Son zamanlarda gençlere yönelik anket çalışmalarında bir hareketlilik dikkat çekiyor. Gençlere soruyu nasıl sorarsanız ona göre cevap alırsınız. Gençlere soru sorarken ruh haliniz de önemlidir. Sorduğunuz soruda kendi içi korkularınız, panik ve telaşınız bulunuyorsa alacağınız cevaplar da ona göre olacaktır.
10.12.2021 09:34
1 yorum
555 okunma
"Gençlik Nereye" Sorusu Üzerine Düşünmek
Doç. Dr. Şemsettin Kırış

Son zamanlarda gençlere yönelik anket çalışmalarında bir hareketlilik dikkat çekiyor. Gençlere soruyu nasıl sorarsanız ona göre cevap alırsınız. Gençlere soru sorarken ruh haliniz de önemlidir. Sorduğunuz soruda kendi içi korkularınız, panik ve telaşınız bulunuyorsa alacağınız cevaplar da ona göre olacaktır.

Çocuklar ebeveynlerinin aynasıdır. Biz nasıl yetiştirirsek ona göre bir tablo ile karşılaşırız. Ebeveynler önce kendilerine bakmalıdır. Asıl mesele yetişkinlerde bulunmaktadır. Yetişkinlerimiz, iç tutarsızlıklar yaşıyor. Bir kere şu gerçeği tespit edelim. Toplumun ayarları bozuldu ve bozuk ayar ile tabîî ayar arasındaki makas giderek artıyor. Eğitim- istihdam ilişkisinde ayar bozuldu. Herkes beyaz yakalı olmak için okur hale geldi. Kimse mavi yakalı olmak istemiyor. Gençlere iş beğendiremiyorsunuz. Çünkü yetişme tarzları ona göre olmuş. Mühendislik gibi uygulamalı alanları tercih edenler bile mavi yakalı olmak istemiyor. Fabrikada, sahada, açık alanda çalışmak istenmiyor. Gençlerde bedenî çalışma hevesi bulunmuyor. Bedeni çalışmanın bir nevi spor olduğu hissi bulunmuyor. Zaten teknoloji bağımlılığı geceleri gündüz, gündüzleri gece haline getirmiş. Sabahlara kadar ekran karşısında bulunan bir gençten ne bekleyebilirsiniz? Anneler babalar bir yandan doktorluk, hâkimlik, kaymakamlık görevinin altında bir görevi çocuklarına konduramıyor. Bir yandan da çocuklarının arzu ve isteklerine eleştirel yaklaşan söz söylemeyi eski kafalılık görüyor. Yetişkinlerdeki çelişkiler çocuklarda ve gençlerde tezahür ve tebarüz ediyor. Şimdi İmam Hatipler’de de dip dalga var deniyor. İmam Hatib’e çocuklarını gönderenlerin hangi amaçla gönderdiklerini gözden geçirmeleri gerekiyor. İmam Hatip Okullarını sadece “çocuğunu madde bağımlısı yapmayacak okul” olarak görmek ne kadar doğru bir yaklaşım olabilir? Talim ve tedris müesseselerine doğru ve iyi bir niyetle yaklaşılırsa güzel neticeler alınır, çocuklarımız da bizi mahcup etmez. Önce niyetlerimizi ve bu okullara yüklediğimiz anlamı sorgulamamız ve düzeltmemiz lazımdır.

İçinde bulunduğumuz toplumumuzun sosyolojisi muazzam değişimler yaşıyor. Üretim- istihdam ilişkisinde ayar bozuldu. Ülkemizin sahip olduğu toprak parçası ile nüfus popülasyonu ilişkisinde ayar bozuldu. İnsan kaynaklarımızın doğru ve verimli kullanımı ile insan kaynaklarımızın sürdürülebilirliği temel bir problem olarak görünüyor. Uluslararası sistem bir yandan ulus devletleri ileri ya da geri kalmış gibi kategorilere ayırıyor. Bir yandan da ulus devletlerin dışardan finans girişi olmadan kendini finanse etmelerine müsaade etmiyor. Dışardan sermaye girişi olmadan kendi yağı kavrulmak, kendi ayakları üzerinde durmak isteyen ülkelerde destabilizasyon kaçınılmaz olur gibi bir hava estiriliyor. Küresel yasaları harfi harfine kabul edeceksiniz. Küresel insan mühendisliğini kabul edeceksiniz. Kendi insan kaynaklarınıza şekil verilmesine onay vereceksiniz.

Gençler elimizden kayıp gidiyor deniliyor. Gençler elimizden kayıp gitmesi bir anda olmadı. Gençlerimizi elimizden almalarının hukuk, eğitim ve istihdam olarak alt yapısını çoktan attılar, neredeydik? Yürürlükten kaldırılan 743 sayılı kanunun 267. maddesinde şu cümle vardı: “Ana baba, çocuklarını tedip hakkına maliktir.” Tedip hakkı anne ve babanın çocuğunu kendi değerleri doğrultusunda yetiştirmesi ve ona tesir etmesi demektir. Anne ve babanın çocuğuna tesir etmesi maddi ve manevi otorite ile de alakalıdır. Türkiye’nin üç maddesine ihtiraz kaydı koyduğu Çocuk Hakları Sözleşmesi çocuklar üzerinde anne ve baba otoritesini kaldırmıştır. Etnik veya mezhebi farklılıklar sebebiyle, iç karışıklık çıkarmasınlar diye ekonominizi de dışa bağlı kılmak zorundasınız. Tedip hakkını ortadan kaldırmışsınız, çocuğun birey olarak mutlak arzusunu esas almışsınız, nasıl bir manzara oluşacağı bellidir. Çocuk hakları sözleşmesinin pratikteki sonucu “18 yaşına kadar mutlak sorumsuzluk” şeklinde algılanmak olmuştur. Bu algılanma biçimi yanlış da değildir. Anne ve babanın tedip hakkı ilga edilmiştir.  

Modern ulus devletlerde din eğitimi, dindarlığın bireyde, herhangi bir dış baskı olmaksızın kendiliğinden teşekkül etmesi teorisine dayanır. Aile, etki yapabilir ama baskı yapamaz. Çocukların anne ve babalarının hiçbir şekilde kendilerine baskı yapamayacağını bilgisiyle yetişmeleri, ebeveyn-çocuk ilişkilerinin formatını belirliyor.  Ana ve babanın eli çocuğuna mahkûmdur. Çocuk anne ve babasına mecbur değil, anne ve baba çocuğuna mecburdur.  

Son on yılda İslami ilimlerle meşgul insan kaynaklarımızda ciddi bir misyon ve vizyon değişimi yaşanmıştır. Cumhuriyet dönemi din eğitiminin de evrim geçirdiğini söylememiz lazım. Bir örnekle açıklayayım. Bundan 35- 40 sene evvel bizim kuşak İslamî ilim talebeleri İlahiyat’ta okurlarken hocalar, “aman İslam’ı yanlış tebliğ etmeyin” derlerdi. Bunu o kadar çok söylerlerdi ki, birine İslam’ın bir emrini hatırlatmaya korkardık. Şu an İlahiyat Fakültelerinde “İslam’ı yanlış tebliğ etmeyin” modundan “hiç tebliğ etmeyin, temsil edin” moduna geçildi. İslami ilimlerle meşgul gençlerimiz çoğunluk itibariyle artık, “İslam’ı tebliğ etmeyin, temsil edin” misyonuyla yetiştiriliyor. Bunun pratikteki anlamı şudur: Kimsenin hayat tarzına karışmayın, herkesin bireysel tercihlerine saygı duyun. Diyelim ki İslam’ın tebliğini bıraktık, iyi bir temsil yapacağız. İçinde yaşadığımız ortamlar İslam’ın temsilini destekliyor mu? Bireyin her türlü tercihinin dokunulmaz bir kült ve kutsal hale getirilmesine onay vererek mi İslam temsil edilecek? Kanaatimize göre İslam’ın temsili ferdî olarak değil içtimâî olarak gerçekleşebilir. Allah Teâlâ şöyle buyuruyor: “İşte böylece, siz insanlara şahit olasınız, peygamber de size şahit olsun diye sizi vasat bir ümmet yaptık.” (el-Bakara 2/143) Vasat ümmet İslam’ı temsil eden topluluktur. Bireyselliği mutlaklaştırarak İslam’ın temsilinde güzel bir noktayı yakalayamayız.

Toplumsal meşruiyetin sekülerlik temelinde belirlendiği bir ortamda İslam nasıl temsil edilecek? Bunu yapabilmeniz için dinin helal ve haramlarını ıskalamanız lazım. Ahlak merkezli dindarlık söylemi ile yola çıkmanız lazım. Hatta ahlak bile demeyeceksiniz. Etik diyeceksiniz ve etik temelli bir felsefeyi dinin ve tüm dini geleneklerin üstünde evrensel bir değer olarak kabul edeceksiniz. Küreselleşen dünyada “meşru dindarlık söylemi” ferdi planda ‘yalan söylememek’le eşitlenmiştir. Etik temelli modern paradigma, bireysel tercihin içtimâî tabanda karşılıklı kutsanması esasına dayanıyor. Ancak şunu belirtmeliyiz: Kendine karşı yalan söylemek etik kuralı ihlali değildir. Bugün etik kabul edilen çok şey dînî ve ahlâkî değildir. Din, bırakınız başkasına karşı yalan söylemeyi, kişinin kendine karşı da yalan söylememesini de emreder. Sıddıkiyet, kendine karşı da yalan söylememektir. Hz. Peygamber “din samimiyettir” buyurmuştur. (Buhârî, Îmân, 40; Müslim, Îmân, 55)Yanlış yaptığı zaman bunu fark etmek, kabul etmek, kendini düzeltmeye çalışmak kendine karşı doğruluktur. Sâdık, hem başkasına hem de kendine karşı doğru olan insandır. Etik, başkalarıyla ilişkiler ile ilgili bir yaptırımdır. Kendi idolleri için başkalarının idollerine de saygı duymaktır. Kendiyle uğraşmak ve yanlışlarını düzeltmeye çalışmak değildir. Başkalarına “sen benim yanlışımla uğraşma, ben de senin yanlışınla uğraşmayayım, karşılıklı olarak birbirimizin bireysel tercihlerin kutsayalım” mesajı vermek etik davranış olabilir ama ahlakî bir davranış olmaz.  

Helal ve haram hassasiyetinden bağımsızlaştırılmış gençlikle İslam nasıl buluşturulabilir? Dinin tebliğinden sorumlu olanlar, bu soruyu kendilerine sormalı ve düşünmelidir. Dine sahip çıkacak olanlar, İslami ilimlerle mücehhez insan kaynaklarıdır. Hakikat kalbin de dâhil edildiği her iştir. Dini anlatmakla görevli ilim ehli, öncelikle kendi nefislerinde hakikatin taliplisi olmalıdır. Gençlere hakikatin talibi olmayı, kendileri yaşayarak öğretmelidir. O zaman bu gençlik bir gün modern küresel dünyanın kocaman yalanlar yüklenmiş sütunlar üzerinde ayakta durduğunu anlamakta zorluk çekmeyeceklerdir.

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
1 yorum yapıldı
Güzel tespit ve öneriler
Muhterem hocam, güzel tespitlerde ve önerilerde bulunmuşsunuz, tebrik ederim. Bireylerin yetenek ve becerileri doğrultusunda iyi bir kariyer planlamasına, Milli ve manevi değerlerimize uygun; madde ile mana arasındaki dengeyi iyi kurmuş doğru bir Müfredata, iyi yetişmiş eğitimcilere sahip bir eğitim sistemi ile başarabiliriz. Bu yolda sabırla gayret etmiz gerekiyor. Gayret kuldan takdir Allah'tandır...
Yorum Ekleyen: Zekeriya Yerlikaya     10.12.2021 11:57:39
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya