İnsan her şeyin kendisi için yaratıldığı yeryüzünün üzerinde yaşar, nimetlerinden yararlanıp mutluluğa ulaşmaya çalışır.
09.07.2021 08:53
552 okunma
Yaşadığımız Hayat
Ali Akça

Hiçbir şeyin önemi yok şu hayatta; sağlık olsun, bir de gönül dolusu huzur, gerisi yalan dünya.
Cahit Zarifoğlu

İnsan her şeyin kendisi için yaratıldığı yeryüzünün üzerinde yaşar, nimetlerinden yararlanıp mutluluğa ulaşmaya çalışır. Yaşamın anlam ve amacı her iki dünyada özetle budur.  Ancak akış herkesin istediği gibi gitmez. Başkalarına katkıda bulunmamış bir hayat, anlamı olmayan bir zaman törpüsüne dönüşür. İnsan elindekileri yeterince paylaşmak istemez. Oysa yardım etmenin hazzı hiçbir şeyde olmaz. Gerçek şu ki, vermek hayatı canlı tutar, gönlünce yaşayanlar gönülden verenlerdir. Sağlık, ilişkiler, tutkular, gelişim; hayata katkıyla daha iyi anlamı kazanır. Adaletin, şefkatin ve hoşgörünün olmadığı toplumlar eninde sonunda çökmeye mahkûmdur.

Yaşamak sadece hayatta kalmak; kaçıp konfor alanına sığınmak olmamalıdır. Geriye bakıldığında, önceki nesillerin mutlu olmak için daha az şeylere ihtiyaç duydukları bir gerçekti. Başını sokacak bir ev, biraz yiyecek, üretim ve buna bağlı elde edilen biraz para onlar için yeterliydi. Günümüz insanı için bugün fazla önemi olmayan şeyler, geçmişte yaşayanlar için çok önemli ve mutluluk kaynağıydı. Evvelce üretmeden yaşamak mümkün değildi. Aslında mutluluk her dönem ihtiyaçlar karşılanınca oluşuyor. Ancak bugün mutluluk arayışının toplumun değil, sadece kişinin yalnızca kendisi için olmasını arzuladığı egoist bir davranış biçimine dönüştüğü görülüyor. Yöneticiler “Bir kişiye tam dokuz, dokuz kişiye bir pul” vermeyi yeğliyor.

Doğanın bu dünyada verdiklerinin keşfi sayesinde insan, ilkel iletişimden daha iyi bir düzeni, birbirinin yaşamını etkileyen bir hayat tarzını evrimleştirdi. Sanayi devrimi ve teknolojik gelişim, dijital çağ hayatımızı tamamen değiştirdi. Tüketim toplumunda insanı mutlu etmek için giderek artan, çeşitlenen mal ve hizmetler üretildi. Tüm bunlara rağmen, çarpık zihin iklimi değiştirilemediğinden doyumsuzluk arttı, yeterince mutluluk oluşmadı. Oysa ultra lüks televizyonları, tablet bilgisayar, akıllı telefon ve saatler veya robot süpürgeler, kahve makinaları olmadığı için önceki nesillerin hayatları daha kötü değildi. Onlar tükettiklerini üretir, paylaşır, akşam huzurla başlarını yastığa koyarlardı. Şimdi teknolojik aletlerle hayat kolay ve pratik ancak huzur kayboldu. Yürüyüşe çıkan insanın bir elinde telefon, gözleri etrafın güzelliğinde değil, iki saniyede bir telefona bakmadan duramıyor.

Toplumların örgütlenme şekli gelişti. Mutlak teokrasilerden feodal sistemlere ve popüler demokrasiye, başkanlıklara dönüştü. Birçok başarısız deneyimlerden geçildi, milyonlarca insanların hayatına mal olan savaşlar sonrası, acılar çekildi. Bugün yaşanan dünyanın yüzyıllar öncesine göre daha iyi olması gerekmez mi? Ancak görüyoruz ki, dünya nüfusunun çoğu hala sefalet içinde yaşıyor. Teknoloji ve çoğu temel yaşam gereksinimlerinden yoksunlar. Yani dünyanın 'gelişmiş ülkeler' olarak adlandırılan çok küçük kısmı, gerçekten rahat bir yaşam standardına sahip adil ve eşitlikçi bir topluma kavuşmuş görünümü verirken,  kalan çoğunluk kısmın bir avuç siyasetçisi ile yakınları bir eli yağda, bir eli balda yaşıyorlar. Toplumların ezici çoğunluğu ise acı ve ıstırap içinde hayata tutunmuşlar. Bu çarpık düzeni yaşayan çoğunluk acaba bir an “Adaletin kaynağından eksik olduğu” düşüncesine kapılırlar mı?

Öyleyse şu soruyu sorabiliriz: “İnsanoğlunun bugün gerçekten mutlu olması için kim çabalıyor? Yaşanan bu süreçte, bir yığın imkân ve kolaylığa rağmen hiç kimse bu sorunun net bir cevabını veremiyor. Dünyanın çoğunun kargaşa içinde olduğu ortadadır. Orta Çağ'ın en kötü zamanlarında olduğu gibi yine ıstırap, açlık ve savaşlar var. Teknoloji baş döndürücü bir biçimde ilerlemiş olsa da, arabalar hala uçamıyor. Bilgisayarların henüz “nanobiyo” çipleri yok, Ankara’dan New York’a iki saatte ulaşılamıyor. Bugün ortalama 80 yıllık ömrü olduğu halde 150 yıllık mal biriktiren ve harcamaya, paylaşmaya korkan insanın mutlu olması mümkün mü?

Maziye bakıldığında, insanın elinde olanlarla çok daha şen olmuş olduğu ifade edilebilir. Yaşamın en gerçekçi yanı insanoğlunun yalnızlığı hiç sevmemesidir. Facebook, Instagram, Twitter, Whatsapp gibi pek çok sosyal medya platformunda zamanını harcar; ama aslına bakıldığında bunların hepsi onda kısa bir süre etki bırakır. İnsan bir telefona zaman ayırdığı kadar, yanında oturan eşine, dostuna, arkadaşına vakit ayıramaz. Çünkü ikiyüzlülük, hile ve kandırma gibi yanlış değerlerin yönettiği bir algı dünyasına sıkışmıştır. Dürüstlük, doğruluk, iş kalitesi, yurt sevgisi ve iyilik gibi değerler çoktan unutulmuştur. En istikrarlı demokrasiler dâhil hemen hemen hiçbir yerde sistemin adil olduğuna kimse inanmaz. Yönetilen insandan beklenen; çalışmak, vergi ödemek ve gerçek ya da yaratılmış tüm krizlerin yükünü taşımasıdır. Kitlelerin sadece “Sorgulama yeteneğini yitirmiş bir beyin” olarak kalması istenmektedir. Böyle bir düzende yaşam mücadelesi insan hayatını sadelikten karmaşık bir hale dönüştürür.

Demokrasi ve serbest piyasanın tüm değer ve erdemlerinin gerçekten insanın hizmetinde olduğu şeffaf bir topluma ihtiyaç var. Bütün insanların hayatta ilerleme ve mutlu olma imkânıyla dünyaya geldiği bir toplum aranıyor. Politikacıların onlara hizmet ettiğini gerçekten hissedebileceği bir toplum. Üretimin memnuniyetle karşılandığı, teşvik edildiği ve başkalarının sırtından hileli değil; emek ve çaba harcanarak zenginleşen bir toplum. Adil rekabet içinde, fertlerinden en iyi olanın kazanacağı bir toplum. Para, şöhret veya prestij merkezli olmayan, adalet ikliminde yaşanan bir toplum. Kaliteli eğitim ve daha çok okuyan bir ülke. Bugün özellikle gençlerin hayali, böyle bir toplumun oluşturulmasını sağlayacak liderlerin yönetimde bulunmasıdır.  

Gelişimin bu hedef ve değerlere ulaştığı bir noktaya taşıdığını gören yeni nesiller, inanın hayatın anlam ve amacının yüceliğini hissedecek, o gün kendine durmadan sorduğu soruların cevabını bulmuş olarak "İçinde yaşamak istediğim dünya gerçekten budur" diyerek mutlu bir ülkede yaşamanın hazzına ulaşacaktır.

Dostlukla…

Ali Akça
aliakca2009@hotmail.com

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ali Akça
DİĞER YAZILARI

Ali AKÇA, Uludağ İşletme Fakültesi'nden 1982 yılında mezun oldu. Fransa'nın Montpellier kentinde, Paul Valéry Universitési'nde 1982-84 yılları arasında dil eğitimi için bulundu ve muhtelif araştırmalar yaptı. 1984-1986 yıllarında yedek subay olarak askerliğini tamamladı. Fransa'nın Rouen Universitési'nde 1992-94 yıllarında İşletme Yüksek Lisansını tamamladı. Halen, bir kamu kuruluşunda görevini sürdürmektedir. Şiir ve deneme yazıları yazmaktadır.

 

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya