Türkiye'nin büyük günü

-A A +A

Son dönemde olup bitenlere bakınız; ABD sahada sonuç alamıyor. Suriye’de işleri uzattıkça uzattı. PYD ile son taarruzunu yapmak için savaş hazırlığı yapıyor. Musul’u daha bitiremedi, Katar’da istediği gibi sonuç alamadı. Ayrı ayrı denemelerinde Arabistan’ı da, İran’ı da tam olarak avucuna alamadı. ABD’nin bütün bu zafiyet belirtileri Türkiye’yi 15 Temmuz’da elinden kaçırdıktan sonra ortaya çıktı. 15 Temmuz sonrası Trump’ın başa gelmesi ilki olmak üzere, ABD’nin tekeri tersine dönmeye başladı.

ABD DURUYOR İNGİLTERE YÜRÜYOR

Fakat öte yandan İngiltere ne isterse oluyor: “Valilik” dediği Kanada’da yaşayan Tahir-ül Kadri eliyle Pakistan’da iktidarlar değiştiriyor. Kıbrıs,  İsrail veya Katar için söyledikleri hayata geçiyor. Hindistan’ın sınır sorunları o isterse savaş, istemezse barışa dönüşüyor. Kürt Devletinin bağımsızlık referandumuna karşı olduğunu söyleyince sıraya girmiş biçimde önceden destek olan ABD dahil herkes karşı tavra geçiyor… Ama Dünyada bütün bunlar olurken İngiltere’nin adı, esamesi okunmuyor, ortalıkta hiç gözükmüyor. Bütün bunları yapabilen güç, üstelik bir orduya bile sahip değil.

Türkiye’de de İngiltere etkisi çok konuşulmaya başlandı.  Büyükelçi atamalarında İngiltere’ye yakın bazı isimler olduğu iddiası ortaya atıldı. Kabine oluşumunda İngiliz ekolü muhafaza edildi, yorumları yapıldı. Devletin üst bürokrasisinin, özellikle ekonomi, din ve savunma bürokrasisinde yaşanan değişiklikleri İngiltere lobisinin isteği yönünde, İngiltere lehinde gelişmeler olarak yorumlayanlar az sayıda değil. Hatta FETÖ ile mücadeledeki tutarsızlıkları da bu iddiaya dayalı açıklayanlar var:  ABD, Almanya, İngiltere ve İsrail istihbarat servislerinin ortak yapımı olan FETÖ’nün “ABD ve Alman kanatları kırılırken İngiltere ve İsrail kanatları operasyon yemiyor” yorumları bazı çevrelerce gündeme taşınmış durumda. Bütün bunları biz bilemeyiz. Bunlar birer aforizma da olsa, belli ki İngiltere dünya siyasetinde kabul gören ve hemen akla gelen önemli bir aktör durumunda.

KARŞILIKLI AYAR VERMELER

Biz daha önce, yeni dönemde İngiltere’nin Türkiye’ye destek verdiğini, Türkiye için de bunun ‘dönemsel şans’ olduğunu,  Rusya’yı terkine alan İngiltere’nin ABD ve Almanya ile ters düştüğünü, 2025 yılına kadar şekillendireceği Dünya için ‘Yüzyıl Savaşları’nın yenisini, barışa çıkan bütün yolları imha ederek tezgahladığını ve 2020-25 arası yaşanacak savaşlarda ateşe düşecek ülkelerden birinin de Türkiye olacağını yazmıştık. (http://www.osmanarslan.org/15-temmuz-bes-devlet-uc-oyun-bir-darbe-bir-kiyam/)

Batıdaki çatlağın sebebi de bu ayrışmadır: İngiltere, iradesi aleyhine yürüyen ABD’ye 15 Temmuz başarısızlığı üzerine operasyon yaptı, Trump’ı iktidara getiren provakasyonlara imza atarak ABD’nin iç ahenk ve istikrarını bozdu. ABD de İngiltere’ye Londra’da terör olayları çıkması ve seçimlerde zayıf iktidar oluşturacak biçimde müdahaleler yaparak yanıt vermeye çalıştı. Almanya ise Trump politikaları nedeniyle ABD ile, Brexit nedeniyle İngiltere ile cepheleşti. Birliğini kaybettiği gibi iç sorunlar da yaşayan Batı operasyonlarında başarı sağlayamaz oldu. Bunları öngörmüştük. (http://www.osmanarslan.org/dert-katar-katar/)

NİHAİ HESAPLAŞMA İNGİLTERE-TÜRKİYE ARASINDA

Türkiye’nin izlemesi gereken Ortadoğu politikasının İngiltere ile aşık atacağını, gerçekte hesaplaşmanın Türkiye ile İngiltere arasında yaşanacağını görmek gerekir: Yüzyıl önce olduğu gibi haritanın yeniden İngiltere ile belirleneceği aşikardır.

ABD oyuncu, İngiltere oyun kurucu durumundadır. Artık İngiltere daha küçük bir ABD yazıyor yeni yüzyıl planında. ABD’den boşalan yerlerde ise alan kapacak aktörlerin savaşı var sahnede. Türkiye de kendine bir alan istiyor. Bu tür değişimlerin savaşsız olması mümkün değil. O nedenle büyük bir savaş bizi de bekliyor. 

İngiltere bu kadar ‘her yerde’ etkin ise İngiltere’yi tanımak, kodlarını çözümlemek, Türkiye ile ilişkilerini ve bu ilişkinin artellerini bilmek hayati önem taşır.

Bu yazının ana konusu da budur: İngiltere’yi tanımak ve ona göre politika belirlemek.    

Tarih, perdelerin arkasını gösterir. Gerçek her zaman orada beklemektedir.

İKİ İNGİLTERE

İngiliz tarihine baktığımızda, yeknesak olmadığını, iki farklı İngiltere’nin var olduğunu görürüz.

Aslında, Avrupa’nın gerçek ve kadim sahipleri, Grekler(Yunan) ve Latinlerdir (İtalyanlar ve İspanyollar). Bu kadim sahiplerinden alarak Avrupa’yı bölüşenler, 0-500 yılları arasında yaşanan ilk kavimler göçüyle gelenler oldu. Bu akımda, Avrupa’ya İndia(Hindistanlılar)-Germenler(Kuzey Batı Asyalılar) geldiler ve Kıta Avrupası’na yerleştiler. Sonradan İndia-Germenler, Atilla’nın ordularının doğudan gelip baskı yapmasıyla mecburen iki hatta ilerlediler: bir yandan güneye doğru ilerleyip önce Roma’yı böldüler, sonra Batı Roma’yı yıktılar; diğer koldan batıya ilerlediler ve Fransa’yı tutup latinleri İspanya’ya ittiler. Böylece İtalya ve İspanya dışındaki tüm Avrupa kıtası İndia-Germen yerleşimlerine dönüştü.

GÖÇLERİN DÖNÜŞTÜRÜCÜ ETKİSİ

Burada bir saptama yapalım: Avrupa’nın sınırlarından kimliğine kadar tekrar tekrar değiştiren M.Ö. 300’e kadar gelen göçler, ardından 0-500 arası, daha sonra 1200-1600 arası yaşanan göçler; nüfus hareketinin bir istila yöntemi olduğunu Batı’ya çok iyi öğretmiştir. Ortadoğu’da son yaşanan sınır ve kimlik değişimlerinin de nüfus hareketlerine dayandığı aşikardır. Avrupa’nın ‘göç almamak’ için bu acımasız politikası, bu çerçevede anlaşılmalıdır. Bu, beraberinde göç alan ülkelerin nasıl bir gelecek tehdidine maruz bırakıldığına da işaret eder. Son dalgalarda en büyük muhacir nüfusu, 3,5 milyon insanla Suriye’den alan Türkiye, Irak’tan aldıklarıyla birlikte sadece 5 milyon resmi muhacir nüfus taşımaktadır. Bu, Ortadoğu’daki emperyalist politikaların Türkiye üzerindeki uzun vadeli dönüştürücü etkisi, milli kimliğimizi, geleneksel din anlayışımızı ve tarihsel misyonumuzu muhtemel dönüştürücü etkisiyle, varlığımızı tehdit eden geleceğimize kurulmuş bir tuzak olarak görülmelidir. Bu bağlamda, Batı’nın Suriye politikaları, Suriye konusu çözüldüğünde bu kadar göçmen ülkemizde kalmış olursa başarılı olmuş sayılabilir. Kanaatimizce Avrupa’nın nüfus kontrolü için filtraj bölgesi olmak hiç de gerekmiyor.       

AVRUPA’DA FEODALİTE: GOTLAR

Kaldığımız yerden devam edelim. Batı Roma çökünce merkezi otoritenin kalmadığı Avrupa kentlerinde bizdeki beyliklere benzer yapılar oluştu. Feodalite böylece doğdu. Avrupa’ya yayılan İndia-Germenlerin, bu beylikler benzeri kent yapılanmasına ‘Got’lar denir. Gotlar da dayanışma grubu halinde ikiye ayrıldılar: Ostrogotlar (Doğu Gotları/Savaşçı Gotlar) ve Vizigotlar(Batı Gotları/Bilge Gotlar). Bizdeki boy ve aşiret yerleşimlerini bilmek gibi; Gotları bilmeden Avrupa’yı tanımak mümkün değildir.

TÖTONLAR DEVRİ

Bu şekilde Avrupa’ya yayılan İndia-Germen Got’ları; Vandallar, Bombartlar, Anglar, Saksonlar, Danlar, Allemaniler, Franklar… şeklinde sıralanabilir. Bu Gotların toplamına üst başlık olarak “Töton” denir. Bu dönem de Avrupa tarihinde “Tötonlar Dönemi” olarak anılacaktır.

Töton gruplar Avrupa dışına da sıçradılar. Afrika’ya giden Tötonlar, Vandallardı. Britanya adasına gidenler ise Ang’lardı; Angle-terra (Angların toprağı) deyimi böylece doğdu. Britanya’ya ikinci bir grup daha çıktı: Saksonlar, yani Germen grup. Britanya’daki temel yapıyı oluşturanlar işte bu iki Got grubu oldu: Anglar ve Saksonlar.

İNGİLİZLER DOĞUYOR

Öte yandan Britanya boş değildi. Ada’nın gerçek yerlisi Britonlar’dı. Adanın Britanya adı ile anılması, Britonlardan dolayı idi.  Britonlar, ada vatanlarına çıkmalarını güvenlik için istedikleri Ang ve Sakson Gotlarla uzlaşarak, toplumsal bütünleşme içine girip zamanla içlerinde erdiler. Briton, Ang ve Sakson kaynaşmasını ilan eden sözleşme metni de Magna Carta idi. Böylece Britonların adı, adada Britanya şeklinde yaşarken, adada yaşayan halka Anglo-Sakson denildi. Diğer adıyla İngilizler.

Bu kısa ve öz açıklamadan sonra, tarih sahnesine böylece çıkan ve bugün “İngiliz” adı ile bildiğimiz melezleşmeyi tanımlayabiliriz. İki kökü var İngilizlerin:

BARBAR KURTARICILAR BRİTANYA’DA

1-      İngilizler gerek Angıllar, gerekse Saksonlar yoluyla Germenler kökünden gelmektedir. Kuzey Batı Asya topluluklarını oluşturan Normanlar(Norveç), Flemenkler(Hollanda/ Batavi Germenleri), İskandinavlar, Vikingler(İsveç, Danimarka) Germenlik yolla İngiliz ırkının üst ve dominant bağları arasındadır. Germenler, Roma tarafından Avrupalıların topraklarını vahşetle ele geçirmeleri ve katliamlar yapmaları nedeniyle  ‘barbar’ tanımlamasının icat edilmesine neden olan ırktır. Sonradan, bu ‘barbar’ tanımıyla Türkleri yaftaladıklarında, aslında Germen vahşetinin bilinçaltı ayaklanması yaşanmıştı Avrupa’da. Sanıldığı gibi ‘barbar’ kavramı Türkler için söylenmiş bir söz değildi.

2-      İngilizler, Britonlar yoluyla Kelt’lere bağlanmaktadır. Keltler Hindistan’da ortaya çıkmış, sonra göçle Kafkaslara, ardından Kuzey yolunu izleyerek Avrupa’ya ve Ada’ya gelmiş, insanlık tarihine özellikle ziraat alanında önemli katkıları olmuş bir kavimdir.

Keltler, Britanya dışında Anadolu’daki Galatya, Orta Avrupa’daki Galya ve  Britanya’daki Galler’de yoğun olarak yerleştiler. Yöneticileri din adamları (Drüitler) olan bu kültür, Hristiyanlıktaki Tanrı devleti fikrini besleyen, Ortaçağ kilise yönetimini geliştiren kültür damarını da temsil eder.

Batı dillerinin Hint-Avrupa dilleri olarak gelişmesi de bu kadim birlikteliğin bir başka yansımasıdır.

İngilizlerin Hindistan’a ilgisinin bu kadim kültürel bağını görmekte de ayrıca fayda vardır. Briton adını alan bu Kelt topluluğu, aslında adalarını korumak için Angıl ve Saksonları davet etmişlerdi.

Öte yandan İrlanda bölgesinde de Kelt kabileleri vardı. Onlar Angıl ve Saksonları kabul etmediler. Adalarına çıkma taleplerine de direndiler, zorla gelmek istediklerinde de Anglo-Sakson akınlarını püskürttüler, adalarına sokmadılar. Onlara, Britanya’ya yerleşen Anglar, İrlanda(Öfkelilerin ülkesi) diyecektir.

TESADÜF DİYE BİR ŞEY YOK

Görüldüğü gibi İngiliz Milletinin oluşumu analiz edildiğinde; İngiltere’nin bugün ağır gölgesinin olduğu Rusya, Kuzey Denizi Ülkeleri, Batı Avrupa, Hindistan ve Afrika’nın belli bölgelerinin nasıl kadim şekilde etno-kültürel bağlarla Britanya adasıyla tarihsel bağlarının olduğu anlaşılmaktadır. Hiçbir şeyin tesadüf olmadığını anlamaya bu özet bilgi yeter sanırız.

Bu, işin etnik ve kültürel açıdan tanımaya yönelik kısmıydı. Dini açıdan da kısaca anlatılmasında yarar olacaktır.

İNGİLTERE DOĞARKEN YAŞANAN TALİHSİZLİK

İngiltere tarihinde üzücü bir kırılma noktası vardır: İngiltere’de kurulan Mercia Krallığı döneminde Kral Offa İngiliz Birliği’ni sağladığında, bir din de seçerek birliği perçinlemek, Britanya birliğini sağlamlaştırmak istedi. Bu amaçla yaptığı araştırma sonucunda Kral Offa, İslam dinini beğendi.

770 yılında Bağdat’taki Halife’ye, kendilerinin de putperest olmadığını belirterek “Bize elçiler gönderin, dininizi bize öğretsinler” dediği bir talep mektubu gönderdi. O dönemde Bağdat’ta Halife, Mansur’du. Brahmanizmin Sindhind Astronomisi ile ilgilenen İslam bilginlerinin Hindistan’da cazibesinin zirve yaptığı bu dönemde İndio bağlantılı Britanya’dan bu mektubun gelmesi tesadüf olmasa gerektir! Fakat, bu istekli davete Halife Mansur cevap vermedi. Belki de İngiliz oyunları elinde asırlardır kan ağlayan İslam coğrafyalarının kahredici çilesinin müsebbibi bir ‘ilk günah’ aranacaksa bu, Halife Mansur’un tebliğ çağrısına bu bigâne duruşu, Hindistan varken Britanya’yı küçümsemiş olması olmalıdır.

DİN ADAMI İSTEYENE PARA GÖNDEREN HALİFE!

Oysa aynı tarihlerde Papa elçi üstüne elçi, incil üstüne incil gönderiyordu Kral Offa’ya. Halife’nin, bu mektuba cevabı, elçi ve tebliğciler göndermek değil, para göndermek oldu.

İlk İngiliz Birliğinin Kralı Offa, Halife’nin gönderdiği bu parayı da çok önemsedi. Başımızın belası olacak İngiliz parasını Offa, Halife’nin parasını taklit ederek icat edecektir. Offa, bunu örnek alarak altından para bastı. Üzerinde “La ilahe İllallah” yazan bu Offa Parası bile İslam eğilimini görüp Halife’nin harekete geçmesini sağlamadı. Üzerinde kelime-i tevhid yazan ilk İngiliz parası halen müzelerde sergilenmektedir. İslam ile İngilizlerin kurulamayan bağının böyle bir fırsatı tepen, ‘boşvermiş’ Mansur’a dayanan öyküsü vardır. İngiltere, böylece Avrupa’daki soydaşlarının tercihinin de etkisi ile Hristiyanlığın yeni kalesi oldu.

YENİ İNGİLTERE DE İKİLİDİR

 İlerleyen yüzyıllarda hanedanlıklar ile süren İngiltere hükümetleri Lengester ve York savaşları sonrasında kurulan Tudor Hanedanlığı döneminde, bugünkü gördüğümüz İngiltere halini almıştır. Yeni oluşan devlette aynı iki köken etkilidir; sadece sülalelerin adları değişmiştir: Stuartların(Anglar) ile Hannoverler (Sakson) mücadelesine dönüşen çağdaş İngiltere’nin tarihi, böylece başlamıştır.

İşte, söze girerken aktardığımız iki İngiltere, halen mücadeleleri süren bu iki sülaledir: Hannoverler ve Stuartlar. Halen iktidar mücadelesinin çekişen aktörleri, fark edebilen gözler tarafından görülebilen bu sülalelerdir.

İNGİLTERE TÜRKİYE İLİŞKİSİNİN ARKA PLANI

Etnik ve dini kimlik analizi tarihsel arka planı ile böyle özetlenebilecek İngiltere’nin bu çeşitliliğinin içine ‘sızan’ bir başka kimlik, hem siyaseten bugünkü etkisini, hem de Türkiye ile ilişkilerini temellendirecektir. Bunlar Yahudilerdir.

Yahudilerin ve İngiltere’ye gelişlerinin öyküsünü yeniden yazmaya gerek duymuyoruz. Bu konudaki makalemiz konuyu özetlemektedir. ( http://www.osmanarslan.org/efendilerin-savasi/ ) Bu analize göre içinde bulunduğumuz dönemde İkinci Dünya Savaşı ile kontrol tamamen ele alan Eşkanazi Yahudileri İngiltere’de etkindir. Eşkanazi Yahudilerinin rakipleri olan Sefarad Yahudilerinin üssü günümüz için Almanya ise de tarihen çıkış noktası Türkiye’dir. İşte İngiltere ile bağımız Türklerin irtibatı bu Yahudiler üzerinden kurulacaktır.

TÜRK-İNGİLİZ İRTİBATI

Şimdi bu irtibata ayrıca bakalım:

Dönmeler deyince bizdeki sabetayistler anlaşılır. Halbuki tüm dünyada dönmeler vardır. Kripto kavramını literatüre kazandıranlar da işte bu ‘dönme’lerdir.

Yahudiler dağılmalarını Tora’nın emri sayarlar. Birgün toplanacaklarına da inanırlar. O nedenle sürgünlere boyun büker, beklenen kaderlerini kabullenirler. Babil Kralı Nabukkadnezar’ın sürgünü, Asur Kralı Sargon’un sürgünleri sonrası yaşadıkları Roma sürgünü, İspanyolların sürgünü, Kafkas Sürgünü gibi trajediler onlara kendilerini gizlemeyi bir inanç unsuru yaptı. Ve nihayet Osmanlı sürgünü döneminde Türk dönmeler ortaya çıktı.

ŞAHİ TOP URBAN USTA

“Arafın Ricalleri” zamanında Yahudilerle Tuva Türkleri arasındaki temas ihmal edilirse Yahudilerle ilk ilgilenen padişah Fatih Sultan Mehmet’ti. Fatih,İstanbul surlarını yıkmak için özel bir top projesi çizmiş, bu hayalini hayata geçirebilecek usta bulamıyorken Yahudi asıllı Macar top ustası Urban’ı tespit etmişti. Onların kripto Yahudiler olduğu söylenir. Fatih’in Şâhî toplarını işte bu Yahudi döküm ustası yaptı.

Endülüs yıkıldığında altında kalan Kabbalacı Yahudiler’e, Beni Ahmer’ler gibi davranmadı Hristiyan İspanyollar. Yahudilere ya ölün, ya göçün, ya da Hristiyan olun dediler. Endülüs gibi Müslüman olan Osmanlı’ya başvuruları akıllıcaydı: Osmanlı onları kabul ederek İzmir, Edirne, İstanbul ve Selanik’e yerleştirdi.

HER YERDE AYNI KADER

Osmanlı, maliyesini onların üzerine kurdu. Osmanlının Tüccarları oldular. İskanlarından yüz yıl sonra Osmanlı Yahudilerinin ulaştığı zenginlik küresel boyuta varmıştı. Her toplumda sıfırdan başlayıp herkesten zengin olan bu sermayedar Yahudi gruplar, faydalandıkları ülkeleri umursamadan sadece kendilerine çalışınca rahatsızlık verdikleri için hep sürgünler ve düşmanlıklar gördüler.

Osmanlıda da beklenen benzer tepki 1603 yılında Sultan 1. Ahmet zamanında geldi. Devlet, bu ‘sermayeci’ Yahudileri ‘sakıncalı piyade’ ilan etti ve belli olmaları için “sarı giyme” zorunluluğu getirdi. İleride İstanbul için bu renk “kırmızı”ya dönüşecek, “Benim Adım Kırmızı” demelerine neden olacaktır. Sarı ve Kırmızı’yı, Osmanlı’da gördükleri bu muamelenin ve kimliklerinin gizli işareti olarak hep kullanacaklardır.

İNGİLTERE: EN BÜYÜK İSLAM GÜCÜ(!)

İsrailoğulları’nın en bilmediği iş savaştır. Onun için hep kendileri hesabına savaşacak güçler ararlar. Bugün İngiltere, İsviçre ve Hollanda gibi ordusu olmayan devletlere dikkat etmek gerekir. Bugün için İngiltere’nin yeryüzünde harekete geçirebileceği ülkelerin askeri gücünün 4 milyon olduğu, bunların sadece Müslüman olanlarının 700 bin askeri bulduğunu düşünürsek, “Milletler senin emrinde olacak, senin için savaşacak” Tevrat ayetini yorumlayabiliriz. 700 bin kişilik Müslüman aktif asker gücü, İngiltere’yi Dünya’nın en büyük İslam ordusunun sahibi yapar!

Kaldığımız yere dönersek, işte, Osmanlı’da da baskı görmeye başlayan Yahudiler, kurtarıcı beklerken Sabatay Sevi (Smon Zıvi) beklenen mehdi olarak ortaya çıkar. 1648 Batı Avrupa Yahudi hareketlenmesi (Eşkanazi) İspanyadan yürüyenler ve Osmanlıdakiler (Sefaradlar) iki Yahudi grubu da canlandırdı. Siyaseten hareketlenen Yahudiler, finanse ettikleri Cromwell ihtilali ile İngiltere’yi ele geçirdiler. Ondan sonra Kralı tekrar getiren de bu burjuvaziyi oluşturan bu Yahudiler, arkasından yeniden değişimleri yürütenler de yine bu Yahudiler(1650) oldu hep.

CROMWELL SONRASI YAHUDİ İKTİDARI

Cromwell ihtilali sonrasında İngiltere’ye dünyadan yoğun bir Yahudi akımı gerçekleşti. Özellikle Safarad’lar, yani Osmanlı’dakiler. İngiltere ile eş zamanlı olarak 1666 Sebatay Sevi olayları yaşandı, on yıl sonra Sabetay Sevi ölünce Sevi’nin adamları İngiltere’ye gittiler. Yani Osmanlı’nın ticaret ve maliye hayatının kritik konumlarından kalkıp İngiltere’nin damarlarına, orada kolonileşmiş kardeşlerinin yanına gittiler Yahudiler.

Dünya’nın süper gücünün mali kaynakları, sır bilgileri ve ekonomisine vakıf olan bir grup artık İngiltere’de idi. İşte, Osmanlı Devleti ve halkı içindeki kardeşleri ile irtibatlı olarak sürekli bilgi, plan ve hedef güncellemesi yaparak sürekli İngiltere’de bir ‘Osmanlı Labaratuvarı’ olarak çalışanlar bunlar olacaktır. İngiltere’nin Ortadoğu, Balkanlar ve Anadolu’daki gücü böylece oluştu.

SABETAYCILAR: İNGİLTERE-TÜRKİYE DERİN HATTI

İngiliz-Osmanlı derin devlet hattı böylece, Sefaradlar aracılığı ile kurulmuş oldu. Selanik’te Müslüman gibi yaşayan ama gerçekte Yahudi olan dönmelerin hayatiyetine Osmanlı hiçbir zaman dokunmadı. Galata’da etkili olup finans piyasasını tuttular. Osmanlı Bankası’nın kurulmasında rol aldılar. Batıcılık hareketlerini desteklediler. Tanzimat Fermanı ile birlikte muhalif rolde aktif siyasete girdiler. Genç Osmanlılar ve Jön Türklerin omurgasında onlar vardı.

‘Osmanlı’nın Cromwell hareketi olacak’ dedikleri Meşrutiyetçiliği Padişah’a karşı yürüttüler. Mason localarını kuranlar da bunlardı, Selanik merkezli Rizorto Locası’nı kuranlar da. İttihat ve Terakki Partisi’nin kuran, II. Abdulhamit’i hal eden ve meşrutiyet için isyan çıkartan, Osmanlıyı yıkan işte bu locaydı. Ünlü Siyonist Emmanuel Karasso bu locanın başkanıydı. Bu locaya üye olan, Hüseyin Avni Paşa’dan, Musatafa Reşit Paşa’ya, Cemal Paşa’dan Mithat Paşa’ya kadar Osmanlı liderleri artık ellerindeydi. Bu süreçler İngiltere’ye konuşlanmış, Osmanlı’dan göçen dönme (Sabetaycı)ların kurduğu hat üzerinden yürüyordu. Kaoparılmadığı sürece asla bağımsızlıktan söz edemeyeceğimiz bu hattı görebiliyor muyuz?

TABANI OLMASA DA SADIKLAR İKTİDARA

Maliyedeki güçlerini hiç elden bırakmadılar, önce Osmanlı elitlerini belirlediler, sonra Osmanlı yöneticilerini, onlara yabancı okullar için izin çıkarttılar, yetiştirdikleri gençleri halkı bölmek ve iç savaş çıkarmak için kullandılar ve bir yüz elli yıl içinde imparatorluğu çökerttiler. 

Yirmisekiz Mehmet Çelebinin getirdiği ilk Türk matbaasını Avrupa’da yapanlar da ülkeye getiren İbrahim Müteferrika da hem Hungaro (Macar) hem Yahudi idi.

Birinci Dünya Savaşının galipleri Osmanlı derin devletine el attılar. Sayıca en az olsa da kendilerine en sadık olanlar iktidarda olacaktı. Örneğin Esed Nusayri idi, ama  iktidarda kalmalıydı. Irak, Mısır, Türkiye’de hep bu nitelikte azınlıklar devletleri tuttular. Bunu devletlerin içine yerleştirdikleri derin devlet denilen ‘kontrgerilla’  aracılığı ile yürüttüler.

LOZAN’IN YÜZÜNCÜ YILIYLA DEĞİŞENLER

 Şimdilerde reddedilmekle birlikte Cumhuriyet kurulurken Lozan’da bir yüz yıllık süre verildiği iddiası, yüzüncü yıla giderken meydana gelen Lozan’ı yenilemek anlamına gelecek değişimlerle, gerçekte desteklenmektedir. Dikkat edenlerimiz vardır: Yahudi sermayesi bir süredir ülkeyi terk diyor. Çünkü kontrolü sağladıkları derin devlet tamamen ellerinden çıkmasa da mutlak kontrolü kaybettiler. Artık güvenli liman değil onların gayrı meşru kazançlarını kurgulamaları için Türkiye.

Bugün İngiltere İle birlikte hareket ediyor görünebiliriz. Bu, bizim açımızdan mecburiyet, İngiltere bakımından ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır. Dünyayı şekillendiren görünmez el İngiltere’dedir ve bölgemizde, bizi rahatsız eden gelişmelerin ardında gerçekte İngiltere vardır. Öyleyse kaçınılmaz olarak karşımızda duran güç, İngiltere’dir.

SELANİK DENEYİMİ!

Yüzyıl öncesinde de öyleydi. Önce Balkanları, Sonra Ortadoğu ve Afrika’yı ve nihayet Anadolu’yu şekillendirmişlerdi. Sadece Anadolu, kurtuluş savaşı ile planladıklarından büyük kaldı. Belki de şansımızda, İngiliz devletinin damarlarında duran, anlattığımız Selanikli dönmelerin Müslüman olsa da hemşerisi olduğu için ‘dillerini anlayabilecek’ birisinin öncülüğünde yürümemizin bir payı da olmuş olabilir.

OSMANLI’YI YIKAN KRİPTOLAR

Bütün bu anlatımlar, İngiliz siyasetinin nasıl değişik görünümlü ve çeşitli olabileceğini, nerelerde hangi kisveler altında, ne gibi yöntemlerle var olabileceğini az çok işaretlenmiş olmalıdır.

Bugün FETÖ ile mücadele ederken ‘kripto’lardan çok çekiyoruz! FETÖ kriptoları eliyle Türkiye Cumhuriyetini yıkmalarına ramak kalmıştı. Halbuki ‘Selanik dönmeleri’ Osmanlı’nın kriptoları idi ve onlar eliyle imparatorluğumuz önce içten yıkılmıştı.

DÜNYAYI YÖNETEN KRİPTO DEVLET

İngiltere bunu yöntem edinmiştir. Eğer FETÖ(vari örgütler) devlet olsa idi, tam da İngiltere olurdu!

ABD öcüsünden kaçayım derken içine çekildiğimiz –iddia edilen- İngiltere, dostluğu düşmanlığından tehlikeli bir kripto devlettir.

Kırgızistan’ı FETÖ’nün, Pakistan’ı Kadri’nin kripto örgütlerinin ele geçirmiş, yönettiği anlatılıyor gazetelerde. O ne ki, dünyayı bir kripto devlet yönetiyor.

Türkiye olarak karşı karşıya olduğumuz tehlikeyi görebiliyor muyuz?! Bu, belki de tarihimizin en zor mücadelesidir.

Uyanık olalım, küresel ahtapotun kollarından kaçarken göbeğine doğru gitmeyelim!

Bütün bu analizlere, genel kültür olsun diye değil; bize bilinçli politikalar üretmek için yol gösterir diye gerek gördük.

BİLİNÇLİ POLİTİKALAR GEREKLİ

Örneğin, iki sülalenin; Hannoverlerin ve Stuartların dayanışmasını bir kamplaşmaya çevirmek, hatta karşılaştırma ve çatışma doğurmak Türklerle Kürtlerin kapışmasının tahribatından daha az zarar vermez İngiltere’ye. Bilgi, bu işe yarar. Nereye basmak gerektiğini onlar biliyor, biz bilmiyoruz demek ki.

Yine örneğin, aktardığımız İngiltere-Türkiye derin irtibat hattını nasıl ki İngiltere kendi lehine kullanıyor; aynı şekilde o hattı Türkiye kendi çıkarına kullanma becerisini gösterebilirse, sadece kendi geleceğine kurulan tuzakları bozmakla kalmayıp, tüm dünyaya yön verebilir! Hazır kurulu sistem, mekanizma var çünkü!

Üstelik İngiltere ile ilişki içinde olup, aramızdaki kripto hattına bu derecede sahip tek bağımsız ülke olmamız, sadece yıkılmamız için tek yönlü değil, belki ve yeterince başarılı bir planlama ile ‘yıkmamız’ için de, tersine bir imkan olabilir!

Her şey, sağlam tespit ve analizlere dayalı, hedefi konusunda bilinçli, üstün özverili ve üstün liyakatli yöneticilerin stratejik düşünen, gelecek yüz yıla kadar alternatifli planlar üretmiş, hükümetler üstü politikaları dirayetli ve başarılı icralarla hayata geçirmesine kalmış.

Haritalar çizilirken, karşısında kendisine zarar veremeyecek bir Türkiye gördüğünde İngiltere, bize hiç şans vermeyecektir.

‘Türkiye’nin büyük günü’ 2025 sularına denk geleceğini tahmin ettiğimiz İngiltere’yle masaya oturduğu o gün olacaktır. Yüzyıl önce olduğu gibi.

Belki de yaşadığımız her şey o gün masanın Türkiye tarafında oturanların ‘milli’ olmamasını sağlamak içindir. Referandum o nedenle çok önemliydi, yüzyıllık geleceğimizin kararını verdik. 2019 seçimleri çok önemli, o masaya ülkemizi kimin götüreceğini belirleyeceğiz. 

Elbette saymakla bitmeyecek kadar oyunlar çeşitli, tuzaklar hesapsız, düşman zorlu…

Fakat Türkiye küçük bir ülke değil.

Ve kuşkusuz, tek güvencemiz Allah büyüktür.

Kategori: 

1 Comment

Devletler oyununda oyunlara

Devletler oyununda oyunlara gelen iken oyunbozan devlet olduk. Olmamız gereken ise oyunkuran devlet olmak. Bunu başarmak için önce güçlü bir birliktelik sonra güçlü bir ekonomi gerekir. Milletimize inançlarımız doğrultusunda bir eğitim ve her halükârda yürüyebileceği bir yol haritası verilmesi gerekir. İ'layı kelimetullahın icracısı olmaya millet olarak layık ve muvavfak oluruz inşallah.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 27.08.2017 - 09:28 -562-
Bu sayfayı paylaşın :