*İmparator Yuannis 31 Ekim 1448’de elli yedi yaşında evlat bırakmadan öldü.
03.12.2021 09:16
142 okunma
Son İmparator XI. Konstantin
İsmail Aydın

*İmparator Yuannis 31 Ekim 1448’de elli yedi yaşında evlat bırakmadan öldü. Yerine Mora despotu olan kardeşi Kostantin Dragazes, validesi, kardeşleri ve memleket ileri gelenlerinin tasvipleriyle imparator oldu. Keyfiyeti Osmanlı hükümdarı Sultan İkinci Murad’a bildirmek üzere Bizans tarihçisi meşhur Françes elçi olarak Edirne’ye geldi, yapılan seçim padişah tarafından kabul olundu. Bunun üzerine Mora’ya giden bir heyet de Kostantin’e imparatorluk tacını giydirmiştir. Kostantin’den boşalan Mora despotluğuna, Kostantin’in kardeşleri Tomas ve Dimitriyos gönderilmişler, bunlar Kostantin’e muhalefet etmeyeceklerine dair yemin ederek işe başlamışlar ancak birbirleriyle uğraşmışlardır.

İSTANBULUN ZAPTI ZARURET HALİNİ ALIYOR

Artık Rumeli’deki durumu sökülemez derecede kuvvetli olan Osmanlı devleti, uzun senelerden beri edindikleri tecrübe ve Anadolu’dan Rumeli’ye geçmek istediğinde Çanakkale boğazının Varna muharebesine rastlayan günlerde olduğu gibi kapatılabileceği endişesini taşıdığından İstanbul’un alınması gerektiğini düşünmeye başladı. (1) Bu açıdan boğazlar ve İstanbul stratejik önemi haizdi. Ayrıca, Anadolu ve Rumeli’deki Osmanlı coğrafyası arasında Bizans ayrı bir yapıydı ve çıkardığı entrikalarla da kötü bir baş ağrısıydı. 1451’de hükümdar olan İkinci Mehmed (Fatih) İstanbul’un alınmasına kati olarak karar vermiş ve 29 Mayıs 1453’de şehri zabt ile Fatih unvanını almıştır. Bu sırada Avrupa’dan yardım bekleyen Bizans, kiliselerin birleştirilmesi dayatmasıyla çalkalanıyor, imparatordan sonra en yüksek dereceli devlet adamı olan Grandük Notaras ve taraftarları “İstanbul

içinde Türk sarığını görmek Lâtin serpuşunu görmekten daha iyidir” diyordu. Bu suretle Türk hâkimiyetini Lâtin-katolik hâkimiyetine tercih ediyorlardı.

Son imparator Kostantin, bir kısım adamlarının ve devlet erkânının bin türlü hıyanetlerine rağmen büyük bir azimle İstanbul’u müdafaa etmiş ve döğüşe döğüşe askerinin başında can vermiştir. Ve böylece Bizans İmparatorluğu tarihe karışmıştır. (2) Son imparator Kostantin’in imparatorluğu beş senedir. (1448-1453)

Değerli okurlarım! Osmanlı-Bizans münasebetlerini inceleyen bu çalışmanın sonuna gelmiş bulunuyorum. Son noktayı koymadan önce, şahsen yeni rastladığım şu fıkraları da sizlerle paylaşmak isterim.

FATİH TOPKAPIDAN ŞEHRE GİRİYOR

Topkapısından (Topkapı) İstanbul’a giren Fatih, şehrin güzelliğini görerek: “Hakikaten bunlar erkek adamlarmış. Onların muharebe esnasında böylece çarpışmaları ve ölmekten saadet duymaları boşuna değilmiş” dedi; sonra Ayasofya’ya girdi, her tarafı gezmek istedi ancak kalabalık sebebiyle fazla bekleyemeyeceğini bildirerek imparatorun sarayına gitti. Orada karşısına Kostantin’in başını getiren bir Sırp çıktı. Padişah Rum beylerine bu başın Kostantin’in başı olup olmadığını sordu. Onundur dediler, bunun üzerine Fatih: “Allah seni ne kadar yüksek yaratmıştı ve seni imparator yapmıştı; niçin böyle boş yere helâk olmak istedin?” dedikten sonra kesik başı patriğe gönderdi. (Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, Cilt I, Sayfa 492)

Fatih Sultan Mehmed, o tarihlerde diplomasi kanallarını da açık tutmuş, Peygamber (s.a.v.) hadisiyle tebşir edilen İstanbul’un fethini Kahire’ye gönderdiği name ve hediyelerle Memlûk sultanına müjdelemiştir. (3) Fatih, patrik seçimi ve İstanbul’un tanzimi için görülecek işleri tertip ve icabeden memurları tayin ettikten ve 18 Hazirana kadar İstanbul’da kaldıktan sonra Edirne’ye dönmüş ve büyük bir zafer alayıyla şehre girmiştir.

Değerli okurlarım! Kısmet olursa gelecek haftaki yazımızda bu anlatılanların bir hülasasını yapmaya ve doğurduğu sonuca işaretle yapmamız gerekenlere temas etmeye çalışacağız. (Gelecek hafta, Milletler Kendi İçinden Çöker)

___________:

(1) Bizans imparatorunun teşvikleriyle Papalık, Türkleri Balkanlar’dan çıkarmak için Macar, Bohemya, Eflâk, Hırvat, Polonya ve Alman milletlerinden müteşekkil bir Haçlı ordusu tertip etmişti. Venedikliler bu orduya gizlice gemi veriyordu. Haçlılar Tuna nehrini geçerek Vidin’e geldiler, burasını yaktıktan sonra yol üzerindeki köyleri ve hatta kiliseleri yağmalayarak Varna önüne geldiler. Osmanlılara ait yirmi sekiz nehir gemisini yaktılar. Jan Hunyad’a da Bulgaristan kıralı olacağı vaadi yapılmıştı. Haçlıların saldırılarıyla başlayan savaşta Osmanlı ordusunun sağ ve sol kolları dağılmış fakat Sultan Murad telâş göstermeyerek kumandayı bırakmamıştı. Osmanlı ordusunun sağ ve sol kollarının bozulduğunu gören Macaristan kıralı Ladislas, heyecana kapılıp Jan Hunyad’ın menetmesine rağmen kendisini tutamıyarak Polonyalı kuvvetlerle beraber Osmanlı ordusu merkezine ve padişahın üzerine hücum ile sancakların bulunduğu yere kadar geldi. Yeniçeriler şiddetle müdafaada bulundular. Merkezden içeriye giren düşman kuvvetlerini

çevirdiler. Kıralın atının ayağı kırıldı, kendisi öldürüldü. Polonya kuvvetlerinin maneviyatı bozuldu, Haçlı ordusunda umumi bir panik husule geldi, Jan Hunyad muharebe sahasından kaçtı. Sekiz-dokuz saat kadar süren muharebe sonunda Varna zaferi kazanıldı. (10 Kasım 1444) Jan Hunyad’ın mağlup olması, Osmanlıların daha evvelki mağlubiyet lekesini sildi ve Türklerin Rumeli’deki hâkimiyetini pekiştirdi.

(2) Hal edildikten sonra Selanik’e götürülen, sonra da Selanik’in elden çıkma tehlikesi belirdiğinde esir edileceği düşünülerek İstanbul’a getirilen II. Abdülhamid, Birinci Dünya Harbi yıllarında da aynı tehlike belirip başka bir şehre nakli düşünüldüğünde buna karşı çıkarak, Kostantin hadisesini hatırlatmış ve gelenlere, “İmparator İstanbul’u dedeme dövüşe dövüşe teslim etmişti, gerekirse ben de aynı şeyi yapar şehri dövüşe dövüşe teslim ederim, şurdan şuraya adımımı atmam” demişti.

(3) Fatih Sultan Mehmed, hem yeni hükümdar olan Melik Eşref Seyfeddin İnal’ı tebrik ve hem de İstanbul fethini tebşir etmek üzere Kahire’ye elçi ve hediye ve Rum büyüklerinden iki esir göndermişti. Bunlar 23 Şevval cumartesi günü Kahire’ye gelmişlerdir… Fevkalâde sevinci mucip olan bu tebşirat dolayısiyle Kahire baştan başa donanmış ve bu donanma günlerce sürmüş, Sultan’ın tablhanesi (bandosu) her gün sabahları çalınmıştır; halk içten gelen tezahürat yapmışlardır. Fatih’in gönderdiği hediyeler Türklerde uğur sayılan dokuz adedi üzerine tertip edilmiştir. Bunlar dokuz kafes (hasır sandık) samur, dokuz kafes vaşak, dokuz kafes kakum, dokuz kafes sincap, dokuz kafes sırma işlemeli kadife, dokuz kafes sırmasız renkli kadife, dokuz kafes atlas kumaşlar ve dokuz kadar köle idi… Memlûk Sultanı bu nâmeye cevap vermiş ve bilmukabele hediyeler göndermiştir. (Uzunçarşılı, a.g.e. sayfa 493’teki (1) nolu dipnot.)

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
İsmail Aydın
DİĞER YAZILARI

İSMAİL AYDIN KİMDİR?

İsmail Aydın, Hukukçu yazar. Anacığının anlatımına göre koç katımında doğmuş. Koç katımı, Yozgat’ta ekim ayının sonu ile kasım ayının başında olur. Dolayısıyla doğum günü belli değil ama Aydın, doğum günü olarak 29 Ekimi benimsiyor. Koç katımı, döl almak üzere erkek koyunun (Koç) dişi koyunlar arasına bırakılmasına denir.

Peki, hangi yılın koç katımı? O da belli değil. 1950 olabileceği gibi 1949’a da ihtimali var. Her nasılsa nüfusa 08.02.1953 D.lu olarak tescil edilmiş. Yaşı küçük diye ortaokula kabul edilmemiş, bu defa da mahkeme kararıyla, ay ve gün sabit kalmak üzere 1950 olarak tescil edilmiş. İsmail Aydın, doğum gününün bile doğru dürüst kayıt altına alınamayışını, okur-yazar olmayan tolumun  “hal-i pürmelâli” olarak niteliyor.

İsmail Aydın İlkokulu Sorgun’a bağlı Temrezli köyünde, ortaokul ve liseyi Yozgat’ta okudu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden 1977 yılında mezun oldu. Yedek subay olarak yaptığı askerlik görevinden sonra Sorgun’da altı yıl avukatlık yaptı. Ekim 1986’da Diyarbakır / Bismil’de Noter oldu. Kastamonu/Tosya, Bolu ve Ankara’da çalıştı, 2015 Şubatında emekliye ayrıldı.

İsmail Aydın çilekeş Anadolu’nun yanık sesi olarak çıkıyor karşımıza. Türkiye’mizin karşı karşıya bulunduğu sorunlara ilişkin çözüm önerileri sunuyor. Üzerine titrediği kesim Gençlik. Ağırlıklı olarak üzerinde durduğu sorun Eğitim.

İsmail Aydın, fakülte yıllarından itibaren yazı hayatının içinde oldu. İlk gençlik yıllarıyla beraber memleket meseleleriyle ilgilendi. Tartışmalı radyo ve televizyon programlarına katıldı. Çeşitli dergi ve gazetelerde yazıları yayımlandı. Şubat 2013’ten beridir, internet ortamında yayın yapan Ana Haber Gazete’de yazmaya devam ediyor.

Meteorolojinin Sesi Radyosu’nda 2013-2016 yılları arasında yayınlanan Kıssadan Hisseler Programı’nın yapım ve sunuculuğunu üstlendi. Türkiye Noterler Birliği’nin Meslekî Forum Sitesi’nde anılarını yazdı.

Ağustos / 2016’da “Batı’nın Gücü Nereden İleri Geliyor?”, Kasım 2016’da “Yeniden Yükselişe Doğru”, Şubat 2017’de “Umut Ülke Türkiye”, Mayıs 2017’de “Bir Noterin Anıları”, Ağustos 2017’de “Kaybettiklerimiz”, Ocak 2018’de “Kıssadan Hisseler”, Mart 2018’de “Niçin Akif? Niçin Safahat?” isimli kitapları yayımlandı.

Yazı hayatını ve kitap çalışmalarını sürdüren İsmail Aydın evli ve dört çocuk babasıdır.

...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya