Erdoğan-Biden Görüşmesinin Hatırlattıkları.
09.11.2021 08:42
1 yorum
608 okunma
Ahlâki Söz-Siyasi Söz
İsmail Aydın
Erdoğan-Biden Görüşmesinin Hatırlattıkları.
 
Tarihçi hemşerim Osman Sakin, Zeki Velidi Togan ile Lenin arasında geçen bir konuşmaya temasla “ahlâkî söz-siyasî söz” ayırımından söz etmişti.
 
Sayın Sakin’in anlatımına göre Lenin, köylülerin sefalet içinde yüzdüğü çarlık Rusya’sında komünist ihtilale girişirken, Orta Asya ve Kafkaslardaki Müslüman toplulukların lider ve önde gelen isimleriyle görüşmüş. Kendisine yardım edilmesi halinde özerklik verileceğini taahhüt etmiş. Çarlık Rusya’sının asimilasyon politikalarını bütün ağırlığı ile üzerlerinde hisseden Türk topluluklar, bu taahhüde inanarak Lenin’i desteklemişler. Ancak Lenin, ihtilal başarılı olduğu halde sözünde durmamıştır. Togan’ın, kendisine taahhüdünü hatırlatması üzerine aralarında şöyle bir diyalog gerçekleşir:
 
-Sayın Lenin, siyasi mücadeleniz başarılı oldu, artık bizim muhtariyetimizi verseniz.
 
-Sayın Togan, size muhtariyet, özerklik falan yok.
 
-Ama söz vermiştiniz.
 
-Ha! Onu dikkate almayınız, verdiğimiz söz ahlâkî değil, siyasî sözdü.
 
İşte Rus sözü budur.
 
PETRO DA SÖZÜNDE DURMAMIŞTI
 
Sadece Lenin değil, öncekiler de, sonrakiler de verdikleri sözde durmamıştır. Sıcak denizlere (Akdeniz) inmek Petro’nun adeta kutsal hayalidir ve bütün Ruslar bunu vasiyet olarak kabul eder. (Rus’u tanımak, onun kafasındaki bu vasiyeti bilmekle mümkün olur.) Öncelikli hedef Azak kalesi, nihai hedef İstanbul’dur. İstanbul elde edildikten sonra gerisi kolaydır. Boğazlar yoluyla Akdeniz’e inilecektir.
 
Rusya, Karlofça andlaşmasıyla (1699) Azak denizine inmiş, o vasıta ile Karadeniz ve Akdeniz’e inmeye teşebbüs etmişti.
 
Çarlık olmadan önce küçük bir knezlik olan Rusya’nın hedefi 18. Yüzyıldan itibaren Osmanlı devletini ya tamamen ele geçirmek, ya himayesi altına almak ya da parçalayarak alâkalı devletlerle paylaşmaktı. “Hasta adam” sözü Çar I. Nikola’ya aittir. (9 Ocak 1853)
 
Petro’nun kışkırtma ve saldırıları sonunda (1711) Prut savaşı çıktı. Türkiye aleyhinde Sırp ve Bulgarlar arasında beklediği isyanlar gerçekleşmedi, erzakı tükendi ve muvazenesi bozulmuş vaziyette Osmanlı’ya yenik düştü. Transilvanya’ya kaçmayı planlarken, Çariçe Katerina’nın teskin ve telkinleri ile andlaşmaya razı oldu. Katerina’nın da iştirakiyle akdedilen andlaşmaya göre Azak kalesi üç ay içinde boşaltılarak Osmanlılara geri verilecekti. Muhasaradan kurtulan Petro, üç ay geçti ama sözünü yerine getirmedi. Osmanlı Devleti yeniden savaş hazırlıklarına başlayınca Azak kalesi iade edildi.
 
TALAT PAŞA VE RUSLAR
 
Yıllar sonra Lenin Rusya’sıyla (Bolşeviklerle) Brest-Litosk mütareke görüşmelerini (1918) iki ay süreyle yürüten Talat Paşa, o zamanki Sefirimiz Galip Kemali Bey’e, “Galip Bey, görüyor musun, kızıl da olsa, siyah da olsa Moskof yine Moskof’tur. Gelecek nesiller bunu unuturlarsa maaz Allah izmihlalimiz olur” diyecektir.
 
Suriye’de, sınırımıza yakın bölgelerdeki PKK-YPG’lileri otuz km. aşağıya sürmek için girişilen harekâtlar önce ABD, Sonra Rusya tarafından “Biz onları bölgeden uzaklaştırırız” sözü üzerine
 
durduruldu ancak her ikisi de mutabakatların gereğini yapmadılar. Çünkü sözleri ahlâkî değil siyasî idi, ahlaktan yoksundular. Gerçekte PKK’ya desteklerini sürdürdüler, harekâtları engellemekle onları helak olmaktan kurtardılar. Türkiye ile yaptıkları devriyelerin arkasından PKK ile devriye gezdiler.
 
Manevî sorumluluğu olmadığını düşündükleri laik yeminleri de ahlaktan yoksundur.
 
PUTİN PETRO’NUN YOLUNDA
 
Putin Rusya’sı, Suriye’de oyunlarını oynamaya devam ederken, Azerbaycan’ın Ermenilere karşı kazandığı Karabağ zaferini de, sözümona mütareke (ateşkes) denetimleriyle neticesiz bırakmaya çalışmıştır. Zafer bayrağının burca çekileceği, tam da Nahcivan-Azerbaycan bağlantısının sağlanacağı bir anda müdahale etmesi onun bu kötü niyetinin açık göstergesidir. Son hamlesiyle Rus lider Putin, Türk dünyasının birbiriyle gelişmesi kuvvetle muhtemel irtibatını da kesmiş oluyordu. Seleflerinin yaptığını yaptı. Öncekiler yol kesiciliği alfabe değişikliği, ırk dayatması gibi kültürel siyasetlerle ve Türklere ait topraklara adeta kama gibi Rus ve Ermenileri iskân etmek gibi uygulamalarla yapmışlardı.
 
Tarihin imbiğinden geçmiş bir sözü burada kaydetmeden geçemiyeceğiz: Ayıdan post Rus’tan dost olmaz!
 
Gazi Ahmet Muhtar Paşa’nın kâtibi Mehmet Arif Bey, “Başımıza Gelenler” adlı kitabında şöyle diyor: “Önceleri tarih ilmine hiç önem vermezdim. Geçirdiğim tecrübelerle aklım başıma geldi. Meğer tarih bilinmezse devlet gemisinin dümenini istenilen semte çevirmek mümkün değilmiş… Hâsılı bizim kolumuzu kırıp, belimizi büken şey devlet adamlarımızdan çoğunun tarih bilgisinden mahrum oluşlarıdır.”
 
AL BİRİNİ VUR ÖTEKİNE
 
Genelleme yapılmasına soru işaretiyle bakanlar olabilir ancak söz konusu olan Müslümanlık ve Türklük olduğunda Avrupası, Amerikası, Rus’u, kısaca İslâm dışı unsurların hepsi birbirinin aynısıdır.
 
Mesela, pek çok örnek arasından işte Tito: Balkan –Bosna Hersek- Müslümanlarına söz verip de sözünde durmayan bir adamdır Yugoslavya diktatörü Tito. İkinci Dünya Savaşı yıllarında, “Alman işgalini kaldırmama yardım edin size özerklik vereceğim” diyerek Boşnakların desteğini almış ancak savaş bittikten sonra katliam ve zulümden başka bir şey vermemiştir.
 
Bosna-Hersek ziyaretinde “Bosna’nın daha çok işi var” demiştim. Doksanlı yıllardaki katliamdan sonra Sırplar bugün de katliam peşindeler. Almanya, Bosna’dan göç kabul etmekle demografik yapıyı bozmaya çalışıyor. Bilhassa burada uyanık olmak zorundayız.
 
PARAYI ALIR MALI VERMEZLER
 
Birinci Dünya Harbi öncesinde İngilizler, parasını aldıkları halde Osmanlıların sipariş ettiği savaş gemilerini vermemişlerdi. Amerikalılar da aynen İngilizler gibi yapıyor, parasını aldıkları halde F35 uçaklarını vermiyorlar.
 
Rastgele seçeceğimiz daha pek çok örnek var. Görüldüğü gibi adamlarda ahde vefa yok. Masaya oturduklarında olumlu, yapıcı, anlayışlı gibi davranırlar ama masadan kalktıktan hemen sonra, daha andlaşmanın imzası kurumadan vaadlerinin aksine olarak menfaatleri –hatta düşmanlıkları- neyi gerektiriyorsa onu yapmaktan çekinmezler.
 
Türkiye, geçmiş hadiselere ibret nazarıyla bakmalı ve geleceğe dönük adımlarını ona göre sağlam atmalıdır
...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
İnsan Olmak
Sonuç olarak demek ki neymiş:Önce insan olmak gerekli imiş..Bunun içinde doğru Müslüman olmam şart...Sözde değil öz de müslüman..batı dünyasından bunları beklemek imkansız...Bizim dostumuz ne Arap müslümanları ve nede yeterli miktarda diğer Türk ülkeler..Türkiyenin dostu sadece ve yalnızca kendisidir.Bir zamanların osmanlısı gibi kimseye muhtaç olmadan zamanın gücü olmak mecburiyetimiz vardır.Bu topraklarda ebediyen kalmak istiyor isek...Saygılarımla
Yorum Ekleyen: Ahmet Günal     11.11.2021 10:30:13
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya