Yeni anayasa şimdi!

-A A +A

        “Bu ülke “nin gündemi neredeyse hergün güncelleniyor. Obama’nın okyanus ötesinden bir röportajda kalın çizgilerle dillendirerek hiçte satır arasına gizlemeden  söylediği :”koskocaman ordusuyla Suriye toprağına ayak basamayan Erdoğan …”diye geçtiği teğet o kadar çok şeye teğet geçiyor ki akıllara ziyan.Hatta bu vurguyla Taksim bombacısı yada “Güvenpark güvensizliği “ arasında bir bağ kurmanın son derece karmaşık bir denklem oluşturacağının farkındayım ancak adını koyamadığımız bu fiili durum neredeyse aklı başında kalmışların bile aklının başından alan bir pozisyon üretti Coğrafyamızda.

        Başından beri süper güç dayatmalarına karşı dinamik tavrı , soğuk savaş sonrası oluşan güçler denkleminde “yumuşak gücü “ ve son yıllarda dikkati çeken  sıçrayan ekonomisi ile bölgesel güçler arasında kendini belli eden topraklarımızda ,kendi gündemimizi konuşmanın,oluşturmanın arefesindeyiz. “Doğacaktır sana vaadettiği günler” müjdesi sanki o kadar gerçek ki gece uzadıkça uzuyor. Sabahın ilk ışıklarıyla beraber gerçeğin ,hakikatin şen yüzü ile karşılaşacak gözlerin ve kalplerin hasreti uzuyor sadece…

        Bu yeni anayasa ile olacak.

        Bahsettiğimiz sadece normlar hiyerarşisinin en üstü olacak “hakem bir metin “ değil elbette.Bu havzanın kadim öğretisini dinamizm olarak sunan yeni bir anayasa.

        Yüz yıllık isimlendirmelerin ,tariflerin, tarifelerin bile değişmesi ve olgunlaşması gerekiyor çünkü.Mesela “Balkanlar” tabiri 1800 lü yıllarda ilk defa bir batılı tarihçi tarafından dillendiriliyor.O zaman kadar kullanılan tabir “Osmanlı Avrupası veya Türkiye Avrupası “gibi kavramlar.Ne zaman ki İttihat ve Terakkiyle , Balkanlar’ı kaybediyoruz, sosyolojik altyapısı da hazırlanmış oluyor o vakit.Hiç bir miras şüphesi kalmasın diye olur da vereselerin aklına gelir bir mirasçılık belgesi çıkarmak diye isimlerden bile silmeye özen gösteriyor yeni mirasyediler.Bunlar , Dayton anlaşmasıyla Bosna savaşına çerçeve çizenler.

        ”Ne mutlu Türküm diyene” hiç fesat düşünmeye gerek yok neyi çağrıştırıyor allah aşkına ! O zamanlar söylenmiş olabilir fakat, Hitler’in, Mussolini’nin, Franko’nun ne söylediği , III.Napolyon’un imparatorluğu bugün ne anlam ifade ediyor ki bir avrupalı için , bu söze hala itibar edelim bizler.Neyimiz eksilecek! Göz göre göre evlatlarımızı her gün şehit veriyoruz.İçini doldurmadan, sosyolojik altyapısını kurmadan takındığımız her türlü “apaçi tavır” başımıza iş açıp duruyor.Düzelttik diyoruz içimizdeki “son apaçilik ! “ bir başka ham tavır, bir daha çıkıyor karşımıza.Kardeşliği pekiştirecek yerde ötekileştiriyor.Bayrağı dalgalandıranların ,vatan toprağı için birlik olan yüreklerin kardeşliğini taçlandıracağımız yerde,hiçbir insanın elinde olmayan ten rengiyle ,ırkla,kanla tarif ediyoruz millet coğrafyamızı.Bu yanlışı artık sadece kelam olarak değil,ruhuyla da nasıl telafi edeceksek , gönüllerimiz bu seferberliği bu nevruzda dillendirmeli.2016 nevruzu evet kırılmış tüm gönüllerin esir Türklerin, Kürtlerin,Haleplilerin,Türkmen Dağı’nın  dirilişi olmalı.Türkülerle mi olur.Filmlerle mi olur.Komşuluklarla mı.Bu zenginliğimize kalmış.Fakat camide müslümanca bir aradayız biz.Evlerimizde kürt,çerkez,laz bir aradayız.Çanakkalenin gözyaşlarını hala birlikte akıtıyoruz.

 

BATI İLE KADERİMİZ AYNI DEĞİL !
        Unutmamalıyız ki ,batı düşüncesinin yaşadığı her türlü evrimi biz yaşamayacağız.Çünkü biz farklıyız.Ulus devlet fikri ,büyük fay hattıyla  batı dünyasını bügünlere taşımıştır.Bunu kendi içinde haklı kılan sebepleri vardır.En büyük özelliği  endüstriyel kapitalizmi var eden protestan ahlakın insana kattığı “ben merkezci” karakterdir.Bu olumsuz gibi gözüken özellik, batılı insanı kendinden kurtarmış, dünyevileşen din, gerçek kimliğinden uzaklaşarak çağdaş bir meditasyon olarak batılı uygarlığı sadece teselli etmiştir.Diğer taraftan ise protestan rahiplerin “seçilmişlerden olmak için işini çok iyi yapmalısın” öğütleri ,ahiretten esasen kopmuş kendine tapınmanın bütün somut özelliklerini taşıyan batılı insan için ,gelişmenin zihinsel ruhunu oluşturmuş ve muazzam bir inovasyon taarruzunun başarı kulvarını tesis etmiştir.Fetihlerini eşya üzerinden yapan batı uygarlığı o konforlu debdebesiyle bizim ve tüm dünyanın gözünü kamaştırsa da bugün artık söyleyecek sözü kalmamıştır.Tebessümü sırıtmaktan ibarettir.Rol dahi yapamamaktadır.Dinsiz bir çağın dini olan hümanizm,mülteci çocuklarını köpekbalıklarına yem olarak sunmuştur.ABD başkanlık seçimlerinde 10 yıl öncesine göre marjinal sayılan Trump’ın seçilme şansının yükseldiği bile tesadüfi sayılamaz.Çünkü bu bu durum batı’nın gerçek yüzüdür.İşte böyle bir dünyanın asi çiçeği olan milliyetçilik akımlarının şekillendirdiği ulus devlet , fay kırıkları bizim havzamızda eşyanın ve insanın tabiatı olamaz.”Ben nesli” bu toplumun tabiatı olamaz.İşte Suriyeli misafirler.Ulus devlet fikri tüm mıknatıs özelliğiyle 57.Alay kabristanında erimeye mahkumdur.Etine, buduna,rengine, ırkına tapınmayan bir milletin hikayesidir İstiklal harbi.”Gül düşünmüş, gülüstan etmiştir” bu ülkeyi.Bu milletin kadim geleneği,irfanı ,çıkardığı medeniyet ufku ,batı düşüncesini gözünde büyütmeyecek kadar organik bir yüceliği karakterize eder.Şimdi yapılacak olan bu potansiyelin dinamizm kazanmasıdır.

YAŞAYAN BİR ANAYASA YAPMAK ZORUNDAYIZ.
        Bir yazının çerçevesi içinde ancak bu kadar ifade edilebilir düşüncesiyle sonuca gelmek istiyorum.Sabah güneşin ilk ışıklarıyla beraber yeni anayasa toplumumuza bir milat yaşatacaktır.Yeni dinamizmin frekanslarını zikreden yeni bir  anayasa.Adı yeni de olsa eskiyi anlatan değil.Ruhuyla da yeni anayasa olmalı.

Amerikan Yüksek Mahkemesi yargıçlarından Brennan ‘ın deyimiyle “Anayasının dehası,artık yaşanmayan geçmiş bir dünyada sahip olduğu anlamlarla değil, onun büyük ilkelerinin mevcut sorunlar ve ihtiyaçlarla başa çıkacak  şekilde uyarlanabilirlik gücüne dayanır.”

        Türkiye, hala darbe anayasaları ile yönetiliyor. Ve bu ülkenin köylüsüyle, kentlisiyle,okumuşu ve okumamışıyla bir toplumsal haykırışa ihtiyacı var.Yeni anayasa büyük bir çıkış,kuşatmaya karşı iktidar ve muhalefetiyle bir huruç oluşturabilir.Vasi tayin edilmiş pozisyonumuz hukuken tartışılmaz.Gerçek böyle.Statükoyu bozma hakkımızı kullanamıyoruz.Vesayeti sürdürenler bazen o kadar hızlı kabuk değiştiriyor ki aklı başındalar, arifler bile ayak uyduramıyor gidişata.Şifreyi çözemiyor.Medya, bazen STK lar,üst yargı kurumları, emanet ettiğimiz başkomutanlar bu vesayeti bazende saf akılları yüzünden devam ettirip gidiyorlar.Kolay anlatsın diye örnekliyorum: …Binlerce Aytolun,binlerce Tuğtekin,binlerce Gümüştekin…Yer bazen Anayasa Mahkemesi oluyor, bazen TBMM…

        “Gözleri var görmezler,kulakları vardır işitmezler” bilinen bir tabirdir ancak yinede ürperiyor insan.Bu yangın,hendek savaşları, barikatlar, bombalı tuzaklar,suikast silahları, roketatarlar, ilçe ilçe sokak savaşları daha nasıl alarm verilmez, bu kuşatma daha nasıl görülmez.Yüzyıllık bir kuşatmayı yaracak tarihi bir dönemeç yaşadığımızı nasıl inkar ederiz.

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 24.03.2016 - 13:19 -599-
Bu sayfayı paylaşın :