Türkiye'ye karşı örtülü savaş

-A A +A

   Ülkemiz son yıllarda tarihimizde benzeri görülmemiş bir şekilde ağır saldırılara maruz kaldı. 24 Temmuz 2015 tarihinden bu yana asker, polis, korucu ve sivillerle birlikte binin üzerinde şehidimiz var. Allah şehadet şerbetini tadan bu vatan evlatlarının hepsine rahmet eylesin. Onların ismini yaşatmak, ailelerini yalnız bırakmamak başta devletimizin ve biz vatandaşların ortak görevidir.

   Evet, ülkemiz tam iki yıldır binin üzerinde şehit verdi. Ankara’daki terör saldırıları, İstanbul’daki terör saldırıları, Güneydoğunun belli bölgelerinde sözde ‘’kurtarılmış bölge’’ ilan etmeye çalışanlarla verilen mücadelede verdiğimiz şehitler, Suriye’de verdiğimiz şehitler, darbe girişiminde verdiğimiz şehitler… Peki hepsi neden? Niçin Türkiye özellikle son yıllarda bu kadar ağır bir tehdit altında bırakıldı? Bunu sorgulayıp cevaplarını bulduğumuzda aslında ne kadar tarihi bir dönemde yaşadığımızı fark ederiz.

   Esasen saldırıların başlangıç talimatının verildiği tarih 31 Mayıs 2013’tür. Bu dönemde Türkiye; cumhuriyet tarihinin en düşük faiz oranı olan 4,61’e ulaşmış, enflasyon en düşük seviyelere gerilemiş, ekonomik veriler 90 senelik cumhuriyetin en iyi rakamlarını yakalamış, Japonlarla Sinop için, Ruslarla Mersin için nükleer santral anlaşmaları yapılmış, TSK’nın silah envanteri %20’nin altında milli silahlarla dolu iken bu rakam %60’ları aşmış, 3. Havaalanı, 3. Köprü, yerli otomobil gibi 2023 hedeflerine uygun makro projelerin temeli atılmış, Türk dış politikası yaklaşık bir asırlık süredir sırt döndüğü gönül coğrafyamızla tekrar kavuşmaya başlamış adeta uyuyan dev yavaş yavaş gözlerini açmaya başlamıştı. Fakat birkaç ağaç bahane edilerek hazırlanan tezgah, kimi vatandaşlarımızın safiyane niyetleri suistimal edilerek kaos ve Vandallık ortamına zemin hazırladı. Her zaman kişisel özgürlüklerden bahseden bazı kesimler ülkenin huzurunu kaçırırken bizlerin kişisel özgürlük alanını taciz etti. Şimdilerde Almanya’ya kaçan bazı gayr-ı meşru şahıslar ‘’Keşke Gezi Parkı, 17-25 Aralık Operasyonu ve PKK saldırıları aynı anda olsaydı, o zaman iktidar dayanamazdı’’ gibi sözler sarf etti ilerleyen tarihlerde. Nitekim Gezi Parkı eylemlerinin ilerlediği günlerde Taksim Platformu isimli ne olduğu belirsiz bir oluşum: ‘’3. Havaalanı, 3. Köprü, nükleer santraller gibi makro projeler durdurulsun ve hükümet istifa etsin’’ açıklaması yaparak asıl niyetini ortaya koydu. Bu saldırı yetmeyince ikinci aşamaya geçildi.

   17-25 Aralık 2013 tarihi silahın ağzındaki ‘’susturucu’’ olarak ‘’yolsuzluk’’ kelimesinin kullanıldığı bir süreci anlatır. Hedef o dönem Halkbank idi. Biliyorsunuz İran ekonomik ambargo uygulanan bir devlet. Batılılar bizim özgür ekonomik alanımıza bu ambargoyu kullanarak müdahale etmekte. Türkiye ise bu ambargoyu Halkbank’ı aracı kullanarak deldiği için cezalandırıldı. Altın üzerinden yapılan ticaretin cezasını; yolsuzluk,hırsızlık kelimelerini  kamuflaj olarak kullanıp kesmeye çalıştılar. Zaten aylar öncesinden Amerikan Temsilciler Meclisi Halkbank’ı suçlamış ve yaptırım talebinde bulunmuştur. Belli ki bu talep 17-25 Aralık’ta karşıık buldu. Her türlü adam kayırma, takiyyecilik ve ihanet işlerinde usta olduğu bilinen FETÖ ekibi o dönem yolsuzluklar karşısında hukuk devletini savunanlar kılığına girdi. Yargı içerisinden bir ekip ve emniyet içerisinden bir ekip devlete operasyon çekmeye kalkıştı. Ha birde unutmadan ekleyelim, uluslar arası kambiyo işlemlerinde kullanılan ‘’swift kodu’’ diye bir kod vardır. Bu kod kullanıldığında yapılan ticaretin hacmi doğrudan Londra Merkez Bankası’na iletilir. Yani örneğin Türkiye ile bir ülke arasında swift kodu kullanılarak bankacılık işlemi gerçekleştirildi. Londra bu işlemle ilgili her bilgiye ulaşabilir. Halkbank 17-25 Aralık’tan bir süre önce swift kodu kullanmayı terk etti. Bu da bence önemli detay.

   Daha sonra 17-25’te tutmayınca üçüncü aşamaya geçildi. Solun lideri Selahattin Demirtaş. Yeni Aleksis Çipras. Halkların önderi, mazlumların destekçisi. Genç bir lider. Bu proje tezgaha sürüldü. Demirtaş TV ekranlarında saz çalmaya, ben ezilen Türk milliyetçilerinin de oyuna talibim demeye başladı. Ardından 10 Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimine aday oldu. Bu seçimi kazanamayacağı açıktı. Zaten esas amaç onu bu seçimde parlatıp 7 Haziran 2015 Genel Seçimleri’nde ‘’Bizler Meclise’’ diyerek barajı geçirmekti. Cumhurbaşkanlığı Seçimleri’nde iyi bir performans sergileyen Selo yüzde 10 oy aldı. Demek oluyor ki doğunun oylarını kontrol etsek, büyükşehirlerden solun lideri gibi oy istesek, Nişantaşı-Bebek takımından ve John Dündar kılıklılardan oy alsak ‘’Seni başkan yaptırmayız’’. Olmayacak olan oldu, maalesef doğudaki muhafazakar Kürtler harici ekseriyetle Demirtaş’a ve en tartışılması gerekeni de kendisini Laik-Atatürkçü-Ulusalcı olarak tanımlayan kesimin Gezi Parkçı art niyetlileri HDP’ye oy vererek barajı %13 ile geçirdi. Bu da işin dördüncü aşaması idi. Bundan sonraki aşamada son otuz beş senede bu ülkeye en büyük hainliği yapan örgüt PKK çıktı sahneye. Şanlıurfa’da iki polisi uykusunda şehit eden hainler devlet operasyona başlayınca ‘’Faşist TC’’ sakızını çiğnemeye başladı. Sur’da, Nusaybin’de, Cizre’de hendek kazanlar kararlılıkla o hendeklere gömüldü.

   Beşinci aşamada Pennysilvanya devreye girdi. Uyuyan hücreler işareti 15 Temmuz 2016’da aldı ve harekete geçti. Bu ülkenin silahını yine bu ülkenin insanına doğrulttular. 249 vatandaşımızı şehit edip binlerce vatandaşımızı yaraladılar. Millet cefa çekti yine de yılmadı. Devletinin arkasında durdu. Hainlerin planları eline ayağına dolaştı.

   Tüm bunlar olurken sınırımızın sıfır noktasında Suriye’de de planın altıncı aşaması devreye girdi. Emperyalistlerin kuklası YPG-PYD örgütleri Kuzey Suriye’de harita değiştirme planına girişti. DAEŞ bahanesiyle Suriye’nin kuzeyi YPG’ye bırakılmak gayretinde. Orada Kürtlerin DAEŞ’ten zulüm gördüğü bu yüzden devlet kurması gerektiği gibi zorlama iddialar ortada. Orada zulüm gören yalnızca Kürtler değildir. Türkmenler ve Araplarda zulme maruz kalmaktadır. Nitekim bugün Suriye’nin otuz milyona yakın nüfusunun sadece 400 bini Kürt’tür. Orada devlet kurmak demografik olarak bile imkansızdır. Emperyalist Batılılılar Kürt kardeşlerimizi kullanmak niyetindedir. Kürt kardeşlerimiz tarihi bir sınavla karşı karşıyadır. Ancak ben eminim ki Müslüman Türk milleti ve devleti ile kalbi beraber çarpanlar galip gelecektir.

   İşte devletimiz son dört senedir başka ülkelerin vekalet savaşına soyunmuş olan bu örgütler ile mücadele veriyor. Son olarak bizde bu mücadeleye soyunmuş olanlara o veciz sözle cevap verelim:

‘’Bir taraftan FETÖ, bir taraftan DAEŞ, bir taraftan YPG, bir taraftan PYD topunuz gelin!’’

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 25.07.2017 - 18:59 -188-
Bu sayfayı paylaşın :