü kazanımlar elde edildi. Aynı ruh sadece Anadolu kıtasında değil aynı anda bütün bir İslam coğrafyasında dirildi. (Tayy-ı mekan yaşandı) O gece bedduaları kendisine döndü FETÖ elebaşının. Bu, istidrac’tı(Münafıkların istediklerinin olacakmış gibi gelişip tam tersinin tecelli etmesi ile başına çalınması.) O gece, salalar eşliğinde ‘Allah yolunda vatan uğrunda’ korkusuzca ve topluca direnişe kalktı halk. Bu, İslami duygularla yapılan bir ayaklanma olduğu için adı, Kıyam’dır;15 Temmuz milli kıyamı! Ve Allah, milletimizin halis niyetine yardımını gönderdi, işini kolaylaştırdı ki buna da has kullarına verdiği yardım demek olan Meunet hali denir. Allah’ın yardımının halen üzerimizde olması ne onur vericidir! Eksikliğini göstermesin Rabbimiz!

DAHHÂK GÜLEN!..

1982 yılında DGM’ye sunulan istihbarat raporunda FETÖ elebaşı Gülen’in Dahhâk müstear adıyla yazılar yazdığı raporlanmış. Gülen’in kendisini özdeş gördüğü Dahhâk, Türk kökenli İran Şahı Cemşit’i testere ile vahşice keserek katleden bir Bâbî isyancıydı. Bugün kendisinin teşebbüs ettiği darbeye benzer yöntemle yönetimi ele geçirmişti. Kendi halkına silah sıkan bir soysuzluğun tarihsel genini yakalamaya ipucu olacak bu dehşet sahnesi üzerinden yürünerek geleceğe izdüşümleri engellenebilir.

15 Temmuz sonuncusu olmak üzere bu örgütün bilinen 7 büyük saldırısını savuşturarak tarihin en büyük belasını yenen milletimiz, dünyanın en büyüğü olmamız için tarihin kapılarını yeniden açmıştır. Hayırlı olsun.

Kategori: 

Etiketler: 

3 Comments

Abi Fetö yle mücadelede yine

Abi Fetö yle mücadelede yine en büyük engeli çıkaranlar iktidarın içindeki güçlü ler değil mi?

Sadece 'İktidarın' diye

Sadece 'İktidarın' diye özgülemeyip 'devletin içindeki' diye genel ifade kullanalım, bir de 'güçlüler' diye genellemeyelim; 'kriptolar' diye özgüleyelim; kanaatimce bu şekliyle haklısın.

Üstad Allah razı olsun.

Üstad Allah razı olsun. Fetö'nün tüm diğer benzer örgüt yapılanmalarının süzmesi orijinal bir örgüt olduğunu söylerken sayılan bir çok örgüt ve anlayış var da asıl neş'et ettiği kaynağı es geçiyoruz gibi geliyor bana: Nurculuk. Nurculuk denen diyalektin kurucusu Said Nursi ile Fetullah Gülen'in yapmak istedikleri yaptıkları yapamadıkları söyledikleri söylemedikleri arasında büyük bir benzerlik olduğunu görmemek mümkün değil. Örnek hristiyanlara karşı tutumları... taraftarlarına bağlama çekmek için batıni argümanlardan yararlanmaları. Onun Halife'ye bunun islamcı liderlere karşı mücadele etmesi. Onun güneş batıdan doğacak da ABD Avrupa islama hizmet edecek demesi bunun gidip batının en uzağına karargah kurması. Onun kendini değerli kılmak için ümmetin genel kabulüne mazhar olmuş alim ve velileri kendi feyiz kaynağı olarak nitelendirip istismar ederken bunun benzer bir tutumu sürdürmesi... Said Nursi'nin en iyi talebesi bu dersem yanlış mı olur? Asıl kurutulması gereken kaynak Nurculuk denen adeta cihadsız hatta fıkıhsız bir islam oluşturmaya çalışan ve her devirde islamcılara karşı koyan laf ebesi bir güruh yetiştiren bu diyalekt değil midir? Zaten bütün kalbiyle iman etmiş bu millete bir takım süslü sözlerle onlarca yıldır Allah'ın varlığını ispat etmeye çalışan, bu argümanlarla kendinden sonra kıyamete kadar gelecek tüm alim, veli zatların ve islamcı siyasetçilerin önünü kesmeye kalkışan Nurculuk bid'atının ipliği ne zaman pazara çıkarılacak? Selam ve muhabbetle.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 17.07.2017 - 17:00 -650-
Bu sayfayı paylaşın :