İnsana sunulan bir fırsat olarak hayat, eğilip bir pınardan su içmek gibi tatlıdır. Bu fırsatı mutlu, huzurlu ve başarılı yaşamak isteyenlerin tutum ve davranışlarının doğru; düşünce ve kararlarının tutarlı olması kendi iyilikleri içindir. Dünya hayatını yaşarken onu büyüleyici ve anlamlı kılan en önemli şey insanın kalbinde yeşeren sevgidir.
30.07.2021 02:04
376 okunma
Hayatı Sömüren Duygu
Ali Akça

İnsana sunulan bir fırsat olarak hayat, eğilip bir pınardan su içmek gibi tatlıdır. Bu fırsatı mutlu, huzurlu ve başarılı yaşamak isteyenlerin tutum ve davranışlarının doğru; düşünce ve kararlarının tutarlı olması kendi iyilikleri içindir. Dünya hayatını yaşarken onu büyüleyici ve anlamlı kılan en önemli şey insanın kalbinde yeşeren sevgidir.

Arzu, inanç, aşk, cinsellik, coşku, romantizm ve umut sayıları yüzlerle ifade edilen duygularımızın en temel olanlarıdır. Bunlara, hoş olmayan duygular olarak; korku, kıskançlık, haset, nefret, intikam, aç gözlülük ve batıl inanç eklenebilir. Haset kendinde olmayanı yahut bir başkasında olanı elde etme isteğidir. Haset sonucunda bir kor gibi yakıcı hale gelen rekabeti konumuz dışında tutup; farkında olmaksızın durmadan insanda biriktiren “kıskançlık duygusu” nu ele alıp üzerinde düşünmeliyiz. Bu duygunun ilk bağının sevgi ile kurulduğunu biliyoruz. Sevgi ile birlikte oluşan kıskanma duygusu, insan doğasında olan ve ruhları müthiş biçimde kemiren en yıkıcı duygu olarak karşımıza çıkıyor. Üstelik psikologlara göre kıskançlık doğru, sağlıklı ve evrensel bir duygudur.

Fakat bu duygu özenme, arzu etme, imrenme, çok isteme ile karıştırılmamalıdır. İnsan imrenirse motive olur ve takdir kokusu hisseder. Kıskançlığın motive edici olumlu yönü kişiyi etkiler, geliştirir. Beğeni, hayranlık, takdir, imrenme ve gıpta etme biçimine büründüğünde, kişi takdir ettiği insan gibi olmayı arzular. Aksi halde hırslanır ve kıskandığı kişinin yerine geçmek için onu yok etmek ister. Bu güçlü duygu, sahip olduğunu başkasına kaptırma korkusu ve bir başkasının kendinden daha iyi olmasından kaynaklanmaktadır.

Hepimiz doğduğumuz andan itibaren kıskançlık duygusu ile yaşamaya başlar, kıskançlığı sonradan öğreniriz. Bir ilişkide ölçüyü kaçırmadan belli orandaki kıskançlığın kişinin kendisine ve eşine özenli davranması için gerekli olduğu söylenir. Ancak, kıskanan taraf, bir süre sonra güven kaybı nedeniyle her şeye karşı şüphe duyar. Sürekli alarm durumunda yaşamaya, sevdiğinin her hareketinin altında bir şey aramaya, mesajlarını, elektronik postalarını ve hatta ceplerini kontrol etmeye başlar. İşte o zaman dozaj çoktan aşılmış, iş çığırından çıkmaya başlamıştır. Yalan söylemek, sevdiğinden bir şeyler gizlemek bu kontrolleri sıklaştırır. Kıskançlık rehberliğinde sevenin kuruntuları derinleşir, kışkırtılır ve sevdiğini yıkıp geçer. Doz aşıldığında, ilişkiler, bir yılanın başını yemesi gibi kendi kendini yok eder.

Aile, eğitim, iş ortamı ve hatta komşuluklarda; kısaca yaşamın her anında, elde edilmiş olanı kaybetmeme isteğinden kaynaklanan ve içimizde şaha kalkan bu duygu; insanın elindekini paylaşmama ya da başka bir insanda var olan şeylere sahip olma arzusu içeren karmaşık bir ruh halidir.

  • Ebeveynler her zaman küçük kardeşe hediyeler alıyorlarsa büyük kardeş küçüğü kıskanır. İki kardeş arasından birisine sevgi gösteriliyorsa, sevgiden yoksun kalan diğer çocuk öz kardeşini kıskanır.
  • Bir öğrenci sınıf içerisinde çok başarılı ve bu nedenle öğretmenleri tarafından övgülerle sürekli göklere çıkarılıyorsa, diğer öğrenciler başarılı bulmalarına rağmen bu öğrenciyi kıskanmayı normal bir davranış olarak algılarlar.
  • İş ortamında adil davranmamak kıskançlığı körükler. İş yerinde en çok yeni gelenleri eskiler, daha başarılı olanları başarısızlar, yönetici ile yakın iletişimde olanları iletişim kuramayanlar, üst yönetime yakın olanları yakın olamayanlar kıskanır. Amirleri tarafından şu ya da bu nedenle çok sevilenleri geride kalanlar kıskanır.
  • Başarılı bir kadının özellikle de çekici ise başarısının dış görünüşüne bağlanması, hakkında türlü dedikodular çıkarılması çok sık rastlanan bariz bir örnektir. Arkadaşlık ilişkilerinde biricik olma arzusu kıskançlık oluşturur. Kıskançlık ateş gibidir önüne kattığı her şeyi yakar.

St. Chrys Ostom kıskançlığı “Güveler elbiseleri nasıl kemirirse, kıskançlık da insanı öyle kemirir” diye ifade etmiştir. Başkalarının sahip olduğu, fakat bizim istediğimiz halde sahip olamadığımız şeylere karşı hissedilen kıskançlık ilk akla gelendir. Bu duygu bir kez etkinleşti mi, beyin durur, akıl tutulur, gönül şaşıp kalır. İkinci tür kıskançlık ise; ilişki, statü, pozisyon, makam vb. gibi elde edilmiş olanı kaybetmeme isteğidir. Yahut elinde olanı kaybetme korkusu, güvensizlik, kaygı durumudur. Çocuklukta kardeş, sevgide üçüncü kişi, işte daha başarılı çalışan devreye girince kıskanılır.

Aşk; sevgi, güven ve sadakat demek değil midir? Birbirini gerçekten seven iki insan arasında bir miktar kıskançlık olması doğaldır. Sahiplenme, ele geçirme, kullanma eyleminin aşk ile alakası olamaz. Sadakat, tehdit ile değil sevgiyle sağlanır. Takip ve baskı altında tutma, şüphecilik gibi kıskançlık etkisiyle yapılan hareketler seveni daha da uzaklaştır. Sevilenin her şeyine sahip olma onu kendine bağımlı kılma isteği; sevdiğini kaybetme korkusundandır. Kıskananın nefsi aklın dizginlerini ele geçirince sorgular ve en güzel duygular çarpıcı şekilde yok olur. Kıskançlık doruğa ulaştığında; aile ve arkadaşlar dâhil her şeyi bitirip insandan uzaklaştırır. Tarihte sevdiğini sahiplenme duygusu ölçüsüz ve kıskanç olup başarıya koşan görülmemiştir.

Ünlü Fransız oyun yazarı Moliere “Kıskanç daha çok sever, ama kıskanç olmayan daha iyi sever.” diyerek çok sevmekle, iyi sevmenin arasındaki ince ayrımı vurgulamıştır. Kıskanmayı bilmek için şüphesiz önce sevmeyi bilmek gerekir. Ancak kıskançlık öyle bir duygudur ki, hayatın her alanında kendini gösterir. Bu duygunun en büyük yardımcısı ise gururdur. Kıskançlık ile gurur el ele verdiğinde önlerindeki her engel zamanla yıkılır. Takıntı, saplantı ve hastalığa dönüştüğünde; insanı ağır bir yenilgi ve çaresizlik uçurumuna götürür. Kıskançlık sevmeyi değil, sevgiyi heba eder. Kıskanan, sevdiğinin sinesini hem en mutlu hissettiği, hem de en çaresiz hissettiği yer olarak algılar. Bütün bunlar, mutsuzluk, öfke, kin, yetersizlik, yalnızlık, güvensizlik ve umutsuzluk duygusunu beraberinde getirir.

Kıskançlığın tek sorumlusunun kıskanan kişi olduğu söylenmekle birlikte zararı her iki tarafadır. Her iki tarafta bir çıkmaza girer, çözüm bulamaz. Oursler kıskançlığın açtığı yarayı vurgulamak için “Kıskançlık, duyguların en korkuncu olduğu kadar, en aldatıcısıdır.” der. Hayatı zehir etme konusunda iyi bir işe yaradığı hususunda hemen herkes aynı görüştedir. Han Duvarlarının şairi Faruk Nafiz Çamlıbel kıskançlığın ne denli korkunç olabileceğini “Kıskançlık” şiirinde dile getirir:

Sakın bir söz söyleme, yüzüme bakma sakın!
Sesini duyan olur, sana göz koyan olur,
Düşmanımdır seni kim bulursa cana yakın,
Anan bile okşarsa benim bağrım taş olur…

Sağlıklı ve kaliteli yaşam için kıskançlık duygularını azaltmak yahut ona hâkim olmak yapılacak en iyi şeydir. O halde affedip geçelim, geçmişi kenara bırakıp şimdiyi yaşayalım. Düşünme biçimi, beslenme ve olaylara bakış açımızı değiştirelim. Bir değişim planı yapıp duyguları ve kendimizi kabul ederek farkındalık oluşturalım. Kıskançlığı aşalım, ondan uzak hareket etmeye, onu kontrol etmeye çalışalım. Etrafımızdaki yakın arkadaşlarla kucaklaşalım, içimizde sıkışan ihanet, hayal kırıklığı ve incinme hikâyelerini yavaş yavaş özgür bırakalım. Kıskançlık duygumuzu sevdiğimizle paylaşıp omuzlarımızdaki yükü bir parça hafifletelim. Şunu unutmayalım ki çözüm yine kendimizdedir.

Yoksa yaz geçer, eylül biter, yıllar devrilir gider…

Cemal Süreyya’nın derin anlamlar içeren şu sözlerini de daima anımsamak gerek: “Hayat kısa, kuşlar uçuyor.”

 

Ali Akça
Aliakca2009@hotmail.com

 

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Ali Akça
DİĞER YAZILARI

Ali AKÇA, Uludağ İşletme Fakültesi'nden 1982 yılında mezun oldu. Fransa'nın Montpellier kentinde, Paul Valéry Universitési'nde 1982-84 yılları arasında dil eğitimi için bulundu ve muhtelif araştırmalar yaptı. 1984-1986 yıllarında yedek subay olarak askerliğini tamamladı. Fransa'nın Rouen Universitési'nde 1992-94 yıllarında İşletme Yüksek Lisansını tamamladı. Halen, bir kamu kuruluşunda görevini sürdürmektedir. Şiir ve deneme yazıları yazmaktadır.

 

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya