Yüz yıllık dostluk işte böyle olur

-A A +A

                Şehirlerarası otobüs yolculuğu yapmayan yoktur aramızda. Bolu’dan kapı komşum Enis Bey, Ankara üzerinden Ağrıya gitmekte olan İzmirli koltuk arkadaşına:

                -Hayırdır, İzmir nere, Ağrı nere, ne işiniz var Ağrı’da, diye sormuş. Yaşlı Ağabey bir ah çekmiş:

                -Siz gençleri anlayamıyorum. Ağrı çok uzak bir yer mi, bu devirde? Atladın mı otobüsle de gidersin uçakla da. Eskiden yol yok, otobüs yok, hele uçak hiç yok. Varsa da bizim için cepte para olmayınca hiç yok, demektir. Ama biz o şartlarda bile mesafelerin uzaklığına aldırmazdık. Arkadaş dendi mi, yayan yapıldak yola düşer basar giderdik. Şimdi sizler bugünkü imkânlara rağmen uzaklıktan şikâyet ediyorsunuz. Olabilir, uzaklık da olabilir. Peki, ama hani fedakârlık, hani sevgi, hani arkadaşlık! Arkadaş söz konusu olunca dağ, dere, tepe, ova fark etmez, hepsi dümdüz yol olur arkadaş için.

                -Dur hele Ağabey, bir soluklan, ufak bir soru sordum, beni hiç anlayıp dinlemeden, başladın anlatmaya. Ben anlattıklarına katılıyorum. Demem o ki, bu yaşta niye böyle bir yolculuk? Koltuk arkadaşı değil miyiz, konuşmayacak mıyız? Nasıl bitecek bu koca yol?

                -Ben de onu diyorum evlat! İnsanlar yan yana oturdukları, saatlerce yol gittikleri halde birbirleriyle konuşmuyor hatta biri diğerine merhaba bile demiyor. İnsanlar bir tuhaf olmuş, ben anlayamıyorum yeni nesli. Herkesin elinde bir cep telefonu. Maşallah otobüslerde televizyon da var. Herkes onunla meşgul oluyor, konuşmak şöyle dursun yol arkadaşının dönüp yüzüne bile bakmıyor. Eskiden televizyondan şikâyetçiydik. Ohoo! Şimdi telefon var, laptop var. Bunlar olunca insanlar yanlarındaki yolcu arkadaşına bile merhaba demiyor. Ha bir de tek koltuklu arabalar var. Tek koltuk olunca, telefon, televizyon, laptop gibi şeyler de olunca artık merhabaya gerek kalmıyor. Koca otobüste yapayalnız gidiyorsunuz. Şaşıyorum valla!

                -E, Ağabey, ben de konuşalım diye sordum, hakikaten Ağrı’da, hayır mıdır, ne iş var?

                Enis Bey, bu soruyu ikinci defa sormuştu. Yaşlı ağabeyin duraksamasından endişeye düşmüş, acaba beni azarlayacak mı diye bir duyguya kapılmıştı. Öyle bir şey olmamış. Esasen ihtiyar öyle biri değilmiş. İki eliyle sakalını sıvazladıktan ve kalın mercekli gözlüğünü yerine yerleştirdikten sonra yeniden konuşmaya başlamış. Konuşurken buğulu gözlerle maziye bakar gibiymiş. Başkalarını rahatsız etmeyecek şekilde pek çok şey konuşmuşlar. İzmir’den Ankara’ya kadar zevkli bir yolculuk olmuş.

                Enis Bey, onun ağzından seyahatin asıl amacını şöyle özetledi:

                “-Arkadaş dedim ya az önce! Orada asker arkadaşım var. Askerde en iyi arkadaşım Ağrılıydı. Çok iyiliklerini gördüm. Bölük çavuşundan ileriydi benim için. Siz o zamanki askerlikleri bilmezsiniz. Onun iyiliklerini hiç unutamam. Torununu sünnet ettiriyormuş. Sünnet düğününe gidiyorum.”

                                                                               ***

                Enis Bey bunları anlatırken sevimli ihtiyarın arkadaşlık anlayışını hayranlıkla karşılıyor, “Nerede bugün böyle arkadaşlıklar?” diye soruyordu.

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 27.06.2017 - 13:19 -248-
Bu sayfayı paylaşın :