Yeni Dünya Düzeni Ve Son Kale

-A A +A

   Emperyal güçler, dünyayı kendi istedikleri şekilde dizayn  edebilmenin mücadelesine devam ediyor. Zaten şaşırtıcı olmayan bu mücadeleleri onların genetik kodlarından kaynaklanıyor. Yüzyıllardır hep aynı şeyi yaptılar ve yapıyorlar. Bin yıl önce Haçlı Seferleri ne ise, yüz yıl önce Sevr Antlaşması ne ise bugünde amaçları aynı. Hepsi adeta bir kopyala-yapıştır gibi. Bir Arap Lawrence’a bakın birde FETÖ virüsüne. Ben amaç açısından arada bir fark göremiyorum. Yüz yıl önce Arap halklarını, Boşnakları, Arnavutları hatta gayr-i Müslimleri dahi bizden koparıp kendi rotalarına getirenler; şimdi Kürtleri, Alevileri düşman gibi göstermeye ve bizleri Anadolu’da boğmaya çalışıyor. Belli ki onların kafasındaki yeni dünya düzeninde parçalanmış ve etkisiz bir Türkiye hayali var. Çok açık bir şekilde hedef halindeyiz. Anadolu yarımadası gözlerine kestirdikleri ‘’son kale’’ . Tabi bu yazdıklarımız insanın aklına ‘’neden biz?’’ sorusunu getirebiliyor. Dilimiz döndüğünce bu sorunun cevabını arayalım.

   Bugün dünyanın siyasi açıdan fay hattı diyebileceğimiz bölgeleri mevcuttur. Bu bölgelerden belli başlı üçü ise: Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu. Bu üç bölgede farklı etnik ve dini unsurların bir arada yaşadığı topraklar. Bu topraklar kapanmamış defterler, bitmemiş hesaplarla dolu. Buralarda atılacak her kurşun olayları nerelere taşır bilmek zor. Tıpkı Balkanlarda atılan bir kurşunun I.Dünya Savaşı’nı tetiklemesi gibi.

   Evet, tarihte bu karmaşık toprakların hepsine birden hükmederek, buralara yepyeni bir medeniyet götüren, buralara adalet ağları ören, farklı etnik ve dini unsurları yüzyıllarca hoşgörü içerisinde bir arada tutabilen atalarımızdan başka hiç kimse yoktur. Ancak 18. Yüzyılın sonlarından itibaren ‘’Batı’’ menşeili milliyetçilik dalgaları bu coğrafyaları perişan etmiştir. Bizim adalet getirdiğimiz yerlere Batı, bu dalgadan itibaren kan ve gözyaşı getirmiştir. Irkçılığın ve faşizmin dibini yaşatmıştır. İlerleyen yıllarda da bu topraklardan elini hiç çekmemiştir. Kan ve gözyaşı içerisinde olan bu toprakların hamisi ve tek umudu Türkiye’dir. Bunu şüphesiz bir şekilde söylüyorum; çünkü beş ay önce bir proje kapsamında gittiğim Balkan topraklarında Makedonya’da, Kosova’da, Bosna’da birçok vatandaştan bizzat duydum. Bize ‘’Siz Anadolu’da güçlü iseniz biz buralarda rahatız aksi takdirde hiç huzur yok’’ dediler. Onlar Batı’nın farklılıklara tahammülsüzlüğünü yaşamış insanlardı. Bosna Savaşı’nda katledilenler onların akrabası, arkadaşı, kardeşi idi. Ve bu insanlar Batı’ya değil bize güveniyor. Başka taraftan bakıyorsunuz Suriye’de ki savaştan kaçanlar gelip Türkiye’ye sığınıyor. Araplar, Kürtler, Ezidiler… burayı güvenli bir liman olarak görüyor. Sadece onlarında değil Kafkaslarda çile çeken Ahıska Türklerinin, Azerilerin, Kırımlıların umudu olan bir Türkiye var. Evet, Türkiye varsa umut var. Ancak bu umudu bitirmek isteyenler tüm gücüyle üzerimize geliyor. Onlar bu gönül coğrafyasında bir uyanışa vesile olacak bir Türkiye’yi değil, içine kapanık, küçük ve etkisiz Türkiye’yi arzuluyor.

   Emperyalistlerin tek amacı bu gönül coğrafyamız ile bağları koparıp atmak değil elbette. Onların petrol için, doğalgaz için, altın için yapmayacağı hiçbir şey yok. Afganistan’ı ezdiler, Irak’ı parçaladılar, Libya’yı, Mısır’ı, Suriye’yi ne hale getirdiler. Azerbaycan’ı da Karabağ üzerinden zorluyorlar. Suudi Arabistan’da ve BAE’de maalesef kendi istikametlerinde olan iktidarlar var. İran ise ‘’Şia’’ görünümlü ‘’Pers’’ siyaseti ile coğrafyayı ayrılığa sürüklüyor. Yukarıda Batı’nın petrol ve gaz için yapamayacağı hiçbir şey olmadığını söylemiştik. İşte bu noktada ismini zikrettiğimiz ülkeler petrol, doğalgaz, altın, bor ve toryum madenlerinin ana yuvası.

   Bunların dışında bugün Afrika’nın da bizden bekledikleri var. Bugüne kadar kendini demokrasi havarisi ve medeni olarak lanse eden Batı, Afrika ülkelerini bu hale getirmiştir. Coğrafi Keşifler denen sömürü düzeninin miladından itibaren Afrika Batı’dan ne hayır gördü? Onlar Cezayir’de soykırım yaptılar, Sudan’ı açlığa mahkum edip üstüne birde güçlü maden kaynakları için Güney-Kuzey şeklinde ikiye böldüler, siyahilere ikinci sınıf muamelesi yaptılar, insanları balık istifleri gibi gemilere doldurup ülkelerine köle olarak götürdüler. Ancak bizim medeniyetimiz köleliği yasakladı, ırkçılığı yasakladı, atalarımız hiç kimseye siyahi diye veya farklı bir etnik gruptan diye aşağılık muamelesi yapmadı. Bu başarıyı sadece biz gösterdik. Bunu ne Batı, ne Çin, ne de Ruslar hiçbir zaman başaramadı. İşte bu yüzden Balkanlardan Kafkaslara , Afrika’dan Ortadoğu’ya ve Doğu Türkistan’a kadar umut yani ‘’son kale’’ biziz. Onların insanlık adına verebileceği bir şey yok. Ancak biz onların köle ettiği Afrika ülkelerine insani yardımlarda bulunuyoruz, dostluk hastaneleri açıyoruz;açlıkla karşı karşıya kalan ülkelere gidip yiyecek-giyecek gibi ihtiyaçları için çırpınıyoruz. Onların bu sömürü düzenine karşı biz dimdik ayakta duruyoruz ve bu yüzden hedefiz.

   Onlar Irak’ı ve Suriye’yi parçaladı, bizi de parçalayıp kukla devletleri aracılığıyla sömürüye devam etmek istiyorlar. Fakat bizim genetik kodlarımızda sömürüye direnmek, putları yıkmak vardır. Bu millet yüz yıl önce Çanakkale’de nasıl el ele vererek direndi ise zaman yine şer odaklarına karşı direnme zamanıdır!

İBRAHİM BİLGİÇ

Kategori: 

Etiketler: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 30.09.2016 - 09:54 -576-
Bu sayfayı paylaşın :