Kısa süre önce 104 emekli amiral bir araya gelerek bir gece yarısı bildirisi yayınladılar. Konu: özellikle Kanal İstanbul ve Montrö Antlaşması üzerineydi.
19.04.2021 05:41
1 yorum
271 okunma
BİLDİRİ
MONTRÖ-KANAL İSTANBUL
128 MİLYAR
Mehmet Aktan

Kısa süre önce 104 emekli amiral bir araya gelerek bir gece yarısı bildirisi yayınladılar. Konu: özellikle Kanal İstanbul ve Montrö Antlaşması üzerineydi.

            ÖZETLE: Kanal İstanbul’un Montrö Antlaşmasını riske sokacağı, inşası halinde Ülkemizin boğazlar üzerindeki hakimiyetine zarar vereceği, Montrö Antlaşmasına taraf ülkelerin Ülkemizi sıkıntıya sokacağı yönündeydi.

            Değerli okuyucu;

            Konu üzerinde elbette çokça tartışmalar, iddia ve savunmalar yapıldı. Halen de bu konu gündemi işgal etmeye devam ediyor. Bu nedenle acizane ben de bu haftaki yazımda bu konuyu değerlendirmek istedim.

            1-Montrö Antlaşması 1936 yılında imzalanmış siyasi bir antlaşmadır. Lozan Antlaşmasının boğazlarla ilgili olarak Ülkemiz’in aleyhine ve zararına hükümler ihtiva etmesi nedeniyle değişen şartlar da göz önüne alınarak Türkiye’nin revize talebi üzerine imzalanmış bir antlaşmadır.

            Hukuki bir antlaşma değildir. Bu nedenle uluslararası mahkemelerde Türkiye’nin yargılanıp aleyhine hükümler verilmesi söz konusu değildir.

            Sevr Anlaşmasıyla ilgili olarak, o zaman; “Anlaşmayı bozarsak bizi mahkemeye verirler, aman dikkat edelim, akıllı olalım! “  deseydik İstiklal Savaşı yapılır mıydı? Bağımsız bir Ülkemiz olur muydu?

            2-Boğazlar geçişlerini sadece Montrö Antlaşması düzenlememektedir. Türkiye, geçişlerle ilgili sözleşmeye uygun bir de tüzük çıkarmış bu tüzük doğrultusunda geçişler gerçekleşmektedir.

            Türkiye’nin yeni şartlara göre tüzük değişikliği yapma imkânı sözleşmeye aykırı olmamak kaydıyla her zaman mümkündür. Örneğin, şimdi her gemi başına tonajı ne olursa olsun 3.400 dolar olan geçiş ücretini, zamanın şartlarına göre, Süveyş ve Panama Kanallarının geçiş ücretleri göz önüne alınarak 200-300.000 dolar civarında belirleyebilir. Montrö Sözleşmesi, gemi geçiş ücretlerini belirlemiş değildir.

            Ayrıca geçen geminin tonajına endeksli olarak da geçiş ücreti belirleyebilir ve bu daha adaletli olur. Dünyanın hiçbir uluslararası su kanalında böylesine komik bir geçiş ücreti yoktur.

            3-Montrö sözleşmesinin geçerliliği sözleşmenin imzalandığı 1936 yılından itibaren 20 yıldır. 20 yıl geçtikten sonra, taraf devletlerden herhangi biri, sözleşmeden çekilebilir ya da hükümlerinde değişiklik yapılmasını isteyebilir. Başka bir deyişle sözleşmenin geçerlilik süresi dolalı 65 yıl olmuştur.

            4-Türkiye Kanal İstanbul projesiyle, İstanbul Boğazını geçişlere kapatmamaktadır. Tam tersine geçiş için yeni bir alternatif tesis etmektedir.

            Montrö’ye taraf hangi ülke bize ikinci bir seçenek sunuyorsunuz diye feveran eder?

            5-İstanbul Boğazı’ndan geçmekte olan bir tankerin “Dümenim kilitlendi gemi kontrolümden çıktı” bahanesiyle Dolmabahçe Sarayı’na ya da yüzlerce tarihi değerlerimize bindirip, helak etmesinin önüne geçme imkânımız var mı?  

            6-İndependenta adlı tankerin 1979 yılında İstanbul Boğazında aylarca yanarak çevre ve hava kirliliğine neden olması tedbir almamız için yeterli bir olay değil midir?

            Değerli okuyucu gece yarısı bildirisi yayınlayan 104 Amiral acaba yukarıdaki konuları düşünüp, kendi kendilerine hiç soru sormuş mudur? Düşünmemişse bu düşüncesizliğin gerekçesi nedir? Eskilerde “Echel-i cühela” diye bir tabir vardır. Şimdiki karşılığı “Cahilliğinin farkında olmamak” tır.

            Cehalet ürünü olduğu bu kadar açık seçik olan bir konuda 104 kişinin mutabakat halinde olmasının arkasında cehaletten başka bir şey aramak gerekmiyor mu? 104 cahilin “Hadi bir araya gelelim, birlikte cehaletimizi bir bildiriyle gece yarısı açık edelim! “diyebilmeleri mümkün mü?

            Değerli okuyucu bir de 128 milyar doların kaybolma meselesi var!

            Merkez Bankasının 128 Milyar dolarlık bir varlığı yok olmuş da bundan kimsenin nasıl haberi olmamış? Merkez Bankası’nın içi boşaltılır da memleket ekonomisi tepetaklak olmaz mı?

            Böyle bir yolsuzluktan haberi olanlar, haberdar olunca neden ellerindeki belge ve bilgileri memleketin C. Başsavcılıklarına verip, şikâyette bulunmamışlar?

            Şimdi birisi çıkıp elinde bir delil olmadan dese ki: “Filanca Parti’ye yapılan Devlet yardımını partinin genel başkanı, yöneticileri zimmetlerine geçirip yediler. Nerde bu paralar?” diye sorup çamur atsa, kamuoyu oluşturduktan sonra da sussa, bunun bir müeyyidesi yok mudur?

            Hukukun genel kuralları arasında müddei iddiasını ispatla yükümlüdür. İspata davet edilir. İspat edemezse iftira suçunu işlemiş olur.

            C. Başsavcılarımız bu konuda neden gereğini yapmıyorlar, mağdur olanlar neden şikâyette bulunmuyorlar acaba?

            Değerli okuyucu;

            Batı’dan ithal ettiğimiz tefrika (fırka-fitne-parti) siyaseti var olduğu sürece, iktidar hırsıyla yanıp tutuşan insanlar, iktidar olabilmek için her türlü yalana, dolana, düzene, iftiraya başvurabilirler.

            “128 milyar dolar nerede?” iddiasını ortaya atan bir siyasi partinin milletvekili olan bir şahıs bu konuyla ilgili olarak önce “ Merkez Bankası’nda böyle bir kayıp olmaz, bilanço okumasını bilen herkes, paraların nereden gelip nereye gittiğini görüp anlayabilir. 1 T.L. bile kayıp olmaz. Bu şekilde konuşursam sorduğumuz soruyu kırmış olurum! “ şeklinde konuşmuş, ertesi gün: “Ben bu konuda genel başkanımla aynı düşünüyorum! “ Diyebilmiştir.

            Parti taassubu öyle bir dereceye ulaşmıştır ki, sözde ekonomi, maliye işlerinden anlayan üst düzey bir partili milletvekili, dün söylediğinin tam tersini bugün söyleyebilmiştir.

            Böyle bir siyasi düzenin memlekete Millet’ e hayrının mı yoksa şerrinin mi dokunacağına siz karar verin!

            Düşman ülkelerin bize yapmadığı, yapamadığı fenalıkları, içimizdekilerin yaptığına şahit oluyoruz.

            Osmanlı’ nın son yıllarında bazı Avrupa Devletlerinin sefirleri, en büyük Devlet’ in hangi devlet olduğu konusunda fikirler ileri sürerken, Keçecizade Fuat Paşa; En büyük devletin Osmanlı Devleti olduğunu söyler. Bu sözlerini “Hasta adam nasıl en büyük devlet olur? “diye istihza ile karşılayan sefirlere: “Osmanlı’ yı siz dışardan biz içerden yıkamadık, elbette Osmanlı en büyüktür” diye cevap vermişti.

            Dış düşmanlar elbette bizi yıkmaktan hiç vazgeçmediler ama, ara sıra ara verdiler. Ama içimizdekiler hiç ara vermeden Devlet, Millet düşmanlığı’ na devam ediyorlar. Hem de dozunu artırarak! Çünkü onlar hep içimizde yanımızdalar!

            Allah içimizdeki düşmanları ıslah etsin, ıslah olmazlarsa da kahhar ismiyle kahretsin İnşaallah!

            Allah’ a emanet olunuz. Ramazanımız hayırlara vesile olsun İNŞAALLAH. 19.04.2021

Av. Mehmet AKTAN

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
Kutlarım
Eyvallah üstad tebrikler. Doğru söze ne denir
Yorum Ekleyen: Mustafa Yıldız     23.04.2021 14:42:39
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya