Bu soruya özet olarak; Milli ve yerli Anayasa yapacaksak, Batı’ ya karşı maddi medeniyet noktasında gelişmiş olmalarından kaynaklanan hayranlık ve aşağılık kompleksinden kurtulmuş olarak, tamamen Manevi ve Milli değerlerimiz ışığında bir anayasa yapma gayreti içinde olmamız gerektiğini, çünkü anayasanın maddi medeniyet konusu olmayıp manevi medeniyetin konusu olduğunu ifade etmiştik. Çok geri bir durumda olan Batı manevi medeniyetinden bizim alabileceğimiz bir şey yoktur. Hatta Batı’ da manevi medeniyet diye bir şeyden bahsetmek bile mümkün değildir.
24.02.2021 05:23
1 yorum
1.561 okunma
YAPILACAK YENİ ANAYASANIN REFERANS NOKTALARI VE ESASLARI NELER OLMALI?
Mehmet Aktan

Değerli okuyucu;

Önceki yazımızda “YERLİ VE MİLLİ ANAYASA NASIL YAPILIR” sorusuna ana hatlarıyla cevap bulmaya çalışmıştık.

            Bu soruya özet olarak; Milli ve yerli Anayasa yapacaksak, Batı’ ya karşı maddi medeniyet noktasında gelişmiş olmalarından kaynaklanan hayranlık ve aşağılık kompleksinden kurtulmuş olarak, tamamen Manevi ve Milli değerlerimiz ışığında bir anayasa yapma gayreti içinde olmamız gerektiğini, çünkü anayasanın maddi medeniyet konusu olmayıp manevi medeniyetin konusu olduğunu ifade etmiştik. Çok geri bir durumda olan Batı manevi medeniyetinden bizim alabileceğimiz bir şey yoktur. Hatta Batı’ da manevi medeniyet diye bir şeyden bahsetmek bile mümkün değildir.

            Bu yazımızda acizane; yapılacak anayasanın temel esasları noktasında bir deneme yapmak arzusundayım.

            Bu arzum durumdan vazife çıkarmak niyetinden kaynaklanmadığı gibi, yazacaklarımın kale alınması ihtimalinin neredeyse hiç olmadığını, şimdiye kadar yazdıklarımızın hiç kale alınmamış olmasından biliyorum. Ancak, “Bildiğini söylemeyen dilsiz şeytandır” hükmünden dolayı, doğru bildiğimi söylemeye çalışacağım. Ta ki vebalden kurtulmuş olayım.

            Anayasa:

1-Devlet’ in en temel kuruluşunu, bu manada yasama, yönetim ve yargı organlarının tesis ve faaliyet esaslarını, birbirleriyle münasebet şekillerini, bu üç temel devlet organın yenilenmesinde uyulması gereken şartları belirler.

2-Devlet ve toplumun yönetiminde hangi temel esaslara uyulması gerektiği hususunda genel kurallar koyar.

3-İnsan hak ve hürriyetlerini, gerçek ve tüzel kişilerin birbirleriyle, Devlet’ le, doğal hayatın diğer unsurlarıyla (Bitkiler, hayvanlar vs. eşyayla) olan ilişkilerde ve nihayet milletlerarası ilişkilerde hak ve yükümlülükleri ana hatlarıyla belirler.

DEVLET ORGANLARININ TESİSİ NASIL OLMALIDIR?

Yapacağımız yeni anayasanın yerli ve milli olması için, öncelikle yapacağımız anayasanın referans noktalarını belirlememiz gerekiyor. Bu noktada şimdiye kadar yapılmış bulunan anayasaların kafamızdaki gayri milli ve yabancı referans noktalarını sıfırlamadan yerli ve milli bir anayasanın temellerini atmamız mümkün olmaz.

Ülkemiz’ de şimdiye kadar yapılan anayasaların referans noktaları hep Judeo-Grek-Roma (Yahudi-Yunan-Roma) temelli Batı Kültürü olmuştur. Bu muhtevadaki referans artıklarını sıfırlamadan yeni bir anayasa yapım çalışması asla yerli ve milli olamaz.

Referans noktaları olarak bizim manevi ve milli değerlerimizin referans noktalarına bir göz atmamız gerekiyor.

1-Manevi ve Milli değerlerimiz; Devlet organlarının tesis ve işleyişinde iştişari rey anlayışının esas alınması gerektiğini işaret etmektedir. Kitap ve Sünnet’ de işlerimizde istişareyi emretmektedir.

O halde; Devlet organlarının tesisi için de bireylerin iştişari kanaatlerine başvurulması gerekiyor.

Köy ve mahallelerden başlayıp, ilçe ve illerle devam edip nihayet merkezi organları belirleyen bir iştişari rey sistemini ihdas etmeliyiz.

2-Seçileecek olanlarda aranması gereken özellikler; Ehliyet, liyakat ve kıdem esastır.

Bizim kültürümüzde bir göreve talip olmak yoktur. O halde seçimlerde adaylık söz konusu olmayacaktır. Seçmenler, istedikleri kişinin ismini el yazısıyla seçmen pusulasına yazıp sandığa atacaklardır. Seçmen pusulalarının sayım ve dökümü sonunda, kaç kişi seçilecekse, ismi en çok yazılan kişiden aşağıya doğru seçilecek kişi sayısını buluncaya kadar inilir ve bu şekilde seçilen kişiler belirlenmiş olur.

Seçimlerde aday olmamasının çok değerli hikmetleri vardır.

            a) Gerçekten ehliyetli ve liyakatli insanlar alçakgönüllülüklerinden ve öne çıkmaktan çekinmelerinden dolayı aday olmayı asla düşünmemektedir.

            b)”El elin aynasıdır” atasözü doğrultusunda kimin gerçekten ehliyetli ve liyakatli olduğunu seçmen çok daha iyi bilebilir.

            c) Hal-i hazır durumda; meselesi memleket meselesi olmayan, bir makam, bir menfaat temininden başka düşüncesi olmayan insanlar aday gösterilmek için aday gösterecek kişiler önünde taklalar atmakta, seçildiklerinde de aday gösterenlerin zebunu olmaktadır. Ya da, adayları belirleyecek konumda olanlar, ehliyet, liyakat ve kıdem esaslarına göre değil, akraba ve hısımlık, iltimas, torpil gayretleriyle hatta bazen de rüşvet etkisiyle adaylar belirleyebilmekte, bu ise devlet idaresinin kısa zamanda sonunu getirmektedir.

            Bu şekilde seçilmiş insanlardan oluşan, Devlet kurul ve kademelerinden Devlet’ e, Millet’ e hayır gelmemekteir.

            DEVLET FAALİYETLERİNDE GÖZETİLECEK ve UYULACAK KAİDELER NEDİR?

            Devlet organlarının tesisinde nasıl rey ve adaysız seçim esas ise; 

            Devlet organlarının karar ve faaliyetlerinde gözetilecek ve uyulacak kaideler de iştişari rey sistemine dayanmalıdır. En alt istişare kurulundan en üst istişare kuruluna kadar (Köy-İlçe-İl-merkez) tüm istişare kurullarında önce kurul üyelerinin görüşleri alınır, bu suretle en elverişli, en yararlı fikrin ortaya çıkmasına imkân ve fırsat verilmiş olur. Tüm iştişari kanaatleri alan başkan en uygun görüşü kurulun görüşü olarak açıklar. Bundan sonra, kurulun her üyesi, başkanca açıklanan görüş, velev ki kendi görüşüne aykırı olsun, sanki kendi görüşüymüş gibi başkanın görüşüne tabi olur. Böylece, kurullarda belirlenen kararlara artık itiraz, muhalefet yapılmaz, tefrika olmaz, fitne ve fesada imkân verilmez. Devlet her kademede dinç kafayla yönetilir.

SİYASİ PARTİLER GERÇEKTEN VAZGEÇİLMEZ UNSURLAR MIDIR?

            Siyasi parti anlayışı bize, İttihat-Terakki Fırkası ile girmiştir. İttihat Terakki; Osmanlı’ nın son döneminde, 2. Abdülhamit Han’ ın Devlet’ in yıkılışını durdurma çabalarını boşa çıkarmak isteyen Yahudi, Ermeni ve Rum çeteleriyle ve düşman devletlerle iş birliği yapan içimizdeki yabancılaşmış hain ve gafillerden müteşekkil bir güruhtu.

            Fırka kelimesi, tefrika kelimesinden gelmektedir. Tefrika, fark ihdas etme, ayrılma, bölünme anlamlarına gelmektedir.

            Batı medeniyeti ortaçağda; Hep derebeylik, krallık yahut kilise sultası gibi despot bir idare altında yaşadıklarından, despotizmi dengeleme adına “Siyasi Parti (Fırka) “ kavramını ihdas etmişlerdir. Ardından da; “Siyasi partiler demokratik hayatın vazgeçilmez unsurları dır” şeklindeki bir düsturu anayasalarına koymuşlardır. Batı, siyasi parti kurumundan yararlanmış olabilir. Onlar için siyasi parti elzem olabilir. Tefrika, Batı kültürünün vazgeçilmez parçası olabilir. Ancak bizim manevi ve milli değerlerimiz arasında tefrika hoş görülecek bir vakıa değildir. Çünkü makbul ve matlup olan ayrımcılık değil, birlik ve beraberliktir, “ululemre itaattir”. Herkese inanç, düşünce, fikir ve ifade özgürlüğü verilen bir rejimde kimsenin ayrıca bir muhalefet partisine ihtiyacı olmaz.

            Ülkemizde Cumhuriyet Tarihi boyunca; bir muhalefet Partisi’ nin gerçekten Devlet-Millet yararına iktidar partisinin yanlış bir işini düzeltme, doğru, güzel bir işini de takdir ve teşvik ettiğine şahit olmuş mudur? Ben bilmiyorum.

            Yoksa iktidar partisi hemen her zaman dış düşman güçlerden daha çok, içerdeki muhalefet partilerinin engellemeleriyle mi uğraşmıştır?

            Değerli okuyucu;

            Ülkemizde T.B.M.M. de Devlet’ ten en dolgun maaş vs. ödenekleri alan milletvekillerinin yüzde kaçının aldığı paranın hakkını verdiğine inanıyoruz?

            Siyasi taassubun körleştirdiği gözler, sağırlaştırdığı kulaklar, kararttığı kalpler hırs ve öfke ateşinin yakıp kavurduğu gönüller yasama faaliyetinin doğru dürüst yapılmasına fırsat veriyor mu?

            Kafamızı kuma gömmenin gereği yok! Milletimizi hiçbir zaman memnun etmemiş olan tefrika (fırka-parti) anlayışına mahkûm olmamalıyız!

            Bizi temsil edecek olan insanlar, parti olmaksızın, aday olmaksızın köy ve mahallelerimizden itibaren seçile seçile gelip Meclisimizi oluşturmalıdır. Aynı şekilde her türlü düşünce ve fikrin, serbestçe açıkça ifade edilip ortaya çıkabildiği ortamlar, gerçek katılımcı demokrasinin var olduğu, yaşatıldığı ortamlar olacaktır.

            En yukarıdan en aşağıya kadar tüm yönetim ve istişare kurulları, fikirlerini serbestçe ifade edebildikten sonra kendilerini, muhalefet partilerinin var olduğu bir rejimde olduğu gibi devlet yönetiminin dışında hissetmeyecekler, iktidar olma yolunda gözlerini hırs bürümeyecek, hırçınlaşmayacaklardır.

            Farklı fikirlerden yararlanmanın gerçek zemini işte budur!

            Siyasi partilerin mevcut olduğu bir devlet idaresi, iktidar ve muhalefet arasında Devlet ve Millet yararına bir fikir alışverişi, bir yardımlaşma, yanlışı düzeltme, doğruyu teşvik zeminini hiçbir zaman oluşturmamıştır.

Gözleri kör, kulakları sağır ve kalpleri hissiz eden bir egoizmin, ihtirasın tüm güzel duygu ve iyi niyetleri yok ettiğine şahit oluyoruz.

TEMEL ANAYASAL BİR DEĞER SAYILAN LAİKLİK KAVRAMI BİZE NEREDEN GELDİ? BİZİM KÜLTÜRÜMÜZDE LAİKLİK YOK MUDUR? VARSA BATININ LAİKLİK ANLAYIŞIYLA FARKI VAR MIDIR?

Laiklik entelektüel olarak; “Devletin din işlerine, Din’ in de devlet işlerine karışmaması” şeklinde tarif edilir. 

Ancak bu tarifte iki temel hata vardır.

1-Toplumun mensubu bulunduğu dinin kapsamında devlet işleri de varsa, o zaman dinin devlet işlerine karışmasını engellemek, aynı zamanda dini de engellemek, bu suretle devletin dine karışması olmayacak mıdır?

Ya da; din adına hareket ettiğini iddia eden bazı kötü niyetli kişiler aslında din çerçevesinde değil de süfli saik ve gayelerle hareket ederlerse, devlet buna seyirci mi kalacaktır?

2-Dünyada bilinen hangi anayasada din kurallarından mülhem hükümler yoktur? Hangi hukuk sisteminde din temelli hükümler yoktur? Sözgelimi; Din’ de adam öldürme, terörizm, hırsızlık, fuhuş, ihanet cezalandırılıyor diye, tesis edilecek laik hukuk sisteminde bu suçlar cezalandırılamayacak mıdır?

Bu sorulara verilecek cevaplar “Devletin din işlerine, Din’ in de devlet işlerine karışmaması” şeklindeki tarif doğrultusundaki bir anayasal kuralın içi boş bir kural olduğunu, uygulanabilir olamayacağını tereddütsüz ortaya koymaktadır.

 Laikliğin bu tarifle anlatılan hükmünün, papaz ve kilise sultasının önünü kesmek amacıyla Batı’ nın ihdas ettiği bir kavram olduğu hemen anlaşılmaktadır.

Bizim kültürümüzdeki “Leküm diniküm veliyedin” hükmü ise, (Çağımızda laiklikten murat dini inançları doğrultusunda yaşama hürriyetini de kapsayacak şekilde) din ve vicdan hürriyetini insana tanımaktadır. Hem de 14 asır öncesinden bu yana!

Peygamber (S.A.S.) Efendimizin Medine’ de kurduğu İslam Devleti’ nde Müslüman olmayanlara, Müslüman olanlara tanınan hakların aynen tanındığını kimse inkar edemez.

            Manevi ve Milli Kültürümüzden kaynaklanacak bir anayasa, yukarıda arz ve izah etmeye çalıştığım nedenlerle insanlığın şuuraltında öteden beri el yordamıyla sahip olmaya çalıştığı bir anayasadır. Böyle bir anayasa, sadece Müslümanların değil, gayri Müslüm toplumların da şuuraltında var olan ve el yordamıyla arayıp bulmaya çalıştıkları bir anayasadır.

            Çünkü, manevi değerlerimizin öngördüğü anayasa, fıtratla uyuşan bir anayasadır. Hangi din ve inanca mensup olursa olsun, her insan ve toplum adil bir yönetim arzu eder.

            Manevi değerlerimizin teklif ettiği bir hukuk sistemi ise, adil bir hukuk sisteminin ta kendisidir!

            “Evden yetmeye danacık derler” şeklinde bir atasözümüz vardır. Bu nedenle bu yazılanları akademik bir kariyerim olmaması nedeniyle haddi aşan, fazla iddialı, çok radikal şeklinde değerlendirenler olabilir. Elbette saygı duyarım.

            Bu yazının tamamıyla samimi inanç ve düşünce mahsulü olduğunu ifade etmek istiyorum.

            Manevi değerlerimizin tüm insanlığın hayatındaki adaletsizlik, haksızlık, mezalim, çifte standart, açlık, sefalet, merhametsizlik gibi yaralara merhem olacak cihanşümul değerler olduğunu artık fark etmemiz gerekiyor.

            Bu konuda sahte tevazua gerek yok. İnsanlığı içinde bulunduğu perişan durumdan kurtaracak olan reçete Biz’ de! Yeter ki Biz farkına varabilelim!

Gerçek demokrasinin nasıl bir şey olduğunu insanlığın Ülkemiz’ de görmesine vesile olabilirsek ne mutlu Biz’ e!

            Allah’ a emanet olunuz. 24.02.2021

Av. Mehmet AKTAN

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
SİYASİ PARTİLER VE ADAYLIK
SİYASİ PARTİLER VE ADAYLIK GERÇEKTEN İYİ DÜŞÜNÜLMELİDİR. BU HALİYLE PARTİLER MİLLETİ FENA BÖLMEKTEDİR. AYRICA SİYASİ PARTİLERDE LİDER SULTASI TAM BİR FELAKETTİR. BİR ÇOK YENİ PARTİ LİDERLİK SULTANIN SONUCU MECBUR KALINARAK KURULMAKTADIR. MİLLETİN LİDERİN ATADIĞINI DEĞİL KENDİ GERÇEK VEKİLİNİ SEÇMESİNİN ÖNÜ AÇILMALIDIR. MECLİSTE BİR VEKİL LİDERİN PARMAKÇISI OLMAKTAN ÖTE GEÇEMEMEKTEDİR.AYRICA BU ŞEKLİYSE SEÇİM İÇİN BÜYÜK HARCAMALAR GEREKTİRMEKTEDİR. HAL BÖYLE OLUNCA SİYASETTE EHİL İNSANLAR YERİNE CEBİ DOLU İNSANLAR ÖNDE OLMAKTADIR.
Yorum Ekleyen: İLHAN AKKURT     2.03.2021 15:05:52
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya