İslâm İnkılabı’ yla ilgili ne biliyoruz?
29.12.2021 06:03
726 okunma
İslâm İnkılabı Hakkında
Mehmet Aktan

            İslâm İnkılabı’ yla ilgili ne biliyoruz?

            Daha doğrusu “İslâm İnkılabı” diye bir kavram var mıdır? Bu konuya hiç kafa yorduk mu?

            Yaşadığımız sürece böyle bir sözün telaffuz edildiğine hiç şahit olduk mu? Sosyal hayatta “İslâm İnkılabı” konusu kaç kere gündem oldu?

            Milletlerarası kültürel ya da siyasi organizasyonlarda hiç gündeme geldi mi?

            Bu konu üzerine yazılmış kaç tane kitap var?

            Kaç makale yazıldı? Kaç makale okuduk?

            Bu sorulara olumlu cevap verme imkânı bildiğim kadarıyla yok gibi.

            Değerli okuyucu;

            Aslında insanlığın gündeminden hiç düşmemesi gereken, zaman ilerledikçe aktüalitesi daha artıyor olması gereken bir konu var karşımızda.

            Ne var ki;

            Peygamber (S.A.S.) Efendimiz’ in peygamberliğiyle başlayıp (M.S. 610), ahirete irtihaliyle (M.S. 632) Arabistan’ ın tamamına 22 senede şamil olan bir inkılap hareketi, Efendimiz’ in (S.A.S.) vefatından sonra çok belirgin bir kesintiye uğramış, sonrasında da, ilk 22 yıldaki yayılma ivmesi hiçbir zaman yakalanamamıştır.

            Daha doğrusu; Peygamber (S.A.V.) Efendimizin vefatından sonra bir inkılap hareketinin devamından söz etmek pek mümkün değil. Sadece Yüce Din’ imizin insan fıtratına uygun olması nedeniyle, insan ve insan toplulukları İslâm’ ı tanıdıkça, kendiliklerinden intisap etmişler, İslâm bu şekilde yayılmaya devam etmiştir.

            Bunun dışında Müslüman topluluklar çok küçük istisnalar dışında neredeyse hiçbir zaman inkılapçılık ruh ve şuuruyla hareket etmemiştir.

            Hatta sözde Müslümanların (Gerçekte inanmamış münafıkların) din istismarcılığı,

Din’ imizin iman, ilim ve ihlas esaslarının farkında olmayan bağnaz, ham sofu, anlayışsız, bencil, menfaatperest, kibirli, merhametsiz, echel-i cühelâ güruhun dini anlayış ve anlatışları karşısında Yüce Din’ imize karşı ülkeler ve dünya çapında bir İslâm karşıtlığı gelişmiş ve hızla yayılmaya devam etmektedir.

            Zamanımızdaki İslâmofobi’ nin zemini budur.

            Değerli okuyucu;

            Zaman zaman şöyle sorularla karşılaşırız: Filan ilim adamı şu buluşu, icadı, keşfi yapmış. Tüm insanlığın hayatı bu sayede şu kadar kolaylaşmış. Şimdi bu alim Müslüman değil diye cehenneme mi girecek? Bu adalet mi? Dinimizin ne kadar az anlaşılmış olduğuna güzel bir örnek!

            Öncelikle bu soruya cevap vermemiz gerekiyor. Bu alime İslâm, arı duru münasip lisanla tebliğ edilmiş de buna rağmen İslâm’ ı kabul etmemişse, o alim onca ilmine rağmen İlmi, İradesi ve kudreti mutlak Yaratan’ a inanmadığı için daha büyük bir sorumluluk altındadır. Kendisine lütfedilmiş yüksek zekâ ve akla rağmen Allah’ a, merhametine, cennet’ e, cehenneme inanmayan bir insanın Allah’ ın affından, rahmetinden, cennetinden yararlanma hakkı olabilir mi?

            Ancak; Cennet’ in dereceleri olduğu gibi, cehennemin de dereceleri var. Cenab-ı Allah’ ın adaletinden asla şüphe edilmez. Hem imansız olup hem de insanlığa hizmeti dokunanla, zararı dokunanın aynı derecede cezalandırmayacağına iman, Allah’ ın adaletine imanın bir gereğidir.

            Kendisine İslâm layıkıyla tebliğ edilmemiş insanlar ise, ibadetten sorumlu olmayıp, sadece ilmi, iradesi ve kudreti mutlak bir Yaratıcı’ ya inanmakla ve insanlara, tabiata zarar vermemekle, faydalı olmakla  mes’ uldür.

            Öte yandan: Müslümanın cennetteki yeri de, ibadetiyle birlikte, kul hakkı yiyip yemediğine, başkalarına zararı ya da yararı dokunup dokunmadığına, Allah’ ın emir ve yasaklarına ne ölçüde riayet edip etmediğine bağlıdır.   

            ÖZETLE, iman ve amel konularında Yüce Rabbimiz; insanların havsalasının alamayacağı ölçüde ince ve keskin bir adalet ölçüsüyle kullarını tartacak ve sonucuna göre cezalandırıp ya da mükâfatlandıracaktır. “…Zerre-i miskal kötülük de, zerre-i miskal iyilik de karşılığını bulacaktır.

            Değerli okuyucu;

            İnsan ve toplumların İslâm’ a karşı bir tutum sergilemelerinin sebebi, biz Müslümanların İslâm’ı ve İslâm İnkılabını iyi anlayamamış ve anlatamamış olmamızdan kaynaklanmaktadır.

            Peygamber (S.A.S.) Efendimiz’ in; Ebu Cehil’ lere, Ebu Lehep’ ler, Kendisini Taif’ te taşlayanlara, Mekke’ de 3 yıl abluka altında tutanlara, Bedir’ de, Uhud’ da, Hendek’ te İslâm’ ı ortadan kaldırmaya çalışanlara karşı verdiği sabırlı mücadele, azimli mücahide, Sahabe’ ye karşı gösterdiği şefkat, merhamet, muhabbet ve feragat; henüz Müslüman olmamış olanlara karşı (Taif’ te) gösterdiği hoşgörü, sabır; düşmanlara karşı gösterdiği sarsılmaz mukavemet, İslâm İnkılabı’ nın kısa  zamandaki başarısının anahtarlarıdır ve tüm Müslümanların da örneği rehberi olmalıdır.

            Ne yazık ki zamanımızda biz dahil hiçbir İslâm toplumunda İslâm İnkılabı ruhu ve emeli mevcut değil. Hep savunmadayız.

            İslâm’ı ilk elden öğrenme, anlama, münasip bir lisanla ve lisan-ı halle başkalarına da anlatma, gerektiğinde düşmana karşı güç ve kudretle teçhiz etme niyeti, düşüncesi ve gayreti demek olan İslâm İnkılapçılığı ruhu ne fertlerimizde ve ne de dünyadaki hiçbir devlette mevcut değil. Halbuki İslâm İnkılapçılığı, yani İslâm’ı tebliğ vazifesi, ekstra bir vazife değildir. Müslümanlığın ibadet, muamelat gibi vazifelerinden birisidir. İslâm’ ın içinde mündemiçtir. İslâm’ ın mütemmim cüz’ üdür. Bütünleyici parçasıdır.

            Çünkü İnsanlık İslâm’ a muhtaçtır. Huzuru, sükûnu ve mutluluğu için İslâm’ la tanışması ve O’ nun müşfik, merhametli, adil, kanatları altına girmesi gerekmektedir. O nedenle bizim sabırla, azimle feragatle İslâm’ ı tebliğ etmemiz gerekiyor.

            Ancak bilmeliyiz ki; Dünyada İslâm hakim olmadığı için milyarlarca insanın küfür bataklığında yüzüyor olmasında, yüz milyonlarca Müslüman ya da gayri Müslüm, mazlum, mağdur, sahipsiz, himayesiz, aç ve bî ilaç insanın sessiz çığlıklarla yaşamalarında her Müslüman’ ın lakaytlığının payı var!

            Avrupa kapılarında olağanüstü kötü şartlarda sınırı geçmeye çalışan çoğu Müslüman milyonlarca insanın maruz kaldıkları mezalimde her birimizin payı olduğunu unutmamalıyız!

            Hristiyan misyonerlerin, batıl inançlarını yaymak için misyonerlik faaliyetleri hepimizin malumuyken, bizim üzerimize ölü toprağı serpilmiş gibi!  

            Bu konuya İnşaallah daha sonra devam edeceğiz.

            Allah’ a emanet olunuz.

Av. Mehmet AKTAN

...
Yorum Ekle
Adınız :
Başlık : Yorumunuz :
Dikkat! Suç teşkiledecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
...

sanalbasin.com üyesidir

ANA HABER GAZETE
www.anahaberyorum.com
İşin Doğrusu Burada...
İLETİŞİM BİLGİLERİMİZ
BAĞLANTILAR
KISAYOLLAR
anahaberyorum@hotmail.com
0312 230 56 17
0312 230 56 18
Strazburg Caddesi No:44/10 Sıhhiye/Çankaya/ANKARA
Anadolu Eğitim Kültür ve Bilim Vakfı
Anadolu Ay Yayınları
Ayizi Dergisi
Aliya İzzetbegoviç'i
Tanıma ve Tanıtma Etkinlikleri
Ana Sayfa
Yazarlarımız
İletişim
Künye
Web TV
Fotoğraf Galerisi
© 2019    www.anahaberyorum.com          Programlama: Murat Kaya