TSK'dan Kritik İdlib Hamlesi

-A A +A

Çavuşoğlu, AA Editör Masası'nda gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

Rusya ve İran'ın Ankara büyükelçilerinin Esed rejiminin saldırıları nedeniyle dün bakanlığa çağrıldığı anımsatılan Çavuşoğlu, "Rejim şu an neyin peşinde? Türkiye'nin, Rusya ve İran'dan beklentisi nelerdir?" sorusunu üzerine, bir yıldan uzun süredir Suriye'de ateşkesi sağlamak, güven artırıcı adımlar atmak için yoğun çaba sarf ettiklerini söyledi.

Bakan Çavuşoğlu, Suriye'de sahadaki durumun karmaşık olması nedeniyle bazı ateşkes ihlallerini beklediklerini ancak son durumun bunun ötesine geçtiğini vurguladı.

"Kuşatılmış bölgeler var. Özellikle birçok kuşatılmış bölgede, İdlib'e doğru kanallar açıldı ki siviller de gelsin. Fakat bu arada bazı silahlı terör gruplarının da İdlib'e girmesi sağlandı." diyen Çavuşoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"İdlib bölgesinin sınırları belirlenirken, tren yolunun doğusunda kalan terör örgütlerinin batı İdlib'e, demir yolunun batısına geçmesi de sağlandı. Esasen terör örgütleriyle burada da mücadele edilirdi. Bu, şöyle bir soru işareti oluşturdu: Acaba bu grupların buraya gelmesiyle buralara da saldırı olur mu? Biz bunu gündeme getirdik. Rusya, İran, ABD ile, Fransa, Almanya, İngiltere ile. Eğer bir yerde bir terör örgütü varsa bu gruplar belirlenir, nerede olduğu belirlenir. Bugünkü sahada istihbari kaynaklarla ya da teknoloji ile bunlara yönelik dikkatli operasyonlar yapılır. Fakat burada gördüğünü durum, buradaki el Nusra ya da HTŞ dediğimiz grupların mevcudiyetini bahane olarak kullanıp sivillere ve ılımlı muhalefete saldırmak."

Çavuşoğlu, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ateşkes gözlem görevi için İdlib'e yerleşmeye devam ettiğini ifade ederek "Biz buradaki terör gruplarının temizlenmesi için önerimizi herkesle paylaştık. 'O şehrin tamamını bombalayalım, yok edelim.' Böyle vahşi bir yöntem olmaz. Bunlar olacaksa Astana'yı neden başlattık? Soçi'yi neden konuşuyoruz? Cenevre'nin de bir anlamı olmaz." diye konuştu.

Rejimin garantörünün İran ve Rusya olduğunu hatırlatan Çavuşoğlu, "İhlallere bakıyorsunuz yüzde 95'i rejim veya rejimi destekleyen gruplar tarafından. Amaç ne? Bu süreçten faydalanarak rejimin ılımlı muhalefeti, sivilleri yok etmesi mi?" dedi.

Çavuşoğlu, "İran ve Rusya sorumluluklarını yerine getirmeli. Garantör olduysanız ki, oldular, rejimi durdursunlar. Bu, basit bir hava saldırısı da değil. Rejim ilerliyor İdlib içinde. Burada niyet farklı." ifadesini kullandı.

"Eğer buradaki amaç bu saldırılarla bazı gönülsüz muhalif grupların Soçi'ye gitmesini sağlamaksa, o da ters teper." diyen Çavuşoğlu, Soçi'de sivil kanadın katılımıyla yapılacak görüşmelerden sonuç alınması için çatışmaların durması gerektiğine dikkati çekti.

Çavuşoğlu, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü'nü tebrik ederek, basın mensuplarıyla yakın iş birliği içinde çalışmaya devam etmeyi diledi.

Soçi'de yapılacak Suriye Ulusal Diyalog Kongresi'nin katılımcıları üzerinde Rusya ve İran ile mutabakatın sağlanıp sağlanmadığına ilişkin soruyu yanıtlayan Çavuşoğlu, kongreye kimlerin katılacağını Türkiye, İran ve Rusya'nın birlikte istişare edeceğini, kararlaştıracağını ve Türkiye'nin bu konudaki çekincelerini ilettiğini hatırlattı. Çekincelerin mutabakata bağlandığının altını çizen Çavuşoğlu, üç ülkeden herhangi birinin itiraz ettiği bir grubun katılmayacağını söyledi.

