Bizim çocuklar küçükken, zaman zaman onları mutlu etmek için yiyecek, oyuncak gibi şeyler alarak sürpriz yapmak isterdim.
07.07.2021 07:46
1 yorum
904 okunma
Adalet mi, Ekmek mi?
Mehmet Aktan

Bizim çocuklar küçükken, zaman zaman onları mutlu etmek için yiyecek, oyuncak gibi şeyler alarak sürpriz yapmak isterdim.

Ne var ki, sürpriz yapıp sevindireyim derken çocuklar aldığım şeyleri çoğunlukla paylaşamazlar bu yüzden evde uzun süreli arbede ve hatta kavgalar yaşanırdı. En nihayet aldıklarımı almakla hiç de iyi bir şey yapmadığım kanaatine varır ve aldığıma pişman olurdum.

İyi bir şey yapayım derken çocukların da bizim de huzurumuz kaçar, günümüz zehir olurdu.

Öyle sanıyorum birden fazla çocuğu olan her aile aynı şeyi yaşamıştır, yaşıyordur ve yaşayacaktır da!

Şimdi düşünüyorum da; çocukları birbirine düşüren şey, haksızlığa uğradıkları düşüncesi, kendilerine adaletsiz davranıldığı algısı olmalı.

Elbette hiçbir baba anne çocukları arasında adaletsizlik yapmak istemez, yapmaz. Ama çocuklar neden böyle bir duyguya kapılırlar?

Çünkü çocuklar gerçek adaleti fark edecek kadar zihnen gelişmemişlerdir henüz. Siz büyük çocuğa cüssesinden dolayı yiyeceğin fazlasını verirsiniz, küçük çocuk kendisine az yiyecek verildiğini zannederek haksızlığa uğradığı duygusuna kapılır, isyan eder, feveran eder.

Yahut aldığınız oyuncakları çocukların yaşlarına uygun paylaştırırsınız ama, birisi kendisine uygun görülen oyuncağı değil de, kardeşine verileni daha cazip bulabilir. Bu yüzden çıngar çıkarır.

Çocuklara yeni oyuncaklar ve yiyecek alınmasının ailedeki huzur ve mutluluğu artırmak yerine huzursuzluğa neden olmasının sebebi; çocukların haksızlığa uğradıkları vehmine kapılmış olmalarıdır. Burada adaletsizlik vehminden bahsediyorum, çünkü ortada gerçek bir adaletsiz yoktur. Çünkü hiçbir baba-anne çocukları arasında kasıtlı adaletsizlik yapmaz. Ama çocukların akli ve ruhi gelişimi, bunu anlayacak seviyede değildir. Bu nedenle haksızlığa uğradıklarını düşünüp isyan eder feveran ederler.

Aklen ve bedenen reşit olmuş olan insanlar ise; ailede, arkadaşlar arasında, toplumda ve yahut da dünyada insanlar arasında adaletin gerçekten gözetilip gözetilmediğine bakıp, insafı elden bırakmadan, eşitliği değil, adaleti baz alarak durum değerlendirmesi yapıp haksızlık ve adaletsizlik olup olmadığı konusunda fikir yürütüp tavır takınmalıdırlar.

Burada altını çizmek istediğim husus; İnsanlar, kendilerine verilen maddi manevi bir kıymetten daha çok, haksızlığa, adaletsizliğe uğrayıp uğramadıklarıyla ilgilenirler. Bu adalet beklentisi insanoğlunun fıtratının en temel unsurlarından biridir.

Bu konunun kapsamını biraz genişletirsek:

Toplumun huzuru; Sahip olunan refah seviyesi ve konfordan ziyade, yürürlükteki hukuk sisteminin ve uygulamalarının adil olmasıyla ilgilidir.

Bir ülkede yürürlükte bulunan hukuk sisteminin ve uygulamalarının ne kadar adil olduğu konusunu belirlemek için aşağıdaki hususların değerlendirilmesi gerekiyor.

1-Toplumun inanç ve kültür değerleri insanoğlunun fıtrî özelliklerine uygun mudur?

2-Yürürlükteki hukuk sistemi, toplumun kültürel değerlerine ve fıtrata uygun mudur?

3-Hukuk sisteminin uygulayıcıları olanlar, ehliyet, liyakat ve kıdem itibariyle yeterli midirler?

4-Geçmişteki vaki uygulamalar, insanların adaletin yeterince tecelli ettiği konusunda inançları güçlü müdür?

Bu konularla ilgili değerlendirmeler yapıldıktan sonra Ülkemiz’ de adalete olan güven hakkında bir fikir sahibi olunabilir.

 -Ülkemiz, hal-i hazır durumda hangi kültürel (Manevi) medeniyeti seçtiğini kesin olarak belirleyebilmiş değildir. Yahudi-Yunan ve Roma (Judeo-Grek-Roma) kültüründen kaynaklanan Batı Medeniyeti mi seçilmeli, yoksa, İslam Medeniyeti ve geleneksel örf ve adetlerimizden mülhem Milli Kültürümüz mü? Bu konuda 2 asırdan beri henüz bir karar verebilmiş değiliz. Bu nedenle insanoğlunun fıtrî özelliklerine uygun olan bir sosyal sistemi, yani İslam Medeniyeti’ ni resmi olarak seçip benimsemiş değiliz.

-Yürürlükteki hukuk sistemimiz de bu medeniyet seçimimizdeki tereddütten dolayı istikrara kavuşmuş bir hukuk sistemi değil. Biraz ondan biraz bundan alıp karıştırdığımız hilkat garibesi bir hukuk sistemimiz olduğu inkâr edilemez.

-Hukuk sistemimizin uygulayıcıları da; toplumumuzun henüz istikrara kavuşmamış sosyal yapısından nasibini almış olduklarından, ehliyet, liyakat ve kıdem konularında yürek soğutacak bir kalite düzeyinde bulunmuyorlar. İş çokluğu nedeniyle hâkim ve savcıya olan ihtiyaç, yeterli eğitim verilmeden atanma yapılmasını zorunlu hale getiriyor.

-Şimdiye kadar ki uygulamalar karşısında halkımızın adalete yeterince güvenmediklerini de teslim etmemiz gerekiyor.

Bu nedenlerle; halkımız arasında sudan sebeplerle uyuşmazlıklar çıkıyor. Sırf inat, öfke, bencillik, büyüklenme gibi enfüsi sebeplerle mahkemenin yolunu tutanlar çoğunlukta.

Bu nedenlerle; hakimlerimiz savcılarımız iş yükü altında eziliyor ve sonuçta usul esası bozuyor ve adaletin tecellisi gailesi ikinci plana düşüyor.

Bu nedenlerle; davalar inanılmaz derecede uzuyor. Neticede insanlar dava açtığına da pişman oluyor.

Bu nedenlerle; ha bire yapılan adliye sarayları, ceza evleri yine de yeterli olmuyor. Halk arasındaki; “…adam şöyle bir suç işlediği halde, hâkim serbest bırakıyor. Böyle adalet olur mu? “Şeklindeki feveranlara her gün şahit oluyoruz.

Halbuki katalog suçlar dışındaki suçlarda, katalog suçlarda da güçlü delil olmazsa sanığın tutuklanmaması gerektiğini vatandaş bilmiyor. Çünkü cezaevlerinde yer yok! Kanun koyucu bunu da dikkate alarak tutuklamayı mümkün mertebe azaltmaya çalışıyor.

Çocukluğumda bir hikâye kitabında okumuştum;

Kadı’ lık zamanlarında; Bir yerde kadıya pek gelip giden olmazmış. Bir gün kadılığın kapısının çıngırağı çalmış. Çıkıp bakmışlar ki bir yılkı atı, çıngırak üzerinde yeşermiş bulunan yosunları yemeye çalışıyor. Belli ki iyice acıkmış.

Yılkı atının ne olduğunu bilmeyen okuyucularımız olabilir diye arz ediyorum; İnsanlar atları yazın çalıştırırlar, kışın ise atın yapacağı bir iş olmadığı için, yedirdikleri yemden tasarruf etmek amacıyla atı araziye bırakırlar. Hayvan kış şartlarında karnını doyurabilirse hayatta kalır, doyuramazsa ölür gider.

Kadı efendi yılkı atının acından ölmek üzereyken hasb-el kader sanki kadıya şikâyete gelmiş gibi durumunu görünce, sahibini buldurup, ata sahip çıkmasını emreder ve ata yapılan bu haksızlık bu şekilde düzeltilmiş olur.

Ne yazık ki şimdi, mahkemelerimiz bırakınız yılkı atlarını, inanılmaz haksızlığa ve zulme uğramış vatandaşın mağduriyetini kısa zamanda telafi etme imkanından mahrum!

Değerli okuyucu;

Aç bir toplum bir süre yaşayabilir. Büyük ihtimalle de sonunda yiyeceği bulup, açlıktan kurtulabilir ve yaşayabilir. Ancak adaletsiz yaşayamaz. Toplum, toplum olmaktan çıkar. Bir süre topluluk haline gelir, sonra da tümden dağılır. Yok olur gider.

Allah, bizi böyle hazin bir sondan esirgesin İNŞAALLAH, âmin. 07.07.2021

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
Gerçek Adalet mi?..
Bir çok kişiye göre Adalet iyi uygulanıyor,memnunuz denebilse de, az sayıdaki bir kesim Adalet uygulanamıyor,haksızlık var diyorsa; halkın büyük bir kısmının memnuniyetine rağmen burada büyük bir sorun var demektir.Şöyle ki;Osmanlıda- Mecellede ki bir duşünceye göre, Binlerce mağrurun hayır duası değil,bir tane mazlumun beddua sı daha makbuldur, yerini bulur denmiştir...
Yorum Ekleyen: Abidin Zeki Çağıran     8.07.2021 10:53:12
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya