Yeni Anayasa Tek Adam Sistemi mi?

-A A +A

Çok ciddi konuları çığırından çıkarmakta bağlamından saptırıp bambaşka uzaylarda tartışmakta üstümüze yok. Adına ister “Cumhurbaşkanlığı” ister “Başkanlık” sistemi deyin, gerçekten Türkiyemizin geleceğini derinden etkileyecek bir değişimin dönüm noktasındayız. Fakat bu değişimin olumlu yönde mi yoksa olumsuz yönde mi gelişeceği konusu tartışılıyor. Ancak bu tartışmanın öneminin gerektirdiği ciddiyette yapıldığı çok su götürür. Komisyon çalışmaları sırasında sergilenen ciddiyetsiz ve Meclisin mehabetine yakışmayan tutum ve davranışlar Meclis çalışmalarında da artarak devam etti. Bu holiganca yaklaşımlar konunun ait olduğu zeminde tartışılma ve halkı aydınlatma imkanlarını da berhava ediyor.

Yazılarımı takip edenler bilirler ki, Başkanlık sistemine kateregorik olarak taraftarım. Bu sistem de Demokratiktir. Demokrasinin sürdürülmesi için illa  parlamenter rejim şart değildir. Fakat bir rejimin demokratik olmasının gerek ve yeter şartları parlamento, başbakan, başkan olmasından öte evrensel olarak geçerliği kabul edilmiş başka değerlerde ve kurumlardadir. Tabii ki bunların başında Hukuk devleti, hukukun üstünlüğü, temel hak ve özgürlükler (insan haklarına saygı, din ve vicdan özgülüğü, ifade hürriyeti) gelmektedir.

Başkanlık sisteminin demokratik çerçevede işlerlik kazanmasının diğer önemli şartları da “kuvvetler ayrılığının” ve “denge denetleme mekanizmalarının” Iyi ve sağlam şekilde tesis edilmesidir. Bu günlerde parlamentoda “Orta oyunu” kıvamında tartışılmakta olan Anayasa değişikliklerinin bu bahsedilen kriterler çerçevesinde aklı selim ile tartışılma zemini kalmamıştır.

Bunun iki önemli sebebi vardır. Birincisi CHP nin ortaya koyduğu muhalefet tarzıdır. O kadar akıl dışı o kadar ciddiyetsiz mücadele ortaya koyuyorlar ki bunun karşısında, bu güne kadar CHP ile yakınlığı olmamış ciddi uzmanlar bile CHP ile paralel düşmemek için alt perdeden konuşmak yada susmak mecburiyeti hissediyorlar. Bunların içinde AK partili kitlelerin saygı duyduğu fikirlerini bu güne kadar desteklediği kalemler de var.

İkincisi de Ak Parti sözcülerinin savunma argümanları ve AK Parti trollerinin her türlü medyada yürüttükleri ötekileştirici dışlayıcı kutuplaştırıcı hatta hainleştirici tutum ve söylemlerdir. Benzerini CHP yapmıyor mu diye sorarsanız, “evet yapıyor” derim. Fakat onların istediği ortam zaten bu. Bunun sağlanmasına AK Parti trolleri de katkı veriyor. Sonra eskilerimizin “Sui misal emsal olmaz”diye pırlanta değerinde bir sözü var. Yani Başkasının suçunu kimse kendi suçuna mazeret yapamaz demektir.

Tutarlılık çok önemli bir meziyettir. Bir kimsenin fikir ve sözlerinin ciddiye alınması; eskiden söyledikleri ile konjoktür değiştiğinde söylediklerinin belirli ilkeler çerçevesinde mantıken ve aklen tutarlı olması gerekir. Adalet Bakanının “Partili Cumhurbaşkanlığı”nı savunma sadedinde Atatürk ve İnönü Tek parti dönemlerini örnek göstermesi talihsizliktir. Türkiyede o tarihlerde Müslümanlara reva görülen eziyetler zulümler dışlamalar milli hafızada silinmemecesine yer etmiştir. Türkiyeyi kendi ruh köküyle, kurulup gelişmesine katkı verdiği medeniyet havzasıyla tüm bağların koparılıp Batının dümen suyuna bir nesne olarak bağlayan uygulamalar o dönemlerde yapılmıştır. Hala Ülkemizin yaşadığı problemlerin hemen hepsi o dönemde kurulan yalnış yapılanmadan kaynaklanmaktadır. Hatta AK Partiye milletin teveccühü ve Ak Partinin enerjisinin o dönemdeki uygulamalara duyulan tepkiden kaynaklandığını kim inkar edebilir?

Daha önce kitlelerin kıyasıya eleştirdiği dönemlerin şimdi referans olarak gösterilmesinin tutarlılıkla bir ilgisi olabilir mi? Bu sözler CHP yi ikna etmek için söylenmiş ise biline ki hiçbir faydası olmaz. Nitekim olmadı. Pardon, belki bir faydası oldu; CHP Başkan vekilinin ağznından “Tek parti dönemlerinin Demokratik olmadığı” itirafını işitmiş olduk.

Fakat problem Partili Cumhurbaşkanlığında değil, Bu sistemin nasıl uygulanacağındadır. Mesela 1950 1960 yılları arasında DP iktidari döneminde Cumhurbaşkanı Celal Bayar da Demokrat Partili idi. Buna rağmen Adnan Menderes kalkınma hamleleri başlatmış Din ve Vicdan hürriyeti üzerindeki ağır baskıları bir nebze olsun hafifiletmişti (Bahs-i diğer olarak; Atatürkü Koruma Kanunu ve müslümanların başı üzerine bir kılıç gibi dikilen TCK 163 madde zulmü o dönemde çıkarılmıştır)

Biz bu güne kadar Kuvvetler ayrılığı ilkesinin demokrasinin bir fazileti hatta ayracı olduğunu öğrendik.  Yasama Yürütme ve Yargı erklerinin birbirini dengelediği, birinin ötekisini kontrol altına almadığı bir sistemin demokrasinin gerek şartı olduğunu öğrendik. Meğer yalnış biliyormuşuz. Olur ya bilmemek ayıp değil öğrenmemek ayıp. Akşam gazetesinin yazarlarından Serdar Turgut'tan Öğrendiğimize göre Cumhurbaşkanlığı Başdanışmanı Mehmet Uçum Kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir ülke yönetimi için bir takoz olduğunu savunuyor ve yeni global dünyamızda her ülkede etkin, hızlı, dinamik ve yoğun kararları alıp uygulayabilecek bir yönetim iradesine Ihtiyaç olduğunu ileri sürüyor.

Bu sözde, Türkiye bağlamında çok büyük haklılık payı da var doğrusu. Çünkü kuvvetler ayrılığı ilkesi ilk defa Türk Anayasasına 27 Mayıs 1960 darbesinden sonra girmiştir. Erkler birbirini çelmeleyecek ve biri ötekini baskılayacak şekilde sistemleştirilmiştir. Bu sayede Türkiyede vesayet sistemi kurumlaştırılmış seçilmiş hukümetlerin icraatları hep yargı erki tarafından durdurulmuş eli kolu bağlanmıştır. Cumhurbaşkanlığı halkın iradesinin üstünde kendisini vasi olarak gören güç odaklarının kontrol mercii olarak işlev görmüştür. Ta ki Cumhurbaşkanı halk oyuyla seçilene kadar. Bu nedenle CHP nin bu alandaki eleştirileri “yalancı çoban” misali inandırcı olmamakta, vesayet rejimini ayakta tutabilmek için yapılan son çırpınışlar olarak değerlendirilmektedir.

Ama bunun yerine getirilecek yeni paradigmanın ne olduğu açıkça ifade edilmiyor. Bu alanda duyduğumuz şey “Türk Tipi Başkanlık sistemi” bunun da içinin doldurulması dört başı mamur tanımlanması gerekiyor. Eğer biz de, bir köylünün elektriği tanımladığı gibi “Nidüğü belli değildür, ittiğünden bellidür” diyerek, yeni sistemi anlayabilmek için, şu anda Mecliste tartışılan Anayasa değişikliği maddelerine bakacaksak gerçekten Kuvvetler ayrılığı ilkesinin olmadığı, denge denetleme mekanizmalarının, denetleme durumunda olduğu makamlarca atandığı gerçeğiyle karşı karsiyayız. Bunun en bariz örneği HSYK'nın ve Anayasa Mahkemesi üyelerinin yarısının Cumhurbaşkanı tarafından, diğer yarısının da Cumhurbaşkanının kontrolü altındaki Parlamento tarafından atanmasıdır.

Parlamentonun yetkilerinin bir bölümü Cumhurbaşkanına kararname yetkisi olarak devrediliyor.  Parlamentoyu fesih yetkisini elinde bulunduran bir Cumhurbaşkanı karşısında Meclisin nasıl bir yasama bağımsızlığına sahip olabileceğini değerlendirin. Sonuçta ortaya çıkan “Türk Tipi Başkanlık Sitemi” tek adam yönetiminden başka birşey değil.

Bu gün; Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı, eğer ölmez sağ kalırsa görünür gelecekte te Cumhurbaşkanı olacak diye bu sistemi hararetle savunanlar bu gücün tam tersi zihniyetteki bir iradenin eline geçebileceğini hiç akıllarına getirmiyorlar mı? Her insanın bir gün öleceğini düşünmüyorlar mı? Kimin ne zaman darbe yapacağı belli mi? Hangi küresel gücün elini cebimize sokmayacağını kim söyleyebilir? Aslolan İnsanlar değil Kurumlardır. Kim cumhurbaşkanı olursa olsun Türkiyenin kurumlarını bozamayacak, İktidar gücünün kontrolsüz olmadığı, Devleti insanımızın hizmetine koşan istikrar getirecek özgürlükçü bir Anayasaya ihtiyacımız var.

Kategori: 

2 Comments

Mehmet Emin bey,

Mehmet Emin bey, yazılarınızdan istifade ediyoruz. Teşekkür ederiz. Evet şahısları esas alan düzenlemeler yapmak yanlışlığına düşülmemesi gerektiğini ümit ederiz hesaba katar, dikkate alırlar. Ayrıca Başkanlık Y. Başkanlık, Partili Cumhurbaşkanlığının yönetim görevini icra ederken meşvereye, istişareye azami önemi vermesi gerektiği muhakkaktır. İstişare-meşvere-danışma mekanizmaları, (takoz olmayacak şekilde) bu yeni düzenlemenin neresindedir ve ne kadar etkili geçerli alanı kaplamaktadır. Bu da önemli bir husus. Bunun da açık-anlaşılır bir şekilde ifadelendirilmesi lazım.

Hüseyin Bey değerli katkınız

Hüseyin Bey değerli katkınız için teşekkür ederim. İşaret ettiğiniz hususlar konusunda kamuoyunun ikna edilmesi gerekir. Fakat yazım çok uzadığı için buna temas edemedim. Bu konuların CHP nin el,ine bırakılmaması sağduyulu insanlkarımızında bu konuları dile getirmesi gerekir diye düşünüyorum. Allaha emanet olunuz.

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 13.01.2017 - 10:59 -509-
Bu sayfayı paylaşın :