Muhalefetin genişletilmesinin önemli olduğunu ifade eden Çavuşoğlu, kendilerinin de sürekli olarak Müzakere Yüksek Heyeti'ne, Suriye Ulusal Koalisyonu'na kimlerin dahil edilebileceği ve ayrıca kim gerçek muhalefet, kim rejim kuklası bunlar üzerinde çalıştıklarını belirtti. YPG'nin Kürtlerin tek temsilcisi olduğu düşüncesinin doğru olmadığına vurgu yapan Çavuşoğlu, "Terör örgütünü kim kendisine temsilci seçer. Ancak radikal unsurlar ya da baskıyla bunlara boyun eğmek zorunda kalanlar." diye konuştu.

Terör örgütlerinin Soçi'de olmasının siyasi çözümün baltalanması anlamına geleceğinin altını çizen Çavuşoğlu, "Böyle bir ihtimal vermiyoruz ama YPG'nin olduğu ortamda olmayacağımızı ve öyle bir sürece katılmayacağımızı da baştan net bir şekilde söyledik." ifadesini kullandı.

Bazı ülkelerin Astana ve Soçi ile ilgili tereddütleri olduğunu söyleyen Çavuşoğlu, söz konusu ülkelerin bu süreçlere katılmadığını ancak kendilerinin bu ülkeleri bilgilendirdiğini anlattı. Mevlüt Çavuşoğlu, kimseyi dışlamadan Suriye'deki gelişmelerin meşruiyetini sağlamak gerektiğini vurguladı. Cenevre'de şimdiye kadar hiçbir şeyin müzakere edilmediğini dile getiren Çavuşoğlu, "Soçi ve Astana'da olmayan tüm koalisyon içindeki ülkelere diyoruz ki gelin Cenevre'yi canlandıralım. Şimdi Soçi'den sonra Türkiye'de fikirdaş ülkeler dışişleri bakanları toplantısını yapacağız. Bir tarih belirlemeye çalışıyoruz ki Soçi'den sonra fikirdaş ülkelere hem bilgi verelim, hem de bundan sonra hangi adımları atacağız, bunları değerlendirelim." şeklinde konuştu.

Muhalif grupların bu süreçte bazı tereddütleri olduğunu ve saldırılar ortamında tereddütlerin daha da arttığını ifade eden Çavuşoğlu, bölgede insanlar öldürülürken, o insanların temsilcilerinin herhangi bir şeyi müzakere etmelerinin mümkün olmadığını kaydetti.

ABD'nin PYD/PKK'ya silah desteğine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Çavuşoğlu, ABD'den bu konuda farklı açıklamalar geldiğini, sahadan da karışık bilgiler geldiğini belirtti. Çavuşoğlu, "Burada bizim arzu ettiğimiz durum henüz oluşmadı. Fetullah Gülen'in iadesi ile ilgili süreç ve Amerika'nın YPG'ye silah vermesi şu anda bizim ilişkilerimizi zehirleyen en önemli iki konu. Amerika hatalarını düzeltmezse zaten ilişkilerimiz daha da zarar görebilir." dedi.

- "Rusya ve İran destek vermediği sürece rejim saldırı yapamaz"

Bakan Çavuşoğlu, Rusya ve İran'ın Esed rejimiyle ilişkilerine dair bir soruya, ılımlı muhalefetin siyasi kanadında çok ciddi sorunlar olmasa da sahada bazı sorunlar olduğunu belirterek, "Esasen rejimin bu saldırıları konusunda ve ateşkesi ihlal etme konusunda Rusya'nın ve İran'ın bir bahanesi olamaz. Çünkü onlar destek vermediği sürece bu saldırılar olamaz." yanıtını verdi.

Rejimin, İran ve Suriye'ye rağmen hareket edemeyeceğini söyleyen Çavuşoğlu, "Dolayısıyla dün biz bunu hatırlattık ve 'bunu durdurun' dedik. Biz terör örgütleriyle mücadele ediyoruz bahanesini de kabul etmiyoruz. Çünkü görüyoruz ki, yine hastaneler vurulmaya başlandı. Varsa hastanenin içinde terörist, örnek veriyorum, varsa tespit edersiniz. İstihbaratlarımız var, bizler varız birlikte etkisiz hale getiririz terör örgütü, terörist herkese tehdittir." diye konuştu.

- "Rusya ve İran, 'rejim YPG/PKK ile aynı masada olmak istemiyor' diyor"

Bir aile içinde terörist olan bir kişinin etkisiz hale getirilmesi için bütün aileyi bombalamanın insani olmadığını söyleyen Çavuşoğlu, "Bazı konularda mesela, Rusya 'rejimi ikna edemiyoruz' diyor. Mesela 'Siz rejimi kabul etmiyorsunuz ama YPG/PKK konusunda da rejim sizinle aynı düşünüyor, onlar da bunlarla aynı müzakere masasında olmak istemiyor. Bu konuda onları ikna etmek istiyoruz, edemedik. Onlara da öneri getirdik' diyorlar. Dolayısıyla bunları anlıyoruz ama saldırılarla ilgili konularda Rusya ve İran ağırlığını koyduktan sonra rejim bunları yapamaz." dedi.

Suriye'de 7 yıllık süreçte dengelerin çok değiştiğine dikkati çeken Çavuşoğlu, "Rejimi tanımıyoruz, rejimi burada savunmak için söylemiyorum ama doğru bilgileri de vermemiz gerekiyor. Tam anlamıyla, bu 7 yıllık süre içinde rejimle YPG arasında tam bir iş birliği olduğunu söyleyemeyiz." dedi.

Bakan Çavuşoğlu, Esed rejiminin Türkiye ile sorunlar başladığı dönemde Salih Müslim'i Kandil'den çağırdığını söyledi.

Çavuşoğlu, şunları anlattı:

"O zamanki başbakan da, Müzakere Yüksek Heyeti'nin bir önceki başkanı, Riyad Hicab. Daha sonra muhalefete geçen Riyad Hicab. 'Beraber, birlikte çağırdık' diyor. Bunu sadece bize söylemiyor, Amerikalılara da söyledi Avrupalılara da söyledi. Esad, Salih Müslim'e Suriyedeki teröristleri toparlayarak Türkiye'ye saldırması talimatı veriyor ya da onu telkin ediyor. Onun için Kandil'den çağırdı. Yani Salih Müslim kandilden çağırılan bir kişi. YPG ve PKK arasında hiçbir farkın olmadığını vurgulamak için bu örneği veriyorum." dedi.

Esed rejiminin o zaman Türkiye'yi düşman gördüğü için bir terör örgütüne sarıldığını ve Türkiye'ye saldırma talimatı verdiğini anlatan Çavuşoğlu, "Ama bugünkü tabloda Rusya'nın ve İran'ın bize söylediği, 'Rejim de YPG'yi terör örgütü olarak görüyor ve onlarla herhangi bir şekilde müzakere etmek istemiyor.'" ifadesini kullandı.

- "Gerekli gördüğümüz zaman ansızın müdahale edebiliriz"

Bakan Çavuşoğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Afrin için "Bir gece ansızın gelebiliriz" sözünün hatırlatılması ve olası operasyonun bölgeyi tümüyle mi, yoksa kısmen mi kapsayacağına ve örgütün Afrin'in rejime devretmiş gibi göstermesinin ya da gerçekten devretmesinin Türkiye'nin operasyon planını engelleyip engellemeyeceği şeklindeki soruya, "Her şeyden önce burada bir devir teslim yok. Zaten şu anda renkli haritaya baktığın zaman kimin nereyi kontrol ettiği belli. Bu tür dedikodular çıkıyor ama, şu anda rejimle YPG'nin arasının iyi olduğunu söyleyemeyiz." yanıtını verdi.

Sahada YPG ile DEAŞ arasındaki mutabakatı hatırlatan Çavuşoğlu, bir yandan da çatışma ortamındaki hayat şartlarının grupları birbiriyle ticaret yapmaya bile zorladığını söyledi. Çavuşoğlu, şöyle devam etti:

"Burada bir devir teslim yoktur, bir. İkincisi, burası bizim için tehdittir. Buradan hem Türkiye'ye yönelik saldırılar, tacizler devam ediyor, hem de Fırat Kalkanı Operasyonu bölgesinde bulunan askerlerimize, güvenlik güçlerimize ve ılımlı muhalefete yönelik tacizler geliyor. Dolayısıyla burası bir tehdit ve burada teröristler var. Elbette siviller ve farklı gruplar da var ama burada bir YPG/PKK mevcudiyeti de var. Buranın mutlaka bunlardan temizlenmesi gerekiyor. O sebeple sayın Cumhurbaşkanımız 'Bir gece ansızın gelebiliriz' dedi. Bu, kuru kuruya söylenmiş bir söz değildir. Bu konudaki çalışmaları askerlerimiz, istihbaratımız, özel harekat hepsi çalışmaları planlamaları yapıyorlar, yaparlar. Dolayısıyla gerekli görüldüğü zaman, uygun bulunduğu zaman ansızın biz buraya müdahale edebiliriz tıpkı Fırat Kalkanı'nda olduğu gibi."

Çavuşoğlu, Suriye ya da Irak'tan, sınırın ötesinden, nereden olursa olsun herhangi bir tehdit geldiği zaman Türkiye'nin uluslararası hukuktan kaynaklanan müdahale hakkı olduğunu kaydetti.

Bakan Çavuşoğlu, Türkiye'nin dış politikasını bazı ülkelerle ilişkiler bağlamında düşünmesi halinde kendine yönelik tehditleri bertaraf etmesinin mümkün olmayacağını belirterek, "Böyle düşünseydik biz Fırat Kalkanı Operasyonu'nu yapamazdık. Bana göre daha önce başlasaydık daha iyi olurdu. Biz Afrin'de olsun Irak'ta olsun başka yerde olsun şu ülke ne der, koalisyon içindekiler ne düşünür, müttefiklerimiz bundan hoşlanır mı hoşlanmaz mı diye düşünürsek olmaz." dedi.

Çavuşoğlu, KKTC'deki son seçimlerin ardından başkanlık seçimlerinin tartışılmaya başlandığını belirterek, "KKTC'de de başkanlık sistemi tartışılıyor. Olabilir. Önemli olan demokrasinin işlemesidir. Önemli olan güçler ayrılığıdır. Biz başkanlık sistemine geçtik. Bunun şimdiden faydasını görüyoruz, gördük." dedi.

Bakan Çavuşoğlu, "Kıbrıs müzakereleri için de veya Kıbrıs'ta atacacağımız adımlar için de bir an önce hükümetin kurulmasında fayda var. Her ne kadar müzakereyi cumhurbaşkanı yürütse de." ifadesini kullandı.

Çavuşoğlu, Kıbrıs müzakereleri sürecinde 2017 yılında Cenevre'de ve temmuz ayında Crass-Montana'da geçen süreçte yürütülen müzakerelerin çerçevesini belirleyen konunun, iki liderin Şubat 2014'te yaptığı ortak açıklama ve BM ile belirlenen parametreler olduğunu belirtti.

Türkiye'nin bu parametrelerle ilgili herhangi bir sorununun olmadığı, KKTC'nin de bu parametreleri kabul ederek müzakerelere başladığını ve Türkiye'nin de destek verdiğini hatırlatan Çavuşoğlu, "Gözlemim şudur ki bu parametrelerle Rum kesimi hiçbir zaman bir çözüme yanaşmayacak yani Rum kesimi herhangi bir iki kesimliliğe dayanan, yani siyasi eşitliğe dayanan bir çözüme yanaşmayacak." ifadelerini kullandı.

Çavuşoğlu, bunun sebebinin Rum kesimin zihninde KKTC'ye göre daha iyi olduğu düşüncesinin yer aldığını belirterek, şunları kaydetti:

"Kuzeye göre daha iyiyiz. Dolayısıyla biz bir devletiz, diyor ve neden biz bu gücü Türklerle paylaşalım. Türklere yönelik zaten düşünceleri ortada. Neden biz yani yönetim gücü bir devletimiz var bunu neden Türklerle paylaşalım. İşte dönüşümlü başkan olacak, neden bir Türk bizim başkanımız olacak, dönüşümlü bile olsa. Bizim ekonomimiz iyi, biz bu ekonomiyi Türklerle niye paylaşalım? Bizim işte şu gibi imkanlarımız var bunları Türklere niye verelim? Anlayış bu. Halktaki anlayış bu, kilisedeki ve siyasi partilerin çoğundaki anlayış bu. Böyle bir durumda Rum kesimi bu parametrelerle hiçbir zaman çözüme yanaşmayacak. Hatta ve hatta son Cenevre'den Ocak 2017'den Temmuz 2017'ye kadar Rum lider Anastasiadis iki kesim ve iki lider arasındaki mutabakatlardan, anlaşılan konulardan geri adım atmaya başladı."

Türkiye'nin tüm samimiyetiyle kalıcı bir çözüm için görüşmelere gittiğini belirten Çavuşoğlu, AB, Birleşmiş Milletler ve gözlemci ülke olarak İngiltere'nin de bunu gördüğüne dikkati çekti.

Çavuşoğlu, "Ertesi gün Hamburg'a gittiğim zaman İngiltere Başbakanı (Theresa) May, (AB Komisyonu Başkanı Jean-Claude) Junker ve diğerleri gelip bize teşekkür ettiler çünkü dürüstçe İngilizler ve AB'nin temsilcileri (AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Federica) Mogherini ve (AB Komisyonu Birinci Başkan Yardımcısı Frans) Timmermans orada Türkler ve Türk tarafı çözüm isteyen taraftı diye anlatmışlar ama bu bizim çözüm isteyen taraf olmamız sonuç getirmiyor. Çünkü müzakere ettiğiniz bir taraf var." dedi.

Söz konusu parametrelerle çözüm olmayacaksa parametrelerin belirlenmesi gerektiğini söyleyen Çavuşoğlu, Türkiye'nin, KKTC ile seçimlerin ardından yeni yol haritasının belirlenmesine ilişkin görüş alışverişinde bulunacağı yönünde mutabakata vardığını kaydetti.

Bu süreçte, KKTC tarafından Türkiye'yi hazmedemeyenlerce Türkiye'yi rahatsız eden bazı açıklamaların yapıldığını belirten Çavuşoğlu, Türkiye'nin KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ile yaptığı toplantıda bir mutabakata varıldığını, seçim sürecinde bir açıklamanın yapılmaması ve seçimlerin ardından neler yapılacağının birlikte kararlaştırılacağı yönünde görüş birliğine varıldığını hatırlattı.

Çavuşoğlu, "Maalesef o süreçte medya ve mülakatlar yoluyla bazı şeyler oldu. Bunları biz doğru bulmuyoruz ama şimdi onları bir kenara bırakalım. Seçimler oldu, hükümet kurulsun, parametrelerin neler olacağını göreceğiz." diye konuştu.

- Türkiye-AB ilişkileri

Bakan Çavuşoğlu, Avrupa Birliği (AB) ile ilişkilerde yaşanan hareketliliği de değerlendirdi.

"Avrupalılara şunu söyledik. Bizimle ilişkilerinizi sağlıklı götürebilmeniz için bizi eşit ortak olarak görmek zorundasınız." diyen Çavuşoğlu, Alman mevkidaşı Sigmar Gabriel ile hemen hemen her gün irtibatta olduğunu söyledi.

Çavuşoğlu, Gabriel'in kendisini Almanya ziyaretinde evinde ağırladığını anımsatarak, Türk kültüründe de yeri olan bu tür davranışlara iki ülke halkının da karşılıklı güven tesis etmek için ihtiyacı olduğunu belirtti.

Bakan Çavuşoğlu, şöyle konuştu:

"Demek ki küçük dokunuşlar adeta olumlu anlamda bir kıvılcım ve pozitif ortam yaratıyor. Bizim buna ihtiyacımız var. Bunu Avrupa'ya yaşayan Türkler de istiyor. Biz de istiyoruz. Bizim bir sorunumuz yok. Bize karşı olumsuz tavır sergilendiği zaman buna da boyun eğmeyeceğimizi Avrupalılar anladılar."

"AB ile ilişkilerimizi karşılıklı saygı ve AB kriterleri çerçevesinde sürdürmek isteriz." diyen Çavuşoğlu, bir fasılın açılması konusunda zorluk varsa onu bir kenara bırakarak, atılacak adımları değerlendirmek gerektiğini vurguladı.

Çavuşoğlu, Gümrük Birliği ve vize serbestisi konularında AB tarafına son önerileri ulaştıracaklarını ifade ederek, "Biz hakkımız olanı isteriz. Hakkımız olmayan konusunda bir talepkar ülke ve millet olmayız. Hakkımız konusunda da haklı talepleri gündeme getirmeye de devam ederiz. Umarım önümüzdeki süreçte daha sağlıklı bir zeminde ilişkilerimizi sürdürürüz." diye konuştu.

Avusturya Dışişleri Bakanı Karin Kneissl'i 25 Ocak'ta eşiyle birlikte Büyükada'da ağırlayacaklarını dile getiren Çavuşoğlu, "Türkiye ile ilişkileri düzeltme konusunda samimi olduğunu hissediyorum. Biz de böyle bir yaklaşım olduğu zaman Avusturya ile ilişkilerimizi neden gergin tutalım?" dedi.

Bakan Çavuşoğlu, Macron yönetiminin Türkiye-AB ilişkilerine yeni bir şekil vermekten söz ettiğinin anımsatılması üzerine, şunları kaydetti:

"Macron'un söylediği şu: 'Avrupalılar ikiyüzlülük yapıyor size. İşin zor kısımlarını medeni bir şekilde söylemiyorlar. Daha sonra bu seçim zamanında Türkiye karşıtlığına dönüşüyor. Dolayısıyla AB üyelik süreciyle ilgili şu anda fasılların açılması da zor. Dolayısıyla illa buna odaklanmayıp ilişkilerimizi diğer alanlarda geliştirelim.' Biz zaten esasen epeyce bir zamandır AB'ye şunu söylüyoruz. Cumhurbaşkanımız, başbakanımız sık sık dillendiriyor. Bizimle ilgili karar vermek istiyorsanız verin. Biz tam üyelik için başvurduk. AB üyeliğine inandığımız için tam üyelik için müzakerelere başladık. Bir anlaşma imzaladık. Ahde vefa var. Dolayısıyla 'Biz illa öyle istemiyoruz, böyle istiyoruz' diyorsanız bir karar verin. Bir 50 yıl daha 30 yıl daha beklenilmesin. Bizim de tahammülümüz kalmadı, milletimizin de tahammülü kalmadı. Herhangi bir detaya girmeden böyle bir açıklama yaptı Macron. Biz de kendilerine bu konuda net olmaları gerektiğini söyledik."

Çavuşoğlu, Yunanistan ile ilişkilere yönelik yaptığı değerlendirmede, Türkiye’nin Yunanistan’ın sınır ve toprak bütünlüğüne yönelik bir tutumu olmadığını, Yunanistan’ın da Türkiye’nin toprak bütünlüğüne saygısı olduğunu anlattı. Lozan Anlaşması'nın güncellenmesi meselesinin, bu yolla Yunanistan’dan daha fazla toprak elde etmek anlamına gelmediğini vurgulayan Çavuşoğlu, burada ada ve adacıklar konusunda görüş ayrılıkları olduğunu belirtti.

Bu konuların nasıl çözüleceği konusunda da birlikte adım atmak gerektiğini ifade eden Çavuşoğlu, AK Parti iktidarları döneminde ve hatta 1998 Kardak Krizi sonrası hiçbir adanın Yunanistan’a verilmediğinin ve işgal edilmediğinin altını çizdi. Çavuşoğlu, bu konuda yapılan suçlamaların art niyetli olduğunu, buna karşılık kendilerinin bu konuda oldukça net olduğunu vurguladı.

Yunanistan ile ihtilaflı konuların nasıl çözüleceğine dair istikşafi görüşmelerin devamı konusunda mutabık kaldıklarını dile getiren Çavuşoğlu, "Yunanistan ile iyi bir dostluğumuz var, komşuyuz. (Yunanistan Dışişleri Bakanı) Kocias’ın söylediği gibi Allah bizi komşu yapmış, başka seçeneğimiz yok. Birçok alanda iş birliğimiz var ve güven artırıcı adımlar da atıyoruz. Ortak çalışmalar da yapıyoruz. Gayri meşru mekanizmayla görüşmelerimizi de sürdürüyoruz. İhtilaflı konularımız da var. Onları da diyalog yoluyla aşmaya çalışıyoruz. Şu anda da pozitif ortamı adada ya da Ege’de bazı olumsuz adımlarla kimse zehirlemeye kalkmasın. Çünkü atılan her adımın bir karşılığı olur." diye konuştu.

- "Tek sorumlu Mesut Barzani"

Bakan Çavuşoğlu, "Türkiye, Irak Kürt Bölgesel Yönetimiyle ilişkileri normalleştirmek için hangi koşulların karşılanmasını bekliyor?" sorusunun yöneltilmesi üzerine, referandum adımının ne kadar yanlış olduğunu yönetimin ve özellikle de Kuzey Irak’taki Kürtlerin gördüğünü ifade etti. Referandum ile Kürtlerin ilave hiçbir hak elde etmediği gibi bugüne kadar defakto kullanılan hakları da kaybettiğinin altını çizen Çavuşoğlu, PKK'nın bile bu ortamdan yararlanarak kanton ilan etmeye kalktığını hatırlattı.

Bunun tek sorumlusunun Mesut Barzani olduğunun altını çizen Çavuşoğlu, şöyle devam etti:

"Bundan sonraki süreçte Bağdat ile Erbil’in anlaşması gerekiyor. Erbil’in Irak Anayasa Mahkemesinin kararlarına uyacağını açıklaması olumlu bir adımdır fakat burada net bir mutabakatın sağlanması gerekiyor. Bunun için biz üzerimize düşeni de yaparız. Erbil’in merkezi hükümetin anayasasına tabi olduğunu net şekilde kabul etmesi gerekiyor ve bundan sonra böyle saçma sapan referandum gibi veya Irak'ın toprak bütünlüğünü tehdit edecek adımlardan da vazgeçmesi gerekiyor. Bir ülkede yaşıyorsanız o ülkenin kanunlarını, anayasasını kabul edersiniz. Zaten o kanunları mecliste siz de kabul ediyorsunuz. Anayasal haklarınız var, bunları da sorun yaratmadan kullanmanız doğaldır. Biz bu anayasal haklar konusunda zaten referandum öncesinde kendilerine destek de verdik.

Bu normalleşme olursa ki biz de buna katkı sağlayabiliriz, bölgesel yönetimden de araya girmemiz konusunda böyle bir talep de var. Büyük olasılıkla 21 Ocak’ta Bağdat’a gideceğiz ve ikili konuların yanında bu konuları da öncelikli olarak görüşeceğiz. Bizim arzumuz bir an önce bu sorunların Irak’ın toprak bütünlüğü çerçevesinde sorunun aşılmasıdır. Böyle bir normalleşme olduktan sonra, Erbil bunları kabul ettikten sonra da Erbil’le bir sıkıntımız olmaz."

Irak'ın Türkiye'nin komşusu ve aynı zamanda kardeşi olduğunu vurgulayan Çavuşoğlu, ülkenin güçlenmesi ve istikrarı için her türlü desteği verdiklerini söyledi.

Bakan Çavuşoğlu, "Tekrar Irak'ın ayağa kalkması için en güçlü desteği Türkiye verecektir. Dolayısıyla ilişkilerimizde Başika'dan dolayı biraz gerginlik oldu, iç politika, değişik dengeler var orada da ama iyiyiz çok daha iyi olacağız. 21 Ocak'ta Bağdat ziyareti yapacağız. 25 Ocak'ta da Avusturya Dışişleri Bakanı ziyaret ediyor." ifadelerini kullandı.

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 10.01.2018 - 13:47 -178-
Bu sayfayı paylaşın :