Umutlar ve Endişeler

-A A +A

                TÜRKİYE seçimini yaptı ve kararını da vererek “yeni YÖNETİM modelini” onayladı.

Şimdi vakit ÜLKENİN asli gündemine dönmesi siyasetine ekonomisine diplomasisine iç dış güvenliğine odaklanması ve iktidarların hizmet kervanları ile yola koyulması her vatandaşın işine gücüne yoğunlaşması olacaktır.

Bundan sonraki önümüzdeki SÜREÇ TBMM nin fiziki şartlarının tanzimi yanında paket halinde “uyum yasaları” ile yeni YÖNETİM modele geçişin yasal şartları hazırlanacak siyasi partiler yasası ile seçim yasaları ve de meclis iç tüzüğü de gözden geçirilecektir.

Her şeyden önce ilk olarak SİVİL sosyolojik SİYASAL bir devrim zor olsa da gerçekleşmiş oldu.

 EVET bloku ile HAYIR bloku karşılaştırıldığında her iki blokta da HOMOJEN ve YEKPARE bir yapı olmadığı gözlemini ifade etmek gerekmektedir. Aşırı sevgi ve bağlılık ve de aşırı nefret ve karşıtlık üzerinden her ne kadar kamplaşmalar ve kutuplaşmalar halinde gözükse de seçmen profili çok farklı gurupların aynı cephede yer aldığı da ap açık bir gerçekliktir.

Çünkü her iki blokta da umutları ve de endişeleri olan siyasi partilerin taraftarları olan seçmen kütleleri olduğu gibi STK lar içinde bireysel tercihleri ile ÜLKENİN geleceği konusunda hassasiyet ortaya koyan kanaat önderlerinin de olduğunu gözden ırak tutmamak gerekmektedir.

Yeni MODEL yönetim sistemi kendini yeni bir siyasi kültür ve siyasi bir gelenek ile temellendirecektir. Kısaca söylemek gerekirse toplumun taleplerine cevap vermek problemlerini çözmek ve de halkın çoğunluğunu kucaklamak üzere çok daha rekabetçi vizyonist ve tüm siyasi akımlara ve de STK a açık “yeni siyasi LİDERLİKLERE” kapı aralayan bir hükümet modeli önümüze konmuş bulunmaktadır.

Çünkü her iki EVET ve HAYIR blokunu ve de STK ları dikkate aldığımızda gerek siyasi partilerin üst yönetici katmanları dahil tabanları itibariyle de “yeni bir seçmen HARMANLAMASI” olduğu kanaatini taşımaktayız. Bu yönetim modelini tercih etmede herkesin ve her kesimin UMUTLARI ve de ENDİŞELERİ farklı sosyolojik katmanlar ve bireysel dinamikler üzerine oturmaktadır.

 Eğitim kültür ve gelir düzeyi itibariyle ORTA kesimi temsil eden ve BÜYÜK şehirlerde yoğunlaşan sosyolojik katmanların UMUTLARI ve ENDİŞELERİ bundan böyle daha belirleyici daha tayin edici daha önderlik edici olacaktır. Daha rafine bir dil kullanan muhakemeleri daha yüksek ufukları daha geniş olan bu sosyolojik DİNAMİĞİN ülkemizin siyaseti üzerinde çok daha etkin olacağı kanaatini taşımaktayız.

Tarihler itibariyle önümüzdeki siyasi SÜRECE baktığımızda

Mart 2019 da yerel seçimlerde ülke çapında tüm BELEDİYE başkanları ve yöneticileri eski sistem üzerinden belirlenirken 3 kasım 2019 tarihinde ise yeni YÖNETİM modelini devreye sokmak üzere tüm seçmen vatandaşlarımız sandık başına giderek hem TBMM si üyelerini ve de yeni model CUMHURBAŞKANLIĞI hükümetini de sandıkta büyük bir ihtimaldir ki ikinci turda belirlemiş olacaktır.

Şimdi hali hazırda

İçeride GERİLİM stratejisinin dışarıda ise etrafımızın ateş çemberi ile çevrilerek KUŞATILMA stratejisinin uygulanma senaryolarının eyleme geçirilmek istendiği İÇ BARIŞIN sabote edilmek istendiği bir zaman dilimine ÜLKE olarak toplumun tüm kesimleri ile birlikte girmekteyiz.

Bu nedenledir ki öncelikle STK lar olarak UMUTLARIMIZIN altını çizerek ENDİŞELERİMİZİ de açık seçik olarak ortaya koyma sorumluluğunu da yerine getirme gibi bir yükümlülüğümüz olduğunu ifade etmek isteriz.

                ÜLKEMİZ tarihi ile coğrafyası ile medeniyet ve kültür değerleri itibariyle ve de seksen milyonluk bir nüfusu ile küresel ölçekte devasa bir yumuşak güce sahip bölgesinin umut taşıyan emanet taşıyan model olan MERKEZ ülkesidir.

Bu nedenledir ki ülkemizin her bireyinin toplumumuzun her kesiminin üzerinde oturduğu tarih coğrafya ve medeni miras hazinesinin ve büyük potansiyelinin bilincinde olmasını isteriz.

İşte böylesine bir ortamda ÜLKE olarak milli irade yeni yönetim MODELİNİ onaylamıştır.

Hiçbir yönetişim modelinin tam mükemmel ve de kutsal olmadığının altını çizerek bu yeni yönetim modelinin ilk SİVİL yönetim modeli olduğunun da hakkını teslim etmemiz gerekmektedir. Böylesi bir MİLLİ irade davranışı ile ülkemizin geleceğinin şekilleneceği ülke potansiyelinin dinamiklerini tetikleyip ateşleyebileceği ve toplumumuzun öz güveni açısından yeni bir ÇIĞIR oluşturacağı UMUDUNU da taşımak isteriz.

 VATANDAŞ seçmen kütleleri olarak İCRA organı olan ülke yöneticisini ve de yasama organı olan TBMM üyelerini direkt olarak sandıkta belirleyecek ve hiçbir zaman HÜKÜMET krizleri yaşamayacak çift başlılık gibi koalisyon maceraları gibi handikaplara da düşmeyecektir.

Bu yeni sistem daha pratik daha sade olma karakteri ile ülkemiz siyasi istikrarına ekonomik refah ve gelişmesine hiç zaman kaybettirmeden çok daha fazla katkıda bulunacağı kanaatini ve umudunu taşımaktayız.

ENDİŞELERİMİZ ise umutlarımızdan çok daha kabarık bir dosya oluşturduğu görülmektedir.

Her şeyden önce taşımakta olduğumuz bu endişeler yeni sistem MODELİ temelinde oluşmuş değildir elbette ki tarihi bek raundu da vardır.

Sırası ve önemi itibariyle ifade edersek seçim sonuçlarının MANİPLASYONU argümanı üzerinden hareketle MİLLİ iradenin tercihini yok sayarak yeni bir sosyal ve siyasal kriz amaçlayarak ülke insanını NEFRET ve karşıtlık söylemi üzerinden terörize ederek sokaklara davet etmek kelimenin tam anlamı ile bölücülüktür ülkemizin istikbalini dinamitleme çabasıdır.

Bizler STK lar olarak böylesi bir gafleti ihaneti ve de aymazlığı asla tasvip etmediğimizi kamuoyuna deklare etmek isteriz. Yapılacak her eylemin meşruiyet temelinde ve de ülke meselelerinin çözümüne yönelik olmasın isteriz zira ülke insanı olarak toplumumuzun tamamı aynı GEMİDE yol almaktayız ve de gidebileceğimiz ikinci bir ANA vatanımız da yoktur.

Önemine binaen ilk olarak “SİYASETİ dini hükümler üzerinden temellendirerek” EVET diyenleri dini yamukluk yaptıkları dini istismar ettikleri ithamı ile suçlamak HAYIR diyenleri de din dışı argümanlar ile yaftalamak bir gaflet ve ihanete düşmemek gibi DİNİ AHLAKİ ve VİCDANİ bir sorumluluğumuz olduğunu da vurgulamak isteriz.

Bir kişinin bir TOPLULUĞA olan aidiyeti bir CEMAATE olan bağlılığı bir TARİKATE olan intisabı her şeyden önce bir AMENTÜ konusu değildir. İMAN ve AKİDE konusu teşkil etmeyen bir konuda insanların temayüllerini ortaya koyarak manevi ihtiyaçlarını gidermek amacı ile yaptıkları tercihlerinin sosyolojik dayanışmaların tümü ne bir DİNDİR ve ne de bir AMENTÜ konusudur.

Ancak BATINİ akidelerdir ki gerek cemaatleşmeler ve gerekse siyasal akımlar kendilerini “DİNİ hükümlerle” temellendirerek ülkelerin sosyolojisinde siyasetinde çok derin yaralar açtığı da tarihen ve de günümüzde de sabit olarak yaşanmaktadır.

Adlarına SELEFİ diyen akımlar ve kendilerine CEMAAT diyen yapılanmalar netice itibariyle ŞİDDET ve KALKIŞMA eylemleri ile aynı batıni illegal ite kapısında buluşmaktadırlar.

İkinci olarak 1789 dan beri hem imparatorlukların dağılışının temel dinamiğini teşkil eden ve günümüz dünyasında ise tarih coğrafya kültür medeniyet temelinde KADER birliği yapmış insan topluluklarının yeniden dil ve kavmiyet ekseninde MİLLİYETÇİLİK diye parça parça edilerek lime lime halinde lokmalara dönüştürülmesi plan ve projelerinin de cumhuriyet tarihi boyunca ve günümüzde de canımızı çok yaktığı görülmektedir.

Kısaca ifade etmemiz gerekirse MİLLET olarak anasırı İSLAM olan çok değişik dil kültür ve kavmiyetlerden oluşmaktayız. Böylesi bir MİLLETİN adına da üst kimliği ifade etme babında kurucu unsuru dikkate alarak TÜRK milleti diye ifade etmekteyiz. Böylesi bir üst kimlik tanımlaması farklı dil kültür ve kavmiyetlerin ret inkar ve asimilasyonu anlamına asla gelmemektedir. Tam tersine böylesi bir çeşitlilik hem genetik yapımızın güçlü olduğunu ve hem de ÜLKEMİZİN en büyük zenginliği olarak bölgesinde ve de küresel ölçekte YUMUŞAK gücünü teşkil ettiğini de bilmemizi gerektirir.

Netice olarak “Ayrılıkçı Kürt milliyetçiliği” üzerine indirgenen bölgesel ayrılıkçı dış dinamiklerin tetiklediği ırkçı SİYASET uygulamalarından ÜLKEMİZ toptan kaybedecektir diye düşünmekteyiz.

Üçüncü ve de son olarak bu yeni YÖNETİM modellemesinde onaylanan “ilk SİVİL anayasası” olarak DEVLETİN yönetim kuralları değişmiştir. Siyasetinde LİDER yenilemesi yapabilecek ve hizmette kalite getirecek bu “ana sözleşme” gereğince devletin KURUMLARI da yeniden yapılandırılacak ve de BÜROKRATİK kadroları da yeniden teşkil edilecektir.

MİLLET olarak yıllardır özlediğimiz ve beklediğimiz ve de dillere pelesenk olan “HUKUK devleti” kurumlaşması için yeniden tarihi bir fırsat orta yerde durmaktadır.

Böylesi bir çalışmanın şimdiden ön hazırlıkları da yapıldığı öngörülmektedir.

Devletin kurallarının HUKUK temelinde “kuvvetler ayrılığı” üzerine inşa edildiği kurumlarının İŞLEVSEL karakter taşıdığı  BÜROKRAT kadrolarının da ehliyet ve liyakat temelinde seçilmesi gerektiği AHBAB ÇAVUŞ ve ÇIKAR ilişiklilerinden ve ben yaptım oldu zihniyetinden azade olarak sapa sağlam güçlü şeffaf dengeli ve denetlenebilir KURUMSAL bir yapının inşa edilmesi zorunluluğu tarihin üzerimize yüklediği en büyük bir sorumluluk olduğunu ifade etmek istiyoruz.

DEVLET bir şirket yönetilir gibi bir belediye yönetilir gibi basit bir mantıkla yönetilemeyeceği hakikatini ifade etmek için böylesi bir kısacık analizi yapma ihtiyacı hissetmekteyiz.

Üzerinde yaşadığımız “JEOPOLİTİK coğrafyamız” hem ortak KADER birliği oluşturduğu gibi ve hem de ortak REKABET alanları oluşturduğunu gözden ırak etmeden etrafımızı kuşatan kavim millet ve ulusların tarihi EMELLERİNDEN asla vazgeçmediklerini dikkate aldığımızda MİLLET olarak BEKA meselesinin en hayati ve en güncel bir mesele olarak karşımızda dipdiri olarak durmaktadır.

Bu nedenledir ki bizler STK lar olarak bundan böyle artık KAVGA istemiyor İÇ BARIŞ ve HUZUR istiyoruz. Hem günümüz şartlarını ve hem de yakın ve uzak geleceği dikkate alarak belirleyici olacak olan EKSENİN ülkenin refah kalkınma ve güvenlik projeleri olacağı kesin gözükmektedir.

Ülke YÖNETİM kadrolarının sorumluluklarının çok daha fazla olduğunu vurgulayarak

“ateşten bir GÖMLEK” olan yönetici sınıfların makamlarının “mahkemelerin kadılara mülk olmadığının” bilinci içinde olması ve siyasi AKTÖRLERİN yeni bir siyasi RETORİK ortaya koymalarını ötekileştirmeden kamplaştırma ve kutuplaştırma yapmadan yeni bir dil yeni bir üslup ile daha kucaklayıcı hareket etmelerini de MİLLET olarak şiddetli bir iştiyak ile arzu etmekteyiz.

Vesselam

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 24.04.2017 - 14:57 -401-
Bu sayfayı paylaşın :