Zulümden Kaçış

-A A +A

Zulümden Kaçış

 

Kaçıyordu Mûsâ aleyhisselâm…

Korku, telaş ve acıyla kaçıyordu. Azıksız, erzaksız ve kimsesizdi.

Kenarında doğup büyüdüğü koca Nil nehrini arkasında bırakmış; kızgın kum çöllerine dalmıştı. Önünde vahşi hayvanların uluduğu aşılmaz dağlar, geçit vermez uçurumlar vardı. Sonra, belirsiz bir gelecek…

Bir mazluma yardım etmek isterken, zâlim Firavun’un adamlarından bir Kıptî’yi öldürmüş, ikinci bir Kıptî ile vuruşmak üzereyken, şehrin öte başından koşarak gelen bir adam: “Ey Mûsâ! İleri gelenler seni öldürmek için aralarında görüşüyorlar. Hemen çık git, doğrusu ben sana öğüt verenlerdenim…” demişti. (1)

Daha fazla duramazdı burada. Hemen etrafına bakınarak şehirden çıkmış ve “Rabbim! Beni bu zâlimler güruhundan kurtar!”  (2) diye yalvararak, Medyen istikametine yönelmişti.

Sekiz gün, sekiz gece yürüdü ıssız ve uçsuz bucaksız sahralarda. Aç, susuz ve yorgundu. Ayakkabılarının altı delinmiş, giysileri toz toprak içinde kalmıştı.

Sekiz gün, sekiz gece sonra Medyen’e ulaşmış, bir kuyunun uzağındaki yaşlı bir ağacın gölgesine sığınmıştı.

Kuyunun başında koyunlarını sulamak isteyen birçok çoban ve daha ötede de sıranın kendilerine gelmesini bekleyen iki genç kadın vardı. Onlar da koyunlarını sulayacaklardı ama diğer çobanlardan çekiniyorlardı. Babalarının yaşlılığı sebebiyle bu işi kendilerinin yaptığını öğrenince hemen onlara yardıma karar verdi. Kızların hayret ve hayranlık dolu bakışları altında sürüyü suladı. Genç çobanlar teşekkür edip ayrıldılar…

Mûsâ yaptığı işten memnun ve fakat yorgunluk ve bitkinlik içinde yeniden ağacının gölgesine oturdu. Etrafta kimseler kalmamış, hava soğumaya başlamıştı. Kendisini öylesine yalnız, çaresiz ve yoksun görüyordu ki, kurumuş dudaklarından: “Rabbim! Doğrusu indireceğin her türlü hayra muhtacım!” (3) cümlesi döküldü. Bir lokma ekmeğe, bir rahat döşeğe, bir parça uykuya ve elbette bir güler yüze muhtacım Allah’ım! Bütün varlığıyla sana teslim olmuş bu garip ve yalnız kulunu koru…

Gelecekte tarihin kurucuları arasına girecek ve “Kelîmullah”  (4) olarak ün salacak olan Allah’ın büyük peygamberi Mûsâ aleyhisselâm şimdi Medyen’de böyle yalnız ve çaresiz vaziyette dua ediyor; kuşlar bile kendi yuvalarına çekilmişken o evsiz, barksız ve yapayalnız vaziyette, bir gurbet diyarının yaşlı ağacı altında, iki büklüm oturuyordu.

Birden bir ayak sesi duyup başını kaldırdı. Öteden bir karaltı geliyordu kendisine doğru. Dikkat edince bunun az önce koyunlarını suladığı genç kızlardan biri olduğunu gördü. Kızcağız utana sıkıla yaklaştı ve babasının kendisini eve davet ettiğini söyledi. “Koyunlarımızı suladığın için sana ücret verecek…”  (5) diyordu.

Fakat o, kızların koyunlarını her hangi bir ücret kazanmak için sulamamıştı ki… “Biz Yakup oğulları, yaptığımız iyilik karşılığında bir ücret almayız…” dedi kararlı bir sesle. “Fakat babanızın davetine icabet etmek ve kendisiyle tanışmak isterim…”

Yolu tarif eden genç kızın önüne düşerek, yaşlı adamın evine doğru yürüyen Mûsâ aleyhisselâm, Rabbinin, duasını ne kadar çabuk kabul ettiğini düşünüyor, içten bir gülümsemeyle tebessüm ediyordu. Onun öylesine kerîm, öylesine merhametli bir Rabbi vardı ki, elbette kendisini aç ve açıkta bırakmayacak, inâyet ve lütfu ile yardımına yetişecekti.

Kul, gönlünün derinliklerinden gelen bir nida ile “Rabbim!” diyecekti de, bütün sesleri, fısıltıları ve gönülden geçenleri bilen yüceler yücesi Mevlâ’sı ona karşılık vermeyecek miydi? (6) Mazlumun duası ile Allah arasında bir perde olur muydu? (7)

Aziz kâri!

Bundan sonra yaşanan kıssayı da “Kasas” sûre-i celîlesinin ilgili âyetlerinden takip edebilirsiniz. Hz. Mûsâ ile Hz. Şuayb aleyhisselâmın konuşmalarını, aralarında yaptıkları anlaşmayı, Hz. Mûsâ’nın on sene Medyen’de hizmetten sonra yaşlı Peygamberin kızlarından biri ile evlenip mal ve mülk sahibi olduğunu ve bir gün ailesini yanına alıp, Mısır’a dönmek üzere yola çıkınca, Mukaddes Tuva Vadisi’nde, yüce Allah’ın kendisine Peygamberlik görevi vererek Firavun ve teb’asına elçi olarak gönderdiğini ve büyük mücadelesi ile tarihin akışını nasıl değiştirdiğini okuyup, öğrenebilirsiniz.

Şimdi bize düşen de Mûsâ aleyhisselâmın bu güzel duasını gönülden tekrar ederek, tarihin çehresini bir kez daha değiştirmek olmalıdır. Öyle değil mi?

1- Kasas, 28/20

2- Kasas, 28/21

3- Kasas, 28/24

4- Nisâ, 4/164

5- Kasas, 28/25

6- Mü’min, 40/60)

7- Efendimiz Yemen’e vali olarak tayin ettiği Hz. Muaz b. Cebel’e çeşitli öğütler verdikten sonra: “Mazlumun bedduasını almaktan kork. Zira Allah ile bu beddua arasında bir perde yoktur.” buyurmuştur. Buhârî, Hadis no: 2448. Bu hadis ayrıca Müslim, Ebû Dâvud, Tirmizî ve Nesaî’de de kayıtlıdır.

Kategori: 

Yeni yorum ekle

Yayın Tarihi : 22.12.2016 - 10:20 -409-
Bu sayfayı paylaşın :