Türkiye - Hollanda Krizinin Kilidi: Milliyetçilik

-A A +A

Türkiye-Hollanda arasındaki elektriklenme 11 Mart 2017 tarihinde uluslararası bir krize dönüştü. Yaşanan bir takım olaylar sonucunda krizin boyutu, uluslararası diplomatik hakları sabit olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Bakan’ının “Persona Non Grata” yani “istenmeyen kişi” ilan edilerek, sınır dışı etme protokolü uygulanması ile zirveye tırmandı. Bu süreçte Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya; 5 saat gözetim altında tutuldu, korumaları ve danışmanları hatta daha da ileri giderek Türk Konsolos bile gözaltına alınmıştır.

Olayda taraf olmamız hasebiyle genel olarak tek taraflı ele alıyoruz. Asıl sorulması gereken soru şu olmalıydı: “Hollanda birden neden bu kadar değişti?” veya “Hollanda’nın bu süreçteki hedefleri nelerdi?”. Çünkü bu soruların akla gelmesinin nedeni; referandum da “Evet” veya “Hayır” propagandası yapan tarafların geçtiğimiz haftalardaki yaptıkları toplantılara müsaade eden Hollanda, birden uluslararası krizi göze alarak böyle bir infiale sebep olmuştur. “Özgürlükler” ülkesi olan Hollanda en sonuncusu geçen birkaç hafta önce olan, illegal olan terör örgütü PKK gösterilerine müsaade ederken, legal ve demokratik yollarla seçilmiş bir hükümetin bakanına mani olmasının hiç şüphe yok ki bazı gerekçeleri var.

O gerekçelere geçmeden önce vatandaşlarımıza yapılanlara değinmek istiyorum. Özelde “Özgürlükler” ülkesi Hollanda, genelde ise AB üyeleri; Türkiye’deki birçok olayda taraf olmamalarına ve Türkiye’nin iç meselesi olmasına rağmen, eli maşalı bir öğretmen edasıyla çıkıp Türkiye’ye “Demokrasi ve İnsan Hakları” dersi verme cüretinde bulunmuştur. Türkiye’nin güvenlik amacıyla aldığı tedbirleri “Anti-demokratik” bulanlar, ellerinde sadece “BAYRAK” olan insanlara köpekleri ile saldırmayı, atlarıyla insanları ezmeyi kendilerine hak görmüşlerdir. Bu ikircikli yapıyı açıklayan çok güzel bir atasözümüz vardır, atalarımızın da dediği gibi “Ele verir talkını, kendi yutar salkımı”.

Modern anlamda “Milliyetçilik” Fransız İhtilali ile literatüre girmiştir. Zaman zaman Batılı ülkelerde zirve yapmış hatta Dünya Savaşları’nı bile tetiklemiştir. Son zamanlardaki trendlere bakacak olursak “Milliyetçilik” gözle görülür bir şekilde artmaktadır. ABD başkanlık seçimi ve Trump ile başlayan milliyetçiliğin uç boyutu ırkçılığın Avrupa’daki yansımaları merak ile bekleniyordu. Özellikle bu bağlamda 2017 yılı önem arz etmektedir. Almanya, Fransa ve Hollanda gibi ülkelerde kritik seçimler yapılacaktır. AB penceresinden bakacak olursak, AB’den ayrılmayı isteyen aşırı sağ partilerin yükselişi dikkat çekmektedir. Aynı zamanda bu aşırı sağ partilerin başka ortak noktaları ise “Irkçılık, İslamofobi ve Göçmen Karşıtlığı” olarak dikkat çekmektedir.

Hollanda’nın, bu olayda bu kadar hassas davranmasının nedeni bu haftaki seçim sonuçlarından anlaşılmaktadır. Özellikle milliyetçilik kartını oynayan ve buna yönelik söylemlerde bulunan 2 parti seçimde ipi göğüsledikleri görülmektedir. Özellikle Başbakan Mark Rutte’nin partisi oylarını arttırarak birinci parti olmuştur. 2. olan  “Özgürlük Partisi” ise ilk günden beri ırkçılık, islamofobi ve göçmen karşıtlığı üzerine dizayn ettiği politikalar ile göze çarpmaktadır. Trump’a benzer çıkışları ile dikkat çeken Özgürlük Partisi başkanı Geert Wilders, yaptığı ırkçı söylemleri, islamofobik açıklamaları ve göçmen karşıtı propagandaları ile dikkatleri üzerine çekmiştir. Bu politikalar başarılı olmuş olacak ki kurulacak koalisyonda iktidarın en önemli ortağı konumundadır.

Sözün özü, Hollanda hükümeti seçim önce bir kumar oynamıştır ve bu kumardan siyasal başarı ile çıkmıştır. Bu siyasal başarının uluslararası diplomaside geri dönüşünün nasıl olacağını zaman gösterecektir. Bundan sonraki seçimlerde özellikle Almanya başta olmak üzere aşırı sağ partilerin seçim dönemlerinde “Milliyetçilik” kartına başvurmaları olasıdır. Yükselen “Milliyetçilik” trendinden daha birçok partinin çıkar sağlayacağı aşikardır. Partilerin, programları ve yol haritaları dikkatli şekilde incelenmelidir. Bundan sonra hem AB’nin geleceği hem de tek tek ülkelerin geleceği ile ilgili çıkarım yapılırken “Milliyetçilik” olgusu gözden kaçırılmamalıdır. “Milliyetçilik” daha fazla ön plana çıkmaya gebe bir olgudur. Yeni Dünya Düzeni’nde bu olgu daha çok karşımıza çıkacaktır.

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 16.03.2017 - 13:21 -356-
Bu sayfayı paylaşın :