+A A -A

Türkiye’ye gizli savaşa koşan düşmana bu seçimin dur demesi için ne lazım?

-A A +A

Hz. Peygamber Hayber’in fethi için şöyle buyurmuş: “Yarın Hayber’i  fethetmek  için, sancağı (kumandayı) öyle bir zata vereceğim ki, o, Allah’ı ve Elçisini hakkıyla sever, Allah ve Resulü de onu sever.” Ve Hz. Ali’yi Seçmiş. Biz bugün önümüzdeki seçimlerde Hz. Ali gibi Allah’ın ve Peygamberinin sevgilisi öyle inanmış insanları elbette bulamayız, ama hiç değilse onun izinden gitmeğe çalışanları bulalım! Öyle değil mi?

Allah’ın yardım ettiği has
kullarından nasıl
olabiliriz?

Türkiye düşmanlarının ülkemize karşı yoğun bir gizli savaşa girdiği bir zamanda memleketimizde çok yakında bir seçim için karar alındı.

Böyle kritik bir zamanda erken seçim kararının alınmasını nasıl değerlendirmek gerekir?

Önce önümüzdeki bu önemli olayın iyi sonuçlar vermesi için hep birlikte dua edelim ve bu olayda seçilecek yöneticilerin iyi ve hayırlı insanlar olmasını Allah’dan dileyelim ve konumuzu kökten değerlendirmeye çalışalım:

Hz. Peygamber zamanında Hayber kalesini kuşatan İslam ordusuna kumandan tayin edilecektir. Allah’ın Elçisi “Yarın Hayber’in fethi için, sancağı (kumandayı) öyle bir zata vereceğim ki, o, Allah’ı ve Elçisini hakkıyla sever, Allah ve Resulü de onu sever…” buyurmuş.

Herkesin, sancağı kendisine versin diye Efendimiz’in gözüne girebilmek için can attığı o gün, Hz. Peygamber Hz. Ali’yi çağırmış ve sancağı ona vermiş. [1]

Allahü Teala’nın (CC) sevdiği kullarından olabilme yarışına katılabilmek ne büyük bir fazilettir!

Kur’an-ı Kerim’in “Allah onları sever, onlar da Allah’ı sever” [2] buyurduğu insanlardan olabilmek, “Allah’ın veli kullarına hiçbir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır[3] müjdesine layık olabilmek ne yüce bir mertebedir!

İnsan, böyle bir ulvi yarışın içerisinde yer almıyorsa, böyle bir fazilete erişebilmek için çabalamıyor ve  koşturmuyorsa, geçirdiği ömrün, sahip olduğu zenginliklerin, güzelliklerin, malın-mülkün, makam ve mevkiin, gücün, başarının, gelişmenin, zevkin ve lezzetin ne önemi, ne değeri olabilir!

ALLAH’IN SEVDİĞİ KULLARINDAN
OLMANIN TEMEL ŞARTLARI

Hz. Peygamber’in haber verdiği, Allah’ın şu sevgili kullarından olmayı kim istemez: “Yüce Allah, bir kulu sevdiği zaman, Cebrail’e ‘Ben Filan kimseyi seviyorum’ buyurur. Cebrail de gök halkına (meleklere) ‘Yüce Allah , filan kimseyi seviyor’ diyerek seslenir. Melekler de, o insanı severler. O kul için yeryüzüne sevgi indirirler...” [4]

Allah’ın sevdiği kullarını seven melekler, Yüce Allah’ın emriyle o kullara yardım da ederler ve hatta savaşlarda bile düşmanlara karşı onlarla birlikte harp ederler: Nitekim Bedir Savaşı’nda, Uhut’ta, Hendek’te, Yüce Allah’ın sevdiği kullarından meydana gelen Peygamber Ordusu’nda, Cenabı Allah’ın emriyle meleklerden ordular da hazır bulunmuş ve müşriklere karşı savaşmışlardı. Kur’an-ı Kerim bu ilahi yardımlarla ilgili olarak şöyle buyurur:

“Hatırlayın ki, siz Rabbinizden yardım istiyordunuz da “Ben peşpeşe gelen bin melek ile size yardım edeceğim” diyerek duanızı kabul buyurmuştu.” [5]

“Andolsun, sizler güçsüz olduğunuz halde Allah, Bedir’de size yardım etmişti. Öyle ise Allah’tan sakının ki, O’na şükretmiş olasınız. O zaman sen müminlere şöyle diyordun: İndirilen üç bin melekle Rabbinizin sizi teyid etmesi, sizin için yeterli değil midir?” [6]

Hendek savaşı sona erdiğinde, melek ordusuyla birlikte Peygamber ordusunun yanında müşriklere karşı savaşan Vahiy meleği Cebrail (AS), miğferini ve silahlarını çıkarmak üzere olan Peygamberimiz’e at üstünde gözükerek “Biz (melekler) daha miğferlerimizi ve silahlarımızı çıkarmadık” diyerek savaşın devam ettiğini ifade ile Mekkeli müşrik ordularının işbirlikçisi Yahudi Kurayza Kabilesi’ni işaret etmiştir. Bunun üzerine Allah’ın Resulü, hemen hareket emrini vermiş ve “İkindi namazlarını Kurayza’da kılacağız” buyurmuştur.

Allah’ın sevdiği kullarına meleklerle yardımı sadece Peygamber ordusunda değil, İslam tarihi boyunca, Yüce Allah’ın sevdiği konumda hareket eden bütün İslam ordularının savaşlarında gerçekleşmiştir. Yüce Allah’ın sevdiği kullarıyla ilgili şu müjdesi kıyamete kadar bakidir:

YÜCE ALLAH, SEVDİĞİ KULLARINA
DÜŞMAN OLANLARLA HARP EDER

“Kim benim veli kullarımdan birine düşmanlık ederse, ona harp ilan ederim. (…) Kulumu sevdiğim zaman, onun işiten kulağı, gören gözü,, tutan eli, yürüğen ayağı olurum. Benden dilerse ona veririm., Bana sığınırsa onu elbette korurum.”  [7]

Cenabı Allah bir kulunu sevdi mi, artık o kuluna vekil olur. Onun düşmanlarına düşman olur ve onlarla harp eder. Kulunun yerine O görüverir, O işitiverir, O tutuverir, O yürüverir. Yüce Allah’ın yardımıyla o kula uzaklar yakın, ağırlar hafif olur. Zorluklar kolaylaşır, en aşılmaz duvarlar, engeller aşılır hale geliverir.

Allah’ın kudretinin yetmeyeceği hiçbir şey düşünülemeyeceğine göre, O’nun yardımı sayesinde sevgili kulları için de olmayacak ve üstesinden gelinemeyecek hiçbir şey yok demektir. Allahü Teala, “ol” dedi mi, sevdiği kulları için, en imkansız olan şeyleri bile mümkün hale getiriverir. Allah’ın sevdiği kulları olan velilerin kendi iradeleri ve tercihleri olmadan zor durumlarda kaldıklarında Rab’lerinin kendilerine ikramı olan “kerametleri” (olağanüstü halleri) , “meunet” denilen yardımları böyledir.

Bu durumda günümüzde, İslam düşmanlarının top yekün savaş açtıkları İslam dünyasının düştüğü zillet ve yenilgilerde temel sorunun ne olduğu böylece ortaya çıkmış oluyor: Yüce Allah’ın sevdiği, yardım ettiği ve koruduğu bir konumda olamamak!..

“ALLAH KİMİ DİLERSE, ONU
YÜCELTİR VE SEÇKİN YAPAR”

Allah’ın bir kulu sevmesi kendi iradesinde ve tasarrufunda olan, kendi rahmetine bağlı bir olaydır. Nitekim Rabbimiz “Biz kimi dilersek, onu derece derece yükseltiriz.” [8] buyurmuştur. Yine “Yüce Allah, rahmetiyle dilediğini seçkin kullarından yapar.” [9]

Ama kula düşen, Yüce Allah’ı çok sevmek ve O’na yakınlaşmağa çalışmaktır. Allah’ı çok sevmek ise bir gönül işidir, Aşk meselesidir. İnsanın, yüreğini Allah’a bağlaması, tüm kişiliğini ve hayatını Rabbine adaması olayıdır. Herşeyde, kendisini Allah’a yakınlaştıracak vesileler aramasıdır. Nitekim “Ey iman edenler Allah’tan korkun ve O’na yakınlaşmağa vesile arayın!”[10] buyurulmuştur.

Aslında Yüce Allah insana çok yakındır.“Biz (Allah) insana şah damarından daha yakınız.” [11]

“Bilin ki, Allah şüphesiz kişiyle kalbi arasına girer.” [12]

“Kullarım beni sorduklarında söyle ki, ben onlara çok yakınım” [13] ayetleri bunu vurgulamaktadır.

Yüce Allah insana çok yakındır. Ama kul Allah’a yakın değilse, yakın olmağa çalışmıyorsa sorun burada başlar. Bu durumda insan kendini Allah yolundan uzaklaşan ve Rabbinin sevdiği kul olmaktan ayrılan bir yolda bulur. Allah’ın sevdiği kul olmadığı için de, O’nun yardımından ve korumasından mahrum kalır.

Müslüman her an “Rabbime nasıl yakın olabilirim, nasıl O’nun sevdiği kullarından olabilirim” diye düşünmeli ve  hayata hep bu açıdan bakmalıdır. Alınan her bir nefes ve soluk, atılan her bir adım ve yöneliş, harcanan her bir mal, her bir kuvvet, insan ömrünün acı-tatlı her bir tecellisi, Allah’a yakınlaşabilmeğe vesile olmalıdır, fırsat olmalıdır.

Unutmamalıdır ki, Müslüman Allah’a ne kadar yakın olmağa çalışırsa, Yüce Allah, rahmetiyle ve yardımıyla ona daha çok yakın olacaktır. Nitekim Rabbimiz şöyle buyurmuştur: “Kulum beni zikrettiğinde  Ben onunlayım. O Bana bir karış yaklaşırsa, Ben ona bir arşın yaklaşırım. Bir arşın yaklaşırsa, Ben bir kulaç yaklaşırım. Kulum Bana yürüyerek gelirse, Ben ona koşarak varırım.” [14]

Allah’a böyle yakın/sevgili kullarından olma yarışına biz de katılamaz mıyız?

ALLAH’IN SEVDİĞİ KONUMDA
OLMAMANIN PRATİK GÖSTERGESİ

Kur’an-ı Kerim’de şöyle bir ayet vardır:

“İnsanlardan kimileri vardır ki, Allah’tan başkalarını Allah’ı seviyor gibi severler. Müminlerin ise Allah sevgisi daha kuvvetlidir.”[15]

Bu ayetten de şunu anlıyoruz ki, insan hiçbir şeyi Allah’ı sevdiği gibi sevemez, sevmemelidir. Yani Müslüman, hiçbir şeyi Allah’ı sevdiği derecede sevmemelidir.

Öyleyse Müslüman, Allah’tan başka sevdiklerine olan sevgisini ciddi kontrol etmeli ve tartmalıdır. Adeta terazinin bir kefesine Allah sevgisini koymalı, diğer kefesine de, diğer sevdiklerinin sevgisini koymalı… Hiç bir sevginin Allah sevgisinden daha ağır olmamasına, hatta hiçbir sevgisinin Allah sevgisine denk olmamasına dikkat etmelidir.

Peki Müslüman, yüreğindeki sevgileri nasıl tartacaktır? Allah’ı mı, yoksa Allah’tan başkalarını mı daha çok sevdiğini nasıl anlayacaktır? Bunu anlamanın pratik yolu tercihlere bakmaktır. İnsan, günlük yaşayışında tercihlerini hangi tarafa kullanıyor? Hangisine daha çok öncelik tanıyor? Hangisine daha çok ilgi gösteriyor? Bu soruların cevapları Müslüman’ın sevgisinin ne tarafa ağır bastığını ortaya koyacaktır..

HZ. ÖMER GÜNÜMÜZ MÜSLÜMANINA

MEKTUP YAZSA, NASIL YAZARDI?

Hz. Peygamber (SAS) Efendimiz’in vefatından sonraki dönemde Halife Hz. Ebu Bekir’in (RA) talimatıyla Amr b. As’ın kumandasındaki İslam ordusu, Mısır’da Kahire şehrini kuşatmıştır. Ancak kuşatma yaklaşık iki sene kadar sürmesine rağmen bir türlü fetih gerçekleştirilememiştir.

Hz. Ebu Bekir’den sonra halife seçilen Hz. Ömer (RA), İslam ordusunun başındaki Amr b. As’a (RA) şöyle bir mektup yazar:

“Yıllardan beri savaştığınız halde hala Mısır’ı fethedemeyişinize şaşıyorum. Bunun sebebi, düşmanlarınız gibi sizin de dünyaya meyledip sünnetten ayrılışınız olsa gerek. Allah ancak niyeti doğru olanlara yardım eder…”

Hz. Ömer, bu ikazı yaptıktan sonra mektubun devamında yapılması gerekenleri emreder. İslam ordusunun kumandanı bu emirleri yerine getirir ve fetih gerçekleşir.

Mektubun asıl önemli tarafı “Müslümanların başarısızlıklarının asıl nedeninin, düşmanları gibi dünyaya meyletmeleri olduğu”na dikkat çekilmesidir. Son arzettiğimiz ayete göre, dünyaya meyletmenin anlamı, dünyalıkları Allah’tan daha çok sevmek ve tercih etmektir.

Hz. Ömer’in günümüz Müslümanlarına da bir mektup yazacağını varsaysak, acaba aynı mesaja vurgu yapmaz mıydı: “Başarısızlığınızın, zillet ve yenilgi içerisinde olmanızın sebebi, sizin de düşmanlarınız gibi dünyaya meyletmeniz,  Allah’tan daha çok dünyalıkları sevmeniz ve tercih etmenizdir.” demez miydi?

Bugün düşman oyunlarıyla karşı karşıya olduğumuz bu mübarek aylarda, yüce Allah’ın, bizleri  yardımını hak eden yakın/seçkin kullarından eylemesi için dua edelim!

Sevgiler, saygılar…

Hasan Erden

herden1950@hotmail.com



[1] Kütübü Sitte, Prof. Dr. İbrahim Canan, c: 16, s:512-513.

[2] El-Maide Sureski, ayet: 54.

[3] Yunus Suresi, ayet: 62.

[4] Riyazüssalihin, Mehmet Emre Tercümesi, Bedir Yayınları, s: 294, Hadis no: 386.

[5] El-Enfal Suresi, ayet: 9.

[6] Al-i İmran Suresi, ayet: 123-125

[7] Riyazüssalihin, Mehmet Emre Tercümesi, Bedir Yayınevi, s: 104, Hadis no: 95.

[8] El-En’am Suresi, ayet: 83.

[9] El-Bakara Suresi, ayet: 105.

[10] El-Maide Suresi, ayet: 35.

[11] Kaf  Suresi, ayet: 16.

[12] El-Enfal Suresi, ayet: 24.

[13] El-Bakara Suresi, ayet: 186.

[14] El-Lü’lüü ve’l-Mercan, Buhari ve Müslim’in İttifak Ettiği Hadisler, Muhammed Fuat Abdülbaki, Tercüme: İsmail Kaya, İsmail Hakkı Uca, Seriyye Kitabevi, Konya, 1979, c: 3, s: 273, Hadis no: 1713

[15] El-Bakara Suresi, ayet: 165.

 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 25.04.2018 - 12:35 -686-
Bu sayfayı paylaşın :