Ülkemize karşı oynanan oyunların başında ABD var:

-A A +A

 

“Biz İslam’a karşı Türkiye
ile çalışmak istiyoruz!”

ABD’de uluslararası ilişkiler uzmanı ve jeo-stratejist Dr. George Friedman:
“Ben Türkiye’ye baktığımda bölgesinde büyük bir oyuncu görüyorum. Siz bu bölgeyi şekillendirebilecek ama bunu istemeyen bir güçsünüz. Ama artık bu Türkiye’nin direnebileceğinin ötesine geçmiş durumda. Etrafınızdaki güçler, Türkiye’yi buna zorlayacak ve Türkiye bu yönde hareket edecektir. Önümüzdeki yıllarda zorlu kararlar alacaksınız ve buna direnemeyeceksiniz. Bir ABD’li olarak ben bu büyük bölgesel güçle ittifaka çok sıcak bakıyorum.”

 

“Müslüman uyanmasın diye ‘hedef
İslam’ değil, ‘terör!’ diyoruz”

 

Türkiye’de bazı Emekli subaylar şöyle bir yol göstermiş: “Terörü Bitirme Formülü: Tek Tek Ortadan Kaldırın!”

Doğru mu?

Bu emekli askerler belki samimi olarak böyle bir yol gösteriyorlar, ama yanlış düşünmüyorlar mı? Düşündükleri yol, kurmayca olma yerine, tam aksine en düşük seviyedeki bir erin seviyesinde, erce ve çavuşça değil mi?

Geçen son yazılarımızı takip edenler, bilirler, hatırlarlar. İslam’a ve Türkiye’ye karşı savaşan düşman bu savaşta “elleri yanmasın diye eldiven kullanıyor, maşa kullanıyor.” [1] demiştik.

Sizin savaştığınız PKK, ABD’nin bir eldiveni, maşası değil mi?

Siz o eldivenleri ve maşaları yok etseniz bile düşmanınız, sizin karşınıza sürekli başka eldivenler ve başka maşalar çıkarmayacak mı?

Baştan takip ettiyseniz, en büyük düşman ABD’nin derin devleti, ilk başta açıkça söylemedi mi, bu Haçlı savaşı “Haçlılarla Müslümanlar arasında değil, Müslümanlarla Müslümanlar arasında olacak” demedi mi? [2]

Düşman kendi stratejisi ve emelleri doğrultusunda Müslümanlardan eldiven ve maşa olarak kullandıklarıyla devamlı Müslümanı vurmaya çalışmıyor mu?

Öyleyse ne yapmanız gerekir?

Savaşı önce düşmanın ayak takımına karşı, maşa ve eldiven olarak kullandıklarına karşı değil, beyin takımına karşı, genelkurmayına karşı kazanmanız gerekmez mi?

Yakın tarihimizden bir örnek verelim:

ABDÜLHAMİT’İN PEYGAMBERİMİZE
HAKARET EDENLERLE SAVAŞI

1890’lı yıllarda, Fransız Henri de Bourneir'in yazdığı "Muhammed" adlı piyes, Peygamberimize ağır hakeretler içeriyordu. Paris tiyatrolarında oynanmak istenen bu piyes, karşısında Sultan Abdulhamit piyes yazarıyla, piyes yöneticileri ve oyuncularıyla uğraşmadı, piyesi oynatıp oynatmama konusunda yetki ve karar verecek olan Fransız yönetiminin beyin takımına rest çekti. Bunun üzerine Fransa yönetimi Piyesi yasakladı.

Daha sonra piyesin İngiltere’de ve Amerika’da da oynatılması girişimleri oldu. Osmanlı Sultanı Abdülhamit yine İngiltere ve Amerika’da da ayak takımlarıyla uğraşmadı. Bu sefer de o ülkelerin beyin takımlarıyla muhatap oldu. O ülkelerin yönetimlerine de rest çekti. Böylece Bornier'in Peygamberimiz’e karşı yazdığı 'hakaret-name'si piyes İngiltere ve Amerika yönetimleri tarafından da yasaklandı, sahneye konulmadı. [3]

Şimdi İslam düşmanları bugün nasıl bir piyes-tiyatro hazırlıyor ona bakalım:

ABD: “MÜSLÜMANLARA KARŞI 
TÜRKİYE’Yİ KULLANALIM!”

ABD’de 2001 yılının Kasım ayı başlarında The New York Times Gazetesi’nde William Safire imzasıyla şöyle bir yazı yayınlanmıştı: “Sovyetlere karşı Çin’i kullandık; Müslümanlara karşı Türkiye’yi kullanalım!..” [4]

ABD stratejilerinin nasıl olacağını yansıtan bir gazete olarak bilinen The New York Times’teki bu yazı, o sıralarda ABD’nin yeni uygulanmaya hazırlanan ve planlanan bir stratejiye işaret ediyordu. Gerçekten de o tarihten sonra ABD’nin İslam dünyasına yönelik politikalarında Türkiye’nin sürekli devreye sokulmağa ve “kullanılmağa” çalışıldığı görüldü. 

ABD’nin 2001 yılında İslam dünyasına karşı başlattığı “Haçlı Seferi”, Afganistan ve Irak işgallerinden sonra soğuk savaş yöntemlerine dönüşmesinden itibaren, Haçlı savaşında İslam coğrafyasını değiştirmek üzere ortaya atılan tüm projelerde ve programlarda Türkiye’ye aktif roller ve görevler verilmeye çalışılmıştır.

“BİZİM AMACIMIZ ORTADOĞU’YU 
SİZİNLE YENİDEN ŞEKİLLENDİRMEK”

Türkiye’de Dışişleri Bakanı olarak uzun yıllar görev yapmış bulunan Kamran İnan şöyle demiştir:

“Richard Perle (…) 2002 yılında ‘Yılın Devlet Adamı’ ödülünü almak için Washington’a gittiğimde, demişti ki, “Bizim amacımız sizinle el ele vererek Avrasya ve Ortadoğu’yu yeniden şekillendirmek, sizi bölgenin güç merkezi haline getirmek...” [5]

Yani kısaca bu şu demektir: “Biz sizi İslam’a karşı, İslam dünyasına karşı kullanmak istiyoruz.”

“ORTADOĞU’DAKİ STATÜKOYU 
TÜRKİYE İLE DEĞİŞTİRECEĞİZ”

2005 yılının Haziran ayında, “Ortadoğu’daki statükoyu değiştirme konusunda ciddiyiz ve kararlıyız” diyen ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Scott Carpenter, “bölgedeki toplumların aşması gereken engellerin bulunduğunu” ifadeyle, bu engellerin aşılması için, “Türkiye gibi demokratik ortaklarla çalışmamız gerekiyor” demiştir. [6]

Yani “Biz İslam’a karşı Türkiye ile birlikte çalışmak istiyoruz” demek istiyor.

“TÜRKİYE BİR OYUNCU ABD İÇİN BU OYUNU
OYNAMAK ZORUNDA BIRAKILIYOR!”

Uluslararası ilişkiler uzmanı ve jeo-stratejist Dr. George Friedman, Türkiye’nin istikrarsız bir bölgede büyük bir istikrar adası ve olağanüstü büyük ticari ve askeri güç olduğunu belirterek şunları söylemiştir:

“Ben Türkiye’ye baktığımda bölgesinde büyük bir oyuncu görüyorum. Siz bu bölgeyi şekillendirebilecek ama bunu istemeyen bir güçsünüz. Ama artık bu Türkiye’nin direnebileceğinin ötesine geçmiş durumda. Etrafınızda oluşmuş güçler, güç dengeleri Türkiye’yi buna zorlayacak ve Türkiye bu yönde hareket edecektir.(…) Önümüzdeki yıllarda zorlu kararlar alacaksınız ve buna direnemeyeceksiniz. Bir ABD’li olarak ben bu büyük bölgesel güçle ittifaka çok sıcak bakıyorum. ’Türkiye değilse kim?’ diye sormak istiyorum. Biz buraya yakın bir gelecekte tekrar gelmek istemiyoruz."  [7]

Yani “Türkiye İslam’a karşı savaşta bizim verdiğimiz misyonda hareket edecek, yani biz Türkiye’yi buna zorlayacağız, Türkiye’yi buna mecbur hale getireceğiz.” Demek istiyor.

“TÜRKİYE’NİN, ABD SAVAŞLARININ BAŞ
OYUNCUSU OLMASI İSTENİYOR”

Nitekim ABD’nin, İslam coğrafyasını tamamen değiştirmek ve yeniden şekillendirmek üzere ortaya attığı değişim projelerinde Türkiye pilot bölge olmuştur. 

Örneğin, Müslümanların dinamiklerini zaafa uğratmak, İslam anlayışını değiştirmek ve dönüştürmek üzere ortaya atılmış bulunan “Ilımlı İslam” projesinde Türkiye İslam dünyasına “örnek”, “model” ve “öncü” haline getirilmiştir. 

Müslümanların din anlayışını Hıristiyanlığa dönüştürmek için oluşturulmuş bulunan geçmiş yıllarda hatırlanacak olursa, Moon Tarikatı’nın ve Dinlerarası Diyalog Programı’nın faaliyetlerinde ve çalışmalarında Anadolu  adeta merkez üs haline getirilmiştir. 

İslam alemini kapsayan en önemli üç projede, Türkiye’ye baş oyunculuk görevi verilmiştir. [8]

 “Amerika’nın 21’nci yüzyıla yönelik en büyük projesi İslam dünyasını dönüştürme (İslam reformu) projesidir.” [9] sözüyle meşhur, ABD’nin Eski Ankara Büyükelçisi Eric Edelman, Türkiye’nin projedeki görevini şöyle anlatmıştır: ‘BOP, halklara dikteyle değil, anlatılarak (yani ikna edilerek) kabul ettirilebilir. Bu bakımdan Türkiye, önemli model bir ülke. Böyle bir projeye katkısının olması gerekir. Bu konuda sorumluluğu ve imkanları geniş. Bunları iyi değerlendirmeli.” [10]

Bu şu demektir: Türkiye ABD’nin İslam’a karşı ve bütün İslam dünyasına karşı savaşlarının baş savaşçısı olacak, yani buna mecbur olacak, daha doğrusu mecbur edilecektir.

“MÜSLÜMANLARI UYANDIRMAMAK İÇİN
‘HEDEF İSLAM’ DEĞİL ‘TERÖR!’ DİYORUZ!”

ABD’nin Türkiye yöneticilerine “eşbaşkanlık” verdiği “Küresel Terörizmle Mücadele Forumu”nda asıl amaç terörü yok etmek değil, İslami başkaldırıları ve direnişleri yok etmektir, kısacası “İslam’ı yok etmek”tir. Bunu ABD otoriteleri kendileri ifade etmişlerdir.

ABD-İngiliz basınında uzun süre tartışılan, "Imperial Hubris:  Why the West Is Losing the War on Terrorism" (Emperyal Kibir: Batı Terörizmle Savaşı Neden Kaybediyor) adlı kitabı kaleme alan, 22 yıl CIA'de çalışan ve Usame Bin Ladin operasyonlarının başında bulunan, ancak gerçek adı gizlenen, ABD basınının adını "Mike" koyduğu yazar şöyle demiştir:

"Amerikan liderleri şu apaçık gerçeği kabul etmeyi reddediyor: Biz, terörle ya da suçla değil, dünya çapında İslami başkaldırı ile (yani İslam’la) savaşıyoruz." [11]

Medeniyetler çatışması tezini ortaya atan ve ABD stratejilerinin otoritelerinden Yahudi Samuel Huntington’un itirafı daha açık ve nettir. “Voice of America” (Amerika’nın Sesi)ne yaptığı açıklamada şöyle demiştir:

“Batı medeniyetinin önündeki en büyük tehdit; İslam fundamentalizmi değildir. Bizatihi İslam’ın kendisidir. İslam’ı doğrudan düşman ilan etmek Müslümanları asırlık uykusundan uyandırır. İslam fundamentalizmi ve İslami terör maskesi altında saf dışı ve imha edilmek istenen İslamiyet’tir.” [12]

CIA’nin Eski Ortadoğu Masası Şefi Graham Fuller, “İslamsız Dünya” adlı kitabında, İslam dünyasında terörle mücadeleyi “bırakalım Müslümanlar kendileri yapsın” demiş ve şunları yazmıştır: “Terörizmin sona erdirilmesi görevi, sonunda Müslüman nüfusların omuzlarına kalıyor. (…) Müslüman topraklarında artık yabancı postalların dolaşmaması ve yabancı askerlerin (Yani Amerikan askerlerinin demek istiyor) daha fazla askeri saldırı düzenlememeleri” gerektiğini söylüyor ve ekliyor: “İkinci olarak, kendi toplumlarında terörle gerçek anlamda mücadeleyle ilgili düşünce yapısını sadece Müslümanlar değiştirmeye başlayabilirler. Aslında radikalleri fikri ve fiziksel olarak silahsızlandırma, İslam’a başvurmakla elde etmeye çalıştıkları meşruiyeti gayri meşru kılabilme konusunda en donanımlı olanlar muhtemelen ılımlı İslamcılardır.” [13]

“İSLAM DÜNYASINDAKİ DARBELER 
NEDEN TÜRKİYE’DE BELİRLENMİŞTİR?”

“Türkiye Gönüllü Teşekküller Vakfı”  tarafından 30 Nisan-1 Mayıs 2005 günlerinde, Topkapı’daki Eresin Otel’de “Uluslararası İslam Dünyası Sivil Toplum Örgütleri Toplantısı” düzenlenmişti. Arap Basını ise Amerikan basınına dayanarak  bu toplantıyı, aslında “Türk Dışişleri Bakanlığı Büyük Ortadoğu Projesi Genel Koordinatörü” Ömür Orhun’un düzenlediğini yazmıştı. 

Al-Nil adlı Mısır gazetesinde yazan Abdullah Hasan Mustafa, bu toplantının Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan’da hayata geçirilen Soros darbelerinin bir devamı niteliğinde olduğunu belirtmişti. El Kudüs El Arabi adlı gazete ise Mısır ve Suriye’deki “İhvanı Müslimin” örgütü ve sivil toplum kuruluşları için ABD’nin 1.1 milyar dolar kaynak ayırdığını ve bu örgütleri kullanarak, Arap ülkelerinde darbeler hazırladığını, para ile ilgili haberlerin USA News gazetesinden alındığını da yazmıştı. Bu gazeteler, Türkiye’deki yapılan toplantının aslında Büyük Ortadoğu projesi kapsamında imzalanan gizli bir anlaşmadan kaynaklandığını iddia etmişti. [14]

SONUÇ

Bütün bu belgeler, İslam dünyasındaki değişimin perde arkasını net bir şekilde ortaya koyuyor. Demek ki, başta arzettiğimiz, Türkiye’ye verilen misyon Türkiye’nin inisiyatifinde ve iradesinde gerçekleştirilen bir olay değil. Geri planda İslam’a savaş açmış sömürgeci iradelerin hesaplarıyla verilen bir misyondur. 

2001 yılında İslam’a karşı savaş başlatan ABD’nin otoriteleri, bugünkü süreçte herhalde planlarını aynen gerçekleştirebilmenin verdiği keyifle ellerini ovuşturarak, 1980’li yıllarda Irak-İran savaşında dedikleri gibi yine şöyle konuşuyor olmalılar: “Bırakalım Müslümanlar birbirlerini öldürsünler!” [15]

ABD derin devletinin en önemli isimlerinden olan Eski Amerikan Dışişleri Bakanı Henry Kissinger “Bu savaş, Müslümanlarla Hıristiyanların değil, Müslümanlarla Müslümanların savaşı olacaktır.” [16], "Bizim politikamız onların birbirini öldürmelerini sağlamaktır." [17] dememiş miydi?

Herhalde İslam’a ve Türkiye’ye karşı bu kadar belgeden sonra şu soruyu cevaplamak gerekiyor: Tarihimizin en karanlık dönemlerinde Türkiye’nin şaha kalkan sağduyusu, akl-ı selimi, imanı, basireti ve feraseti ne zaman harekete geçecek? Müslüman ülkeleri birbirine kırdırmağa çalışan sinsi Haçlı oyunlarını ne zaman bozacak? 

Sevgiler, saygılar…

herden1950@hotmail.com

 



[1]https://www.facebook.com/BanuAVAR, Aldığı Kaynak:  http://www.washingtonpost.com/opinions/ ... story.html[1]

  804 Ekim 2012  tarihli gazeteler.

[3] Bakınız: Araştırmacı-yazar Ahmet Uçar, "II Ahdülhamit'in Avrupa Sahnelerine Müdahalesi-Dünya'ya Konan Ambargo" başlığıyla 1997'de, Tarih ve Medeniyet Dergisi'nin 36. sayısında yayınladığı makalesi, ayrıca Abdullah Muradoğlu, Yeni Şafak,  12.02.2006

[4] Arslan Bulut, 04.10.2011

[5] Vatan Gazetesi, 14 Haziran 2010

[6] Hürriyet Gazetesi, 24-06-2005 

[7] Milliyet, 4 Mart 2009 

[8] Hürriyet 11 Eylül 2011

[9] Yeniçağ, 2 Mart 2005

[10] Zaman, 06.03.2004

[11] İbrahim Karagül, Yeni Şafak Gazetesi, 6 Temmuz 2004

[12] Impact International Aralık 2002 sayısında, Elizabeth Liaglin’in makalesi, A.K.: M. Necati Özfatura, Dış Politika, Medeniyetler Çatışması başlıklı makalesi

[13] Graham E. Fuller, İslamsız Dünya, Profil Yayıncılık, İstanbul, 2010,  s: 318.

[14] Arslan Bulut,  Yeniçağ Gazetesi,16 Nisan 2008

[15] CIA’nın eski Ortadoğu bölge şefi Robert Baer’in, İran hakkında yazdığı kitabında böyle diyor. (Nilgün Cerrahoğlu, “Ortadoğu’da Hep Aynı Oyun”, Cumhuriyet Gazetesi, 14.04.2012) 

[17] Zaman Gazetesi, 29 Ekim 2006.

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 23.02.2017 - 17:36 -544-
Bu sayfayı paylaşın :