Türkiye Yeniden Yapılanırken Eğitim Felsefesi Ne Olmalıdır?

-A A +A

 

15 Temmuz Darbe Teşebbüsü sonrası iktidar; bir taraftan FETÖ’cüleri devlet kadrolarından tasfiye etmeye çalışırken, diğer taraftan da devletin yeniden yapılanması üzerine çalışmalar yapmaktadır.

FETÖ’nün Heba Ettiği Nesil

Darbe teşebbüsünün elebaşı FETÖ’nün ilk el attığı faaliyet alanının eğitim olduğu dikkate alınırsa, eğitim yapılanmasının ne kadar aciliyet kesbettiği anlaşılmaktadır. Eğitimin trajik yapısından doğan boşluktan yararlanan dini görünümlü bu terör örgütü, bünyesine aldığı memleketin en zeki çocuklarının zihinlerini iğdiş etmiştir. Böylece ülkemizin büyük bir insan potansiyeli ne yazık ki, heba edilmiştir.

Batıcı Eğitim Sisteminin Tahribatı

Diğer yandan Tanzimat’tan bu yana batılılaşma politikaları izleyen iktidarlar, eğitimde de batı tipi eğitim modelini benimsemişlerdir.  Materyalist, pozitivist, makyavelist bu eğitim modeliyle; kendine olan güvenini yitirmiş, iş yapma ve üretim kabiliyetini kaybetmiş, taklitçi, köşe dönmeci, benmerkezci nesiller yetiştirilmiştir. 

Bu eğitim modeli; öz benliğini kaybetmiş, değerlerine bakışı sorunlu, batı değerlerinin savunucusu, kendi medeniyet değerlerine ve milletine yabancı sözde aydın nesillerin yetişmesine neden olmuştur.

Bu eğitim modeli; hem toplumun bakış, perspektif, fikir ve düşünce dünyasının temeli olan itikadi anlayışını tahrip etmiş, hem de değerler manzumesi ahlak yapısını bozmuş, medeniyet değerlerinden koparmıştır.

Buna bağlı olarak en iç acıtıcı durum, eğitim alanında küreselleşmenin de etkisiyle bu baş döndürücü değişime ayak uyduramadığımız gibi hazırlıksız yakalandık. Kendi kadim medeniyetimizin yeniden inşası için gelişen ve değişen dünya ölçeğinde değerlerimizi üretemedik. 

Maddi Kalkınmada Gelişmeyi Sağladık,  
Ama Eğitimde Niteliksel Atılım Yapamadık

Son yıllarda ülke olarakkalkınma, refah düzeyi, ekonomik alanda, maddi anlamda önemli gelişmeler sağlandı. Ancak küresel güçler karşısında ayakta durabilecek, varlığımızı devam ettirebilecek bir aktör olabilmekyeni bir medeniyet inşası için eğitimde, kültürde, sanatta, ahlâkta niteliksel atılımlar yapamadık.

Bu gün yaşadığımız toplumsal anaforun ve 15 Temmuz darbe girişiminin arka plânında bu eğitim sorununun yattığını, bu alanda gözle görülür, elle tutulur bir gelişme sağlanamadığını her kesim kabul etmektedir. Genelde değerler erozyonu yaşandığından şikâyet etmeyen yoktur. Bu nedenle Devleti2023 ve ileriki hedefleri içinde yeniden yapılandırılmasına eğitimden başlanılması iktidarın en acil görevidir.

Değerler Erozyonuna İmam Hatip Liseleri Çözüm Olabilir Mi?

İktidar da bu durumun farkındaMilli değerlere önem veren bir misyona sahip, siyaset anlayışını benimsemiş bulunan iktidar, dindar nesillerin yetişmesi amaçlamaktadır. Bunun için okullarda Kur’an, Siyer, Din kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerini uygulamaya koydu. Yaygın bir şekilde İmam Hatip Liseleri açıyor. Değereler erozyonuna çareyi bu yöntemle çözeceğini düşünüyor. 

Ancak seküler-pozitivist eğitim sisteminin etkisiyle dindarların bile modernitenin tesiri altında ne ölçüde dünyevileştikleri, değerlerinden uzaklaştıkları ortadadır. Mensup olmakla şeref duyduğumuz İslâm’ın yüksek ahlaki değerleri hayata nüfuz etmiyor.

İmam Hatip liselerinin bir çözüm olarak yaygınlaştırılması projesi bir toplumsal talep olarak karşılık bulabilir. Ancak yaygın bir şekilde açılan bu okulları doldurabilmek için nitelik aranmaksızın öğrenci kaydının yapılması, nicelik olarak çoğaltılması, sayıca eksik eğitim kadrosu da nazara alındığında ne kadar derde derman olacağı, soruna çözüm olacağı tartışma götürür.

          Eğitim Sorununu Kökten Çözecek Radikal Kararlara İhtiyaç Var

      1. Eğitimin kendisinin plânlanmasından işe başlamak gerekir.

Bir kere eğitim hem aile, hem de ülke ekonomisini çökerten bir yapıya sahiptir. Elbette ki insana yapılan yatırımın bedeli yüksektir. Bu konuda ne yapılsa azdır. Ancak gerek orta öğretimi, gerekse yükseköğretimi bitiren gençler mezun olduktan sonra; kendisini ayakta tutacak nitelikli bir mesleğe sahip olamadıkları, kendi kendine iş yapabilme güvenleri olmadığı için devlet kapısını zorlamakta,üniversite mezunu işsizler ordusu üretilmektedir.

Dahası meslek liseleri özendirilmediği için lise mezunları da üniversite kapılarında yığılmaktadır. Devlet bu yığılmayı eritebilmek için bütün illere, hatta ilçelere bile üniversite açarak, yatırım yapıyor, bunun için bütçenin yarıdan fazlasını eğitime harcıyor, ancak sonuçta istenen vasıf ve nitelikte insan yetiştirilememektedir.

Eğitim gerçekten aile ekonomisini çökerten bir yapıya sahiptir. Aileler ortalama 20 sene çocuklarının bir üst öğrenim birimini kazanabilmeleri için özel okul, özel öğretmen ve özel kurslarla varını yoğunu harcıyorlar. Öğrenci üniversiteyi bitirdikten sonra ise devlet kapısında iş bulabilmek için KPSS kurs ve sınavlarıyla geçen yılları da cabası.

Devlet işsizliği azaltmak için kadroları zorlayarak gençlere iş imkânı bulunmaya çalışıyor ise de, bu insanların çoğu büro hizmetlerinde çalışmakta, devlete bir katma değer üretememektedirler.

Burada toplumun eğitim seviyesini yükseltmek hedefi güdülerek üniversite mezunlarının sayısını artırmak, insan kalitesini yükseltmek doğru bir karar gibi görünebilir. Ancak bir iş yapabilme becerisini kazanamamış üniversiteli işsizler ordusunun yarın ne gibi sosyal sorunlar yaratacağını tahmin edebilmeliyiz.  

Bu uygulamalar, insanların hayatatılmasını, yuva kurmalarını sürekli tehir etmesine neden olmaktadır. İnsan hayatını sürekli bir erozyona dönüştürmüş durumdadır. Askerliği geciktiriyor, evlenmeyi geciktiriyor. Türkiye’de, bu eğitim ekonomik açıdan evlenmeleri erteleyen, işe girmeyi tehir eden ve  işsizlik üreten bir çarka dönüşmüş durumdadır. 

Çözüm için devletin yapılanmasınaeğitimin plânlanmasından başlanmalıdır.

      2. Mesleki Eğitime Önem Verilmelidir.

İkincisi Mesleki eğitime önem verilmeli, daha zorunlu eğitimin ilk dört yılından sonra öğrenciler hemen mesleğe yönlendirilmeli, bunun için de meslek okulları yaygınlaştırılmalıdır. Bilişimden teknolojiye, terzilikten berberliğe, el sanatlarına kadar ne kadar meslek varsa bunların listesi çıkartılarak mesleki eğitime dâhil edilmelidir. Okul hem hayata, hem geleceğe hazırlamalıdır. Ataların altın bilezik diye değer izafe ettikleri meslek edinme duygusu çocuklarımızda uyandırılmalı, gelecek endişesinden uzak, elinin emeği ile geçinen, başarma iradesine sahip, kendine güvenen nesiller yetiştirilmelidir.

Gelecek endişesi taşıyan, kendine güvenini kaybetmiş, bir iş başarma iradesini yitirmiş, hedefi ve ideali olmayan, hayata boş vermiş insanlara değerler eğitimverebilmek ve bunda başarılı olabilmek imkânı yoktur. Bu nedenle öncelikle eğitimin kendisine, ana konularına önem verilmeli değerler eğitimine saplanıp kalınmamalıdır.

Devlet ihtiyaç duyduğu oranda, gençleri genel liselere ve üniversitelere yönlendirmelidir. Kabiliyet, kapasite ve başarı düzeyi yüksek öğrenciler genel liselerden üniversiteye gitmelidir. Üniversiteler ihtiyaç plânlaması yaparak; nitelikli kariyer sahibi devlet ve bilim adamı yetiştirmelidir. Bunun dışındaki öğrenciler mesleki ve teknik liselerine yönlendirilmelidir.

Eğitimin kültürlü, değerli, ahlaklı insan yetiştirme amacı ile meslek edinme ve beceri alanı,  bir bütün olarak birlikte ele alınmadıkça, problemi daha çok  üretmeye devam ederiz. Eğitimden beklenen şey İnsanı kendi devletine, siyasilerine muhtaçlıktan kurtaran bir sonuç vermesidir. Yani iki ayağı üzerinde durabilen, kendi işini yapabilen, elinden iş gelen, üretim yapabilen bir temel olması gerekir. Hayatını, geleceğini, hükümetlere, siyasetle kamu istihdamına dayamış bir millet olmaktan çıkmak gerekir. 

Ekonomi ve kalkınmanın da eğitimle alakasını kurmak gerekir. Bu noktada ciddi bir sıkıntı var. 80 milyonluk ülkede şu anda kaç berber, demirci, inşaat işçisi ve benzeri mesleklerde insan yetişiyor. Dekorasyon, sıvacı, boyacı, buzdolabı tamircisi, bütün meslekler hepsi okuldan yetişmeli. Okul meslek edindiren bir yerdir. Dindarlığı, ahlakı, manevi değerleri bunun yanı sıra verebilirsek etkili olabilir. Bu yapıyı kurmakla değereler eğitimi amacına ulaşabilir.

      3. Eğiticilerin Eğitimi, Öğretmen Yetiştirme Felsefesi Yeniden Ele Alınmalıdır.

Eğitimde yapılanmanın üçüncü şartı nitelikli öğretmen yetiştirmektir. Zira eğitimde eğiticilerin eğitimi ve yetiştirilmesi de özel öneme haizdir. Öğretmen yetiştirme felsefesi yeniden ele alınmalı, bu mesleği aşkla yapacak öğretmen formasyonuna sahip insanları yetiştirecek eğitim fakülteleri açılmalıdır. Hele bu günlerde FETÖ’cü öğretmenlerin tasfiyesi ile boşalan kadrolar gelişigüzel, niteliksiz insanlarla doldurulmamalıdır. 

Öğretmen seçiminde ve yetiştirilmesinde idealizm, liyakat ve ehliyet gözetilmelidir. Çünkü öğretmenlikmesleğini aşkla yapan ideal insanın işidir. Öğretmenlik sadece öğrenciye bilgi aktarmak değildir, öğretmenlik aynı zamanda mürebbilikmenejerliktirkabiliyetlerin keşfi ile çocukların başarma iradesini canlı tutarak geleceğe hazırlamaktır. Bu ise para karşılığı yapılmaz, fedakârlık ister.

      4. Toplumsal Erozyon Ve Değerler Eğitimi

Değerler eğitimi bu üç konuda şartlar oluşunca netice alıcı olur. 

Öğrenci ihtiyacı ve ilgisi olana yönelir, dini, milli, ahlaki değerlerin kendisi için bir yarar teşkil ettiği ihtiyacıhissettirilmedikçe bu alana ilgi duymaz. O halde ilk ve orta öğretimde Fıkıh bilgisi bir ihtiyaç mıdır? Değerler eğitimi deyince buradan mı başlanmalıdır? Bu iyi düşünülmeli ve planlanmalıdır. Öncelikle çocuğun içinde var olan manevi duygu ve milli heyecan uyandırılmalı, sonra ihtiyaç duyduğu bilgileri öğrenmeye yönlendirilmelidir.

Eğitim aynı zamanda bir şahsiyet inşasıdır. Dini ve milli değerlerin insana şahsiyet kazandıran bir ruh hali olduğunu fark eden insanbu donanıma sahip olduktan sonra fıkhi bilgileri de ihtiyacı oranında kendiliğinden öğrenecektir. Onun için işe bu duyguyu uyandıran mili ve dini ruhu uyandırmaktan başlamak gerekir. 

Devlet, Hükümet makro planda plânlama yapabilir. Ancak kalite ve stratejik planlaması yapılan milli bir eğitim modelini uygulamak ve hayata geçirmek eğitimcilerin çabası ile olur. Bu nedenle eğitimin kalitesini yükseltmek birinci hedef olmalıdır.

 

Etiketler: 

1 Comment

Ülkemizin ve Milletimizin

Ülkemizin ve Milletimizin birinci derece öncelikli meselesine tam da can alıcı noktalardan müdahale eden, yön gösteren ve öneriler yapan bu yaklaşım çok yerinde ve isabetli. Ayrıca Başyazı adı altında bu değerlendirmenin yapılması da tebriğe şayandır. Devamlılıkta hayır vardır.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 22.10.2016 - 11:20 -1,799-
Bu sayfayı paylaşın